Bugün Pazar…

Işık hızıyla akıp giden bu hızlı gündemin baş döndüren ortamında, bana oldukça anlamlı gelen bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum;

Bir gün kırlarda gezintiye çıkan bir adam kenara oturduğu otlardan birinin dalında küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.

Adam bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı saatler geçmeye başladı ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.

Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük kanatları buruş buruştu.

Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın Allah’ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde hayat boyu unutamayacağı bir şey de öğrenmişti:

Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır.

Eğer Allah hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi o zaman bir anlamda sakat kalırdık. Olabileceğimiz kadar güçlenemezdik o zaman.

Ve asla uçamazdık..

 

Enver Ören

Birkaç gün önceki, “Enver Ören’e Şifalar Diliyorum.” başlıklı yazımdan dolayı çok eleştirildim.

O gün bana gelen bir bilgi, Enver Ören’in beyin kanaması geçirdiği yönündeydi..

İhlaszedeler, beni eleştiri yağmuruna tuttu.

Söyledikleri şuydu: “Batan paralarımız var. Ellerinde para, maddi kaynak olmasına rağmen alacaklarımız yıllardan beri ödenmiyor, mağduruz. İhlas Holding borçlarını savsaklıyor.. Bunu neden yazmıyorsunuz Tek yanlı gazetecilik olur mu ”

Enver Ören önceki gece ebedi hayata göç etti…

Allah’tan (cc) rahmet diliyorum. İhlas ailesine de başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Ancak, Holding yöneticilerinin atması gereken bir adım var;

İhlas Holding’te kimin alacağı varsa,

Kimin parası batmışsa,

Kim mağdur edilmişse…

Bu isimlerle tek tek görüşülüp helalleşmeli, el sıkışılmalı ve alacakları ödenmeli…

Aksi halde bu gölge merhumu takip etmeye devam eder…

 

Milligazete.com.tr’den…

 

* Danimarka televizyonunda bir araştırma seyrettim. Maymunların bulunduğu odada tavana bir muz asıyorlar. Bir de merdiven koyuyorlar. Muzu alıp yiyen maymunu bakıcılar dövüyorlar. Tavana tekrar muz asıyorlar. Bu sefer muzu yemek için merdivene tırmanan maymunu diğer maymunlar, “ama sonra dayak yersin!..” diye dövüyorlar. Sömürgeci ülkeler işgal ettikleri ülkelerde 1 milyon insanı öldürüyorlar. O ülkeleri kurtarma tiyatrosu oynuyorlar. Zamanla sömürge valileriyle, nemelazımcı yapıyorlar! (MUZAFFER ALEV)

* İslam’da sevgi var, şefkat var, fakirleri koruyup-kollama var, affedicilik var, hüsn-ü zan var, hep hayrın ve bereketin üzerinde durmak var. Güzel olan, sevindiren, insanları hoşnut eden, her türlü güzelliğin üzerinde durma ve onu elde etmeye gayret etme var. (ZEYNEP ŞAHİN)

nHocamızın vefatında yazdığımız şu mısraları tekrarlamak istiyorum; bir türlü Hocasını anlayamayan milletimizin başınız sağolsun. Bir dilim ekmek için, ekmek dağıtan arabanın ardında buz üzerinde dakikalarca koşan zavallı çocuk, senin de başın sağolsun.

Afrika’nın sıcağında günlük 2 liraya yaşamaya çalışan kadının da başı sağolsun. Süper güç dedikleri Amerika’da gökdelenlerin arka sokaklarında karton üzerinde aç sabahlayan insanlar sizin de başınız sağolsun. Allah Hocamızın mekanın cennet eylesin. Amin. (MUSTAFA)

 

 

Öğretmenler neden emekli olmak istemiyor

Son yıllarda özellikle ekonomik nedenlerle toplam öğretmen sayısının 100’de biri ancak emekli oluyor. Emekliliği gelmiş öğretmenlerimiz birtakım iyileştirme ve teşviklerle özendirilerek hak ettikleri, mutlu emeklilik hayatına kavuşturulmalıdır.

Bunların yerine atanmayı bekleyen 230 bin öğretmen adayı arasından atama yapılabilir. 2009 yılında 24 bin, 2010 yılında 41 bin, 2011 yılında 62 bin öğretmen atanmıştır. Oysa yıllar itibarı ile emekliye ayrılan öğretmen sayısı ise azalmaktadır.

2000’li yılların başlarında emekli olan öğretmenlerin sayısı yılda 30 bin civarlarında seyrederken, 2009 yılında 10 bin, 2010 yılında 9 bin 500, 2011 yılında ise 7 bin 600 öğretmen emekli olmuştur. Bunun nedeni öğretmenlerin emekli olduğunda maaşların azalmasından kaynaklanmaktadır. (GÜRKAN AVCI- DES GENEL BAŞKANI)

 

NOT: Bugün 24 Şubat 2013 Pazar. İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…