Gazetede sayfaya girecek haberi dalgın bir şekilde okurken telefonum çaldı; arayan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Bünyamin Yılmazdı. Kahramanmaraşta Kahramanmaraş Şiir Festivali yapıyoruz; TYB adına, sizi, şair olarak şiir okumanız için davet ediyorum, gelir misiniz dedi. Ben, masrafları kim karşılayacak ve geldiğim için ne olacak dediğimde; masrafları ve şiir okuduğunuz için verilecek ücreti TYB İstanbul Şubesi karşılayacak diye cevap verdi. Ayrıca, Kahramanmaraş Şiir Festivalinin, TYB İstanbul Şubesi ve Kahramanmaraş Belediyesi işbirliğiyle düzenlendiğini ve festivalin nasıl olacağını ayrıntılı bir şekilde anlattı. Bundan önce, birçok yerde birçok şiir matinesine (gecesine) ya da şiir günlerine katılmış hepsinden para almıştım. Bünyamin Yılmaz benim bu durumumu önceden bildiği için rakamı hemen söyledi. Tamam dedim, gelirim.
Kahramanmaraşa gideceğimiz gün geldi çattı. Atatürk Havaalanı İç Hatlar kapısından içeri girdiğimde, karşımda ilk olarak, kültür sanat sayfası editörlüğü mesleğinin piri saydığımız Zaman gazetesi kültür sanat sayfası editörü aynı zamanda usta denemeci Ali Çolakı gördüm. Çolakla merhabalaştık. Sonra Murat Tokay geldi. Hep birlikte güvenlikten geçtik. Ben uçağa hayatımda ilk defa binecektim. İlk defa uçak yolculuğunu yaşayacaktım. İlk yaşananlar her zaman heyecanlı, acemi ve güzel olur. Heyecanlı ve acemiydim. Ev dışında pantolon kemeri çıkarıp takmamış bir insan olarak kemeri çıkarıp takma zorunluluğunu görünce oradan geri dönesim geldi; az daha festivale gitmekten vazgeçecektim. Ama rezervasyon yapılmış, uçak bileti alınmıştı; dönemedim, yapacak bir şey yoktu.
Uçakta pencere kenarına denk geldim. Etrafımda tanıdığım kimse yok. Az sonra gazetemizin genç ve atak muhabiri Timuçin Mercanoğlu geldi. Biletine bakınıp duruyordu; bir de baktı ki benim hemen yanımdaki koltuk. Oturdu.
Uçak havalanmaya başladı. Evet, ilk defa uçuyordum; salıncağa binerkenki duygu oluştu bende. Çocukluktan kalma bu kadim duyguyu yaşamak her zaman hoşuma gider, yine öyle oldu. Uçaktan İstanbulu izlemek gerçekten harika bir şey. Dünyada eşi benzeri olmayan İstanbula bir kez daha hayran oldum; evet ben bu şehri gerçekten karşılıksız seviyorum.
Anadolu şehirleri, altımızda karınca yuvaları gibi görünüyor. Bulutların üzerinden geçerken pencereden çıkıp atlayasım geldi; o güzelim tabiat harikalarının içine. Bir ara sadece bulutlar geldiği için beyazlıktan başka bir şey göremedim. Dışarıda gördüklerimi içerideki Timuçin Mercanoğluna rapor ediyorum. Bir dağın üzerinden geçiyoruz, bir ırmağın tam üstündeyiz, bulutlara bak gibi raporlar sunuyorum. Bir ara otobüs yolculuğuyla uçak yolculuğunu karşılaştırma yaptım; "Otobüs yolculuğu uçak yolculuğuna karşı daha insanîdir; uçak yolculuğu ise yapaydır; biz otobüs şairleriyiz; uçak şairi ise Attilâ İlhandır" dedim. Ardından, Attilâ İlhanın "Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden / Belki Yeşilköyde uçağa biniyorsun" dizelerini okudum.
Kahramanmaraş Havaalanına indiğimizde vakit öğleye yaklaşıyordu. Ali Çolakla birlikte uçağın merdivenlerinden inerken Çolak, Kahramanmaraş Havaalanı için; "Tipik bir kasaba garajı" dedi; sanki Dostoyevski romanlarından bir cümle okur gibi bir eda ve halet-i ruhiye ile.
