Yıllardır tartışırız ama bir türlü çözüm bulamayız; Vay

üreticide 10 kuruş, markette 2 lira diye

Üretici muzdarip, tüketici dertli! Üretici ile tüketici

arasındaki makası kapatmak için sözde kanunlar, yönetmelikler, tebliğler

çıkarılır ama bırakın aradaki farkın kapanmasını daha da açılır. Anlayacağınız

işin özüne dokunmadan yıllardır havanda su dövüyoruz .

Gerçekten üreticinin hakkını aldığı, tüketicinin de

memnun olduğu bir sistemi kurmak mümkün mü

Kimse kusura bakmasın bu işin özü kooperatifçilik

modelinden geçiyor. Evet, bugüne kadar bir ideolojinin uzantısıymış gibi

gördüğümüz ve sadece bir alana hapsettiğimiz kooperatifçiliği artık ne yapıp

edip yeniden keşfetmemiz gerekiyor.

Bugün dünyanın en köklü bankaları, finans kuruluşları,

sigorta şirketleri, dev gıda markalarının temelinde kooperatifçilik modeli

yatarken, Türkiye artık bu gerçeğe yüz çeviremez, yok sayamaz  

Bir örnekle belki ne demek istediğimi daha iyi anlatmış

olurum

Hepimizin gittiği, alışveriş yaptığı ve Türkiye nin en

büyük süpermarket zincirlerinin başında gelen Migros un nasıl doğduğunu

bilenimiz var mı İsviçre kökenli Migros un doğuş hikayesi tam da bizlik

İsviçreli bir köylü olan Duttweiler, 1940 larda

üreticiden ürünün ucuz toplandığı ve perakendede tüketiciye pahalıya

satıldığını tespit ediyor ve tüketici ile üreticiyi doğrudan buluşturacak bir

organizasyon kurmaya karar veriyor. Beş seyyar satış kamyonu ve altı ürünle işe

başlıyor Sonra işi büyütüyor, şirketleşiyor ve adını da Migros koyuyor.

Duttweiler, 1941 yılında da Migros adını verdiği şirketi

12 bölgesel kooperatife dönüştürüyor ve bu çatı altında üretici ile tüketiciyi

ortak ediyor. Anlayacağınız Migros, yıllar öncesi bugün bizim yaşadığımız temel

bir sıkıntıya tepki olarak doğuyor

Kooperatifçilik üzerine dünyada bu hikayeden daha

etkileyici örnekler de var.

Mesela Finlandiya da et üretiminin yüzde 74 ü, süt

ürünleri üretiminin de yüzde 96 sı üretici kooperatiflerince

gerçekleştiriliyor. Süt ürünlerinden devam edecek olursak bu oran; Almanya da

yüzde 70, Norveç te yüzde 99, Polonya da yüzde 75, Slovenya da yüzde 72 ve

Uruguay da yüzde 90 seviyesinde.

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz ama tablo her şeyi

anlatıyor.

Şimdi bu tablo karşısında Finlandiya da, Almanya da,

Norveç te, Polonya da, Slovenya da ve hatta Uruguay da komisyoncular, tefeciler

bizde olduğu gibi üretici ile istediği gibi oynayabilir mi Üreticinin emeğini

istismar edebilir mi

Kesinlikle hayır Aslında bu konuda bizde de güzel bir

örnek var. Bir çiftçi kuruluşu olmasına rağmen Konya Şeker, bugün küresel bir

marka haline geldi. Bir an önce bu örnekleri çoğaltmamız gerekiyor.

Hafta başında Ekonomi Muhabirleri Derneği nde bir araya

geldiğimiz Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü İrfan Güvendi de, bu konuda

üretici ile tüketiciyi buluşturan bir sistemi geliştirmek istediklerinden

bahsetti.

Bu bize umut verdi

En azından işin özüne karşı bir niyeti gördük.