Yöneticilerin, günah olan emirlerine itaat edilmez. Bu çeşit emirlere uyulmaması, isyan demek değildir, pasif mukavemettir. Çünkü itaatin zıddı her zaman isyan ve başkaldırma değildir. Yöneticilerin, günah olan emirleri sebebiyle onlara karşı ayaklanmak ve harp ilan etmek câiz görülmemiştir. ALLAH Teâlâ’nın emirleri yerine getirilmeye devam edilir. Zalimin zulmüne sabredilir. Ahmed b. Hanbel, İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam Şâfiî gibi büyükler zulmü, işkenceyi ve hatta idamı göze almışlar ama insanları isyana teşviki düşünmemişlerdir.
Çünkü isyanda toplumun fitneye sürüklenmesi ve daha büyük musibetlere uğraması söz konusudur. İslâm, fitneyi önlemek ve ortadan kaldırmak için meşru sayılan her yola başvurur. ALLAH Teâlâ:
“Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür...”
“Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır...” buyurarak, fitne çıkarmanın adam öldürmekten daha büyük bir günah olduğunu bildirmiştir.
Bir emîre, devlet başkanına itaat etmenin şartı ise, onun soyu sopu ve nesebi değildir. Burada aranan şart, emîrin İslâm’a uygun davranıp davranmadığıdır. Yönetici âdil de olsa, zâlim de olsa, onun emirlerinin İslâmî olup olmadığına bakılır. Kişinin kendi hali ve yaşama biçimine göre karar verilmez. Çünkü onun hali gizli kaldığı sürece kendi şahsını ilgilendirir.
Takva nasıl insanın iç düzenini sağlar ve kişiyi başkaları ile ilişkilerinde iyiliğe sevk ederse, emirler yani devleti yönetenler de dış düzeni sağlamak ve toplumun birliğini, beraberliğini temin etmek ve korumakla yükümlüdürler. İnsan bazen nasıl nefsinin arzularıyla çelişkiye düşer ve sabrederse, yöneticilerle de çelişkiye düşebilir. O zaman da sabretmesi gerekir. İslâm nasıl kişinin kendi iç düzenini ve şahsî varlığını korumaya önem vermişse, toplum düzenini ve birliğini korumaya da aynı şekilde, belki de daha çok önem verir. Bütün bunlar, her şeye rağmen kötülüklere ve kötülere göz yummak veya sessiz ve tepkisiz kalmak anlamına gelmez. Tam aksine hangi durumlarda nasıl hareket edilmesi gerektiğini iyi tayin etmek anlamına gelir.
Bu hadis-i şerifte, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin işaret ettiği üçüncü husus, kendisinden sonra pek çok ihtilâfların ortaya çıkacağı gerçeğidir ki, o zaman kendisinin ve Râşid Halîfelerin yaşayış tarzına sımsıkı bağlanma zarureti vardır. Doğruya ulaşmak ve kurtuluşa ermek, ancak bu şekilde mümkün olur.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bu hadis-i şeriflerinde kendisinden sonra ortaya çıkacak olan pek çok ihtilaf ve fitneyi haber vermiştir. Bu, O’nun mucizelerinden biri sayılır. Çünkü Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ileride ortaya çıkacak durumları toplu bir şekilde ve tafsilatıyla bilmekteydi. Zira O’na bu bilgileri, ALLAH Teâlâ haber vermişti. Ancak Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bu konudaki bilgileri zaman, mekân gibi belirleyici unsurları ile haber vermemiştir. Hatta genel anlamda bile herkese söylememiştir. Sadece Huzeyfe b. Yemân gibi, Ebû Hureyre gibi bazı özellikli sahâbelere söylemiştir. Onlar da kendilerine haber verilen bu özel bilgileri müsaade edildiği nisbette açıklamışlar ve başkalarına nakletmişlerdir.
Ümmetin içinde fitneler ve ihtilâflar çoğalınca, görüş ayrılıkları da artar. O zaman insanlar hangi fikrin yanında olacaklar, nasıl hareket edeceklerdir İşte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bunun hal çaresini de göstermektedir. Kendisinin ve Râşid halifelerin sünnetlerine sımsıkı sarılmak, yegâne çıkış yoludur. Çünkü onların takip ettikleri yol hak yoldur.
Ortaya çıkacak ihtilâflar ifadesiyle, İslâm ümmeti içinde yer alacak olan bid’at fırkaları kastedilmiş olmalıdır. Çünkü ihtilâf, küfür veya dinsizlik demek değildir. Fakat ciddi boyuttaki ihtilâflar, ümmeti fitnelere, büyük günahlara sevkeder. Hatta insan, farkında olmaksızın kendini dinin hudutları dışında bulabilir. Nitekim, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin vefatından kısa bir süre sonra Hz.Osman (R.A.) ve Hz.Ali (R.A.) zamanında ortaya çıkan ihtilaflar, daha sonra fitneye dönüştü ve pek çok sahâbe henüz hayatta iken ümmet imtihandan geçti. Halifelerden sonraki dönemde ihtilâflar ve fitne artarak devam etti. Bu fitneler ve zararlı ihtilâflar, İslâm ümmetinin güçlenip kuvvetlenmesini önlemiş, bölünüp parçalanmalarına sebep olmuştur.