Festival ekibi Kahramanmaraş Havaalanında bizi karanfillerle karşıladı. Karanfilleri bize sunanların genç kızlar olması dikkatimden kaçmadı; sistemin sanat etkinliklerine dayattığı bu yapay kızlı karşılamalar, şiir için gelen insanlarla çelişkiliydi. Ki karanfil cenaze çiçeğidir bir nevi; içimden Türk şiirinin cenazesine geldik galiba dedim.
Otobüslerle kalacağımız otele götürüldük. Otelde bir karman çorman hava yaşandı. Kimin hangi odada kalacağı belirsizdi. Kimliğimizi alıp kayıt yaptılar ama odalar yine karman çorman oldu; oradan oraya dolaştırdılar bizi. Sonunda otelin apart denilen binalarına götürdüler; binalar mütareke yıllarından kalmış, ortam savaş zamanında terkedilmiş gibiydi.
Otelden yemeğe gitmek için bindiğimiz otomobilde şairlerden Hüseyin Akın, Şeref Bilsel, Suavi Kemal Yazgıç ve ben vardım; "Uçak düşmedi geldi yahu, düşseydi Türk edebiyatının yarısı ölürdü" dedim. "Ondan sonra edebiyat dergileri 30 yıl özel sayı yayımlamak zorunda kalırdı; düşünsenize 30 edebiyatçı için özel sayı lazım olacak; büyük iş çıkardı dergilere" diye ekledim. Yemek yiyeceğimiz yere varana kadar konuya devam ettik.
Kahramanmaraş Belediye binasından içeri girdiğimizde güvenlikçi üzerinizde kesici alet var mı dedi; Hüseyin Akın her zaman ki muzipliğiyle; "Üzerimizde kesici alet olarak şiir var" dedi. Dördümüz birlikte güldük, güvenlikçi de gülümsedi.
Yemekten sonra şehir turu başladı. Bir otobüs basın mensubu bir otobüs dolusu da şair var. Kentin tarihi yerlerini gezdirmeden önce belediyenin yeni yaptığı yerleri gösterdiler bize. Kendimi bir ara jeoloji mühendisi zannettim; belediyenin yaptığı binaları resmen kolaçan ediyorduk çünkü. Neyimize yarayacaksa. Sonra akıl edildi de tarihi yerlere götürdüler bizi. Sütçü İmamın Maraşlı Müslüman kadının peçesine dil uzatan Fransızları öldürüp Maraşın kurtuluş savaşına başlamasına vesile olan tarihi hamamın önünden geçerken otobüsteki belediye arkeologu hamamı anlattı ama bu olaya hiç değinmedi; nasıl restore ettiklerini falan anlattı; pafta numaralarını bildirdi; sanki bizler hamama müşteriyiz. Dayanamadım hamamın gerçek önemini (Sütçü İmamın Fransızları vurarak kurtuluş savaşını başlattığı olayı) anlattım. Otobüstekiler de dinledi.
Maraşın simge isimlerinden Sütçü İmamın mezarını ziyaret ettik. Camide namaz kılındı. Cami avlusunda dünyaca ünlü Maraş dondurması dağıtıldı. Zaten dondurma dediğinde Maraş dondurmasıdır; diğerleri dondurma değil krem; taklit yapay ürünlerdir. Dondurmaları yemek için kaşık kalmadı; bana, Murat Tokay ve Ali Çolaka. Naylon çatal kaşıklar getirildi; Ali Çolak dondurmayı nereden koparacağını deneme yanılma yoluyla ararken Şeref Bilsel bu durumu kaçırmadı; "Denemeci işte bakın, deneyerek bulmaya çalışıyor" dedi. Dondurma yerken, Ali Çolak benim hangi liseden mezun olduğumu sordu; Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü diye cevap verince, sen de benim gibi meslek liselisin yani dedi, evet dedim, Çolak da; "Bir meslek liseli edebiyatçılar antolojisi hazırlamak lazım" dedi. Aslında neden olmasın, öyle değil mi Ali Çolak.
