Genelkurmay eski başkanları ile yapılan röportaj sanki bir dizi itiraf metni gibiydi. Özellikle terörle mücadelede izlenen yol ve terörün değerlendirilişi ile ilgili yanılgı itiraflarının peşpeşe sıralanması ister istemez insanın aklına neden dün değil de bugün sorusunu getiriyor. Halbuki söz konusu açıklamaların sahipleri bugün söylediklerini görev başındayken düşünmüş ve söylemiş olsalardı belki terör bu kadar can almaz, böylesine tırmanmazdı.
Hemen belirteyim ki, yanılmak insana has bir özelliktir ve yanıldığını itiraf etmekde bir meziyettir. Ancak, toplumda belli noktalarda bulunmuş kişilerin sıradan vatandaşlar kadar yanılma hakları yoktur. Söz gelimi bizim gençlik yıllarımızda da Kürt konusu gündeme geldiğinde mensubu oldouğumuz gruptaki ağabeyler, "Kürt diye bir ırk yok. Bunların hepsi Türk... Kürt kelimesi doğuda üst üste kar yağması ve bir süre sonra yerdeki kararların sertleşmesi sebebiyle üzerinde yürürken kart kurt sesler çıkarması sonucu zamanla bu kart kurt sesleri kürte dönüşmüş" derlerdi. Biz de içinde bulunduğumuz ideolojik grubun yaklaşımı ve bazı hassasiyetleri sebebiyle Kürtün olmadığına dair söylemimize bu izahı da delil olarak ileri sürerdik.
Elbette çok geçmeden bu tür izahlarla bir toplumu yok saymanın mümkün olmayacağını öğrendik. Ama bu yanılgımızın zararı sadece bizeydi. Topluma yansıyan bir tarafı yoktu. Belki de vardı da farkında değildik. Şimdi görüyoruz ki, benzer değerlendirmelere sadece bizler sarılmamışız. Bu memlekette Kürt yok söylemi geniş bir taraftar bulmuş. Bugün gelinen noktada herkes görüyor ve biliyor ki kürt yok demekle yok olmuyor. Kendilerini Kürt olarak tarif eden insanlar var ve sayıları da azımsanmayacak kadar çok... Bunun da ötesinde kendilerini Kürt olarak tarif eden insanların bir kısmı maalesef terör örgütü PKKnın yanında yer alıyor. Dağdaki insanlar bizim insanlarımız. Terör örgütünün arkasında başta ABD olmak üzere bir takım dış güçlerin olması, destek vermesi ve kendi amaçları doğrultusunda bu gençleri kullanması ayrı bir konu. Ancak, bu dış güçlerin bazı insanların ırkı hassasyetlerini kullanarak onları yıllardır birlikte yaşadıkları insanlara karşı kışkırttıkları bir gerçek.
Buna karşılık oluşturulan resmi politikalar ve söylemler de bu problemi görmemeye yönelik olduğu için ülkemiz yıllardan beri hem insan kaybına hem de büyük zarara uğradı, uğramaya devam ediyor.
Bugün gelinen noktada bu işe artık bir çözüm bulunması gerektiği fikri genel kabul görüyor. Özellikle terörün azgınlaşması askerlerimizi kaybetmemiz sinirleri geriyor ve ne olursa olsun bu işin silah yoluyla çözülmesi gerektiği fikri ağırlık kazanıyor. Ancak, yaklaşık 23 yıldan beri verilen mücadeleye rağmen bu işin silah yoluyla çözülmesinin çok kolay olmadığı da anlaşıldı. Terörün kökünün kazınamamasında en önemli faktörün dış destek olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Ancak, bu dış desteğin de kesileceğine dair en ufak işaret yok. Hatta, Erdoğan-Bush görüşmesi bile bu yönde bir işaret vermedi. Bu bakımdan kendi göbeğimizi kendimiz kesmek durdumundayız. Sanıyorum birbirini takip eden yanılgı itirafları terörle ilgili devlet politikalarında bir dönüm noktasına gelindiği şeklinde değerlendirilebilir. Yıllardır sürdürülen söylemlerin işe yaramadığının anlaşılması sonucu bir zemin hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş ve bunun da resmi görevliler yoluyla değil de emeklilerle yapılması uygun görülmüş olamaz mı
Aslında bir konuda toplumsal yanılma pek düşünülemez. Toplumun bir yanlışa şartlandırılması söz konusu olabilir. Kürt sorunu konusunda toplumun yanlış etrafında şartlandırılması söz konusu ise emekli generallerin yanılgı itirafları söz konusu yanlıştan kurtuluşun ilk adımı olabilir.