Kahramanmaraş Atatürk Meydanını ve meydanın yanındaki Taş Mesciti gezdirdiler. Meydandan geçerken bilbordlarda Kahramanmaraş Şiir Festivali afişlerini gördük. Bilbordlardaki afişlerde festivale katılan şairler yerine şiirle alâkası olmayan dört popüler ismin resimleri ve isimleri vardı. Beraber yürüdüğümüz şairler Turgay Nar, Hüseyin Akın, Şeref Bilsel, Suavi Kemal Yazgıça bilbordları göstererek; "Bakın hocam sizin resimlerinizi koymuşlar" dedim; afişleri sarakaya aldım.
Akşam otobüslerle otele bıraktılar bizi. Yanımızda bir tane görevli yok. Otelden apart otellere yürüdük. Sanki Tarkovskinin labirentlerle dolu karanlık bir filminin içindeyiz; kendimizi Tarkovski filmlerinde oynayan karakterler gibi hissediyoruz. Labirentlerden dolayı yön duygumuzu kaybettik. Sağa sola bakınarak kalacağımız apart otelleri bulduk. Montları olan montlarını giydi; tekrar otelin önüne geldik. Şairlerden Turgay Nar, Hüseyin Akın, Şeref Bilsel, Suavi Kemal Yazgıçla birlikte otelin cafesine (kafe) oturduk. Turgay Narı ben sadece şair olarak bilirdim. Nar, aynı zamanda tiyatrocuymuş; hem de önemli bir tiyatrocu; kıymeti bilinmeyen usta bir tiyatrocu. Türk tiyatrosunu konuştuk. Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatrolarının içinde bulunduğu durumu konuştuk.
Tekrar yine karanlık bir korku filminin içine düştük; oraya buraya bakınarak apart otellerimize vardık. Turgay Nar ile ben diğer üç şairin misafiri olduk. Ben melemen yapacaktım; Şeref Bilsel de çay demleyecekti. Ki bu teklif de Bilselden gelmişti. Ama olmadı çünkü çay demleyeceğimiz ketıl bozuk çıktı. Melemen ve çay yattı. Bunun üzerine yine biz sohbete başladık. Turgay Nar çok konuşuyordu. Dertliydi. Severim böyle dertli insanları. Hele şairse iki kere severim. Gecenin ilerleyen saatinde (gece saat 02de) Turgay Nar, şiir okumaya başladı. Nar, şiir okumaya başladıktan kısa bir süre sonra Suavi Kemal Yazgıç uyudu.
Ben sabaha kadar uyuyamadım. Yer değişikliği yaptığım zaman, ben uyuyamam; yine öyle oldu. Otel odasında yalnız başıma, öte dön beri dön sabah ettim. Sabah kahvaltı yaptık. Yeni bir gündü; festivalin ikinci günü; günlerden Cumaydı.
Başka bir otele taşındık; kaldığımız otel geçiciymiş asıl kalacağımız otele taşıdılar bizi.
Kahvaltıdan sonra Çatkapı Şiir Buluşmaları çerçevesinde okullara gidecektik. Ben, Osman Konuk ve Hüseyin Kaya Kahramanmaraş İmam Hatip Lisesine denk geldik. Üç şair iki belediye başkan yardımcısı eşliğinde okula vardık. Müdür yardımcısı bizi kapıda karşıladı. Edebiyat bölümü sınıfı olan bir sınıfa aldı bizi. Baş tarafa Osman Konuk, yanına ben, benim yanıma da Hüseyin Kaya oturdu. Önce Osman Konuk konuştu, sonra ben, sonra da Hüseyin Kaya. Güzel bir şiir sohbeti yaptık. Üç şair de memnunduk. Okuldan çıktıktan sonra iki başkan yardımcısı bizi Körsuluya götürdü; orada, çay kahve muhabbet. Sonra, Cumhuriyet tarihinin üçüncü büyük camisi olan Abdülhamit Han Camiinde üç şair beraber Cuma namazını kıldık.
Akşam, yemekten sonra, Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezindeki programa katıldık. Festivalin teması Necip Fazıl Kısakürekti ama programın açılışı Orhan Veli Kanıkın şiiri okunarak yapıldı. Ardından da Necip Fazıl Kısakürek Onur Ödülü dünyaca ünlü şair Başbakan Recep Tayyip Erdoğana verildi. Kitaplar dolusu şiirler yazmış (dikkat, okumuş demiyorum) Recep Tayyip Erdoğan dururken orada bulunan şairlere ne oluyordu, değil mi ama. Şairlere ödül verilmedi, ödül yerine dondurma verildi. Şairler dondurma yesin!
Sirk alanına, pardon kültür merkezinin havasına biz şairler yarım saat dayanabildik. Kültür merkezinden çıktık. Güya sigara içip döneceğiz dedik, resmen kaçtık.
Şair Mustafa Köneçoğlu biz şairleri Aldo adında bir pastaneye götürdü. İki masayı birleştirip oturduk. Masada karşılıklı oturan şairler şu isimlerdi: Bünyamin K, Ömer Yalçınova, Kamil Eşfak Berki, Osman Konuk, Cafer Keklikçi, Zafer Acar, Mustafa Köneçoğlu, Ahmet Murat, Ercan Yılmaz ve Hüseyin Akın. Kamil Eşfak Berki dolu dolu birikimiyle şiir ve kelime köklerine dair konuştu. Bendeniz şiirle uyuşturucu arasındaki bağlantıyı ya da bağlantısızlığı anlattım. Osman Konuk şiirin yazılış sürecini anlattı. Ahmet Murat muhafazakâr sanat konusunda konuştu. Gece 12ye kadar oturduk, pastane kapanmasaydı daha otururduk; pastane kapandığı için kalktık.
Hep birlikte iki otomobille otele döndük.
Otelin lobisinde sohbete devam ettik. Gece 02ye kadar şiir konuştuk. Gerçekten çok güzel oldu. Çünkü dedikodu yapmadık; değişik şairlerin şiirleri hakkında konuştuk.
Cumartesi günü otelin arka tarafındaki çayhanelerden birine oturduk. Masada şu isimler vardı: Zafer Acar, Selçuk Küpçük, Hüseyin Kaya, Cafer Keklikçi, Mustafa Uçurum ve Gökhan Akçiçek. Yarım saat sonra masaya Osman Konuk da geldi. Hep birlikte çay içtik; sohbet ettik. Şairlere Maraş otunu tanıttım. Çaycı otu getirdi; ben de uygulamalı bir şekilde şairlere anlattım.
Şairler ikindiye doğru şiir okumaları için Kahramanmaraş Kalesine götürüldü. Tarihi kalede, yemyeşil ağaçların altında, güzel bir sahne kurulmuş; sunucu tarafından şairler sırayla çağırılıyor; şiirlerini okuyorlar. Bir ara yağmur döküştürdü. Şiir okumalarında bazı şair geçinen büyüklerimiz gereksiz konuşmalar ve uzun kötü şiirler okudu. Ama güzel şiir okuyan şairler de vardı. Şiir okumalarında Hüseyin Akın duru şiir okuyuşuyla, Fatma Çolak mahcubiyetiyle, Zafer Acar uzun şiir okuyuşuyla, Esra Elönü heyecanıyla, Cafer Keklikçi mahcup, heyecanlı ve uzun şiiri hızlı ve hareketli okuyuşuyla, iki şiir okuyuşuyla ve şiir okumayı bitirdikten sonra yaptığı espriyle, Şeref Bilsel en kısa şiir okuyan şair olmasıyla dikkat çekti.
Akşama doğru, Kahramanmaraş Şairler Parkının açılışı yapıldı. Ben, Zafer Acar ve Bünyamin Yılmaz birlikte dolaştık parkı. Bir ara Ülke Tv muhabiri bana mikrofon tutarak festivali değerlendirmemi istedi. Kısa bir demeç verdim. Sonra Zafer Acara tuttu mikrofonu, Acar da kısa bir demeç sundu. Şairler Parkı, Maraşın en büyük parkı olmuş. Güzel, ama şehir merkezinden uzak bir yerde. Bu iyi değil.
Şairler Parkı açılışından sonra Ahır Dağındaki Teras denilen yere götürdüler bizi. Terastan bakınca, şehir ayaklarımızın altındaydı. Kahramanmaraş, gerçekten gelişmiş büyük bir şehir olmuş, Büyükşehir statüsünü fazlasıyla hak ediyor.
Terasta otururken Arif Burun geldi, merhabalaştık. Masaya oturduk, masada şu şairler vardı: Mustafa Uçurum, Hüseyin Kaya, Bünyamin K, Ömer Yalçınova, Selçuk Küpçük, Arif Burun, Gökhan Akçiçek ve Cafer Keklikçi. Bünyamin K bana hitaben şöyle dedi; "İki şiir okumuşsunuz, biri Rezidans, bunu biliyoruz, diğeri doğaçlama bir şiirmiş. Doğaçlama olduğu gerçek mi Cafer Keklikçi doğaçlama şiir okudu diye bir şehir efsanesi dolaşıyor ortalıkta". Ben de; "Doğaçlama deniliyorsa doğaçlamadır, doğaçlama denilmiyorsa doğaçlama değildir, herkes bildiği gibi inanmakta serbest" dedim.
Terastan otele döndük. Yemekten sonra Zafer Acarla belediyenin sigara içilen bölümüne geçtiğimizde şair Ali Ayçili gördük; merhabalaştık. Biz, Turgay Nar, Ali Ayçil ve Şeref Bilsel çay içecek bir yer arıyoruz. Şairleri Bahçelievler Parkına götürdüm. Güzel çay içtik, uzun koyu sohbetler ettik.
Otel odasını Cahit Zarifoğlunun yeğeni İbrahim Zarifoğlu ile paylaşıyorduk. Odaya döndüğümde Zarifoğlu oturuyor; başladık sohbete. İbrahim Zarifoğlu, Cahit Zarifoğlu hakkında hiç bilmediğim, kitaplarda yer almayan bilgiler anlattı bana. Sabah ezanına kadar oturduk.
Son gün yani Pazar günü geldi çattı. Her güzelliğin bir sonu var elbette. Otobüslerle havaalanına bıraktılar bizi. Havaalanında dünyaca meşhur Kahramanmaraş dondurması dağıttılar hediye paketleri olarak. Sonra uçağa bindik. İstanbula doğru havaya (yola) çıktık.
Bir şiir festivali böylece bitti.
Ne kaldı geriye Kısaca söylersek, bana göre şunlar: Dört gün boyunca yoğun bir şekilde, yaşayarak ve duyarak şiir konuştuk, sanat edebiyat konuştuk. Bu güzeldi. Şiir festivali yetkililerinin bizi ağırlaması harikaydı. Onlara müteşekkiriz. Ama şiire yakışmayan afişler hazırlamışlardı. AKP propagandası yapıldı. Siyasetçi, şair ve düşünürün üstünde görüldü. Bir şair adına verilen ödül bir siyasetçiye verildi. Bunlar hoş olmayan, bir şiir festivalinde olmaması gerekenlerdi. Kahramanmaraş Belediyesi böyle bir etkinliği ilk yaptığı için acemiliğine bağışlayabiliriz ama TYB için iyi bir imaj olmadı, öyle değil mi Muzaffer (Doğan) hocam
Her şeye rağmen, Türkiyede en fazla şair çıkmış bir şehirde, şiir festivali yapılması çok güzel oldu. Emeği geçenleri tebrik ediyoruz. Gelecek yıllarda devam etmesini diliyoruz. Festivale, belli bir ölçü koyup o ölçü çerçevesinde (örneğin 3 şiir kitabı yayımlanmış veya 3 merkez dergide şiir yayımlamış olma şartları gibi) 20 şair çağrılmalı, afişler düzgün hazırlanmalı; değer verip davet edilen isimler afişlerde yok sayılmamalı.
Kahramanmaraşta şiir adına önemli bir adım atıldı; o adımın devamını bekliyoruz. İnşallah devam eder.