Öylesine ilginç bir coğrafyada yaşıyoruz ki, başka ülkelerde

iktidarları yerinden edebilecek gelişmeler bizde maksimum bir hafta gündemde

kalabiliyor. Dış politik gündemin bu kadar çabuk değişebildiği ülkemizde daha

dün Gazze meselesi tartışılırken, birden gündeme bomba gibi bir Bağdat-Erbil

gerilimi düşüverdi.

Bağdat ve Erbil arasında çıkacak bir kriz aslında uzun

zamandır devam eden bir sürecin sonucu olduğu için kimseyi şaşırtmaması

gerekirdi. Ancak kriz öylesine hızlı bir şekilde tırmandırıldı ki, haklı olarak

başta yerelde yaşayan Iraklılar olmak üzere tüm politik katılımcılar bir anda

paniğe kapıldı ve bir sıcak çatışma olasılığı üzerine endişe duymaya

başladılar.

Mesele hiç şüphesiz bölgede etkin bir rol oynamak isteyen

Türkiye’yi de fazlasıyla ilgilendiriyor ve hatta Erbil’in şuan ki tek

güvenebileceği komşusu olarak Türkiye krizin merkezine doğru çekilmek

isteniyor. Her şey güzel ama ne oldu da kriz birden adeta hortlatıldı ve

Irak’taki durum savaşın eşiğine geldi Bir iki gündür bu noktaya nasıl

gelindiği yakın tarih göz önünde bulundurularak birçok platformda tartışıldı.

Ancak herkes krizin sadece Bağdat ve Erbil arası ilişkiler boyutuyla

ilgilenirken, 2003 sonrası ülkede yeniden kurulan dengeler göz önünden

kaçırılıyor.

2003’teki Amerikan işgalinden sonra Irak’ta bütün sistem

yeniden dizayn edildi. Tüm aktörler ya tasfiye edildi ya da hepsine yeniden

farklı misyonlar yüklendi. Bir kere her şeyden önce Amerika ülkeden çıktım dese

bile, Amerikan varlığı özellikle Kuzey Irak’ta fazlasıyla hissedilmektedir.

Erbil, özerk bölgenin kuruluşundan itibaren daha bir kez bile ABD’nin sözünden

çıkmış değil.

Ancak özellikle Türkiye için kırılma noktasını teşkil eden

tarih 2007 olmuştur. Bu tarih PKK’nın Türkiye sınırlarında yeniden büyük bir

aktivizm içerisine girdiği, ülkede muhaliflerin Kandil’in bombalanması için

büyük bir kampanya başlattığı ve Başbakan Erdoğan’ın bu baskılara dayanamayıp

Washington’a gittiği süreci içerisinde barındırdığından büyük önem arz

etmektedir.

Ankara o dönem Kandil’i bombalamayı en azından muhalefeti

susturmak için çok istiyordu. Ancak Irak o dönem Amerikan hava sahasını teşkil

ediyordu ve hükümet ABD’nin iznini almak gerektiğini düşünüyordu. Maalesef

Washington’dan alınan cevap ise olumsuzdu. Çünkü ABD Ankara’ya Erbil’in kendisi

için çok önemli olduğunu söylemişti ve hatta Bağdat’a karşı bile Erbil’in

güvenliği konusunda Türkiye’ye ihtiyaç duyulacaktı.

İşte o zamanlar ima edilen dönem ile bugün karşı karşıyayız.

2007’den beri PKK ne kadar şiddetli eylemler yaparsa yapsın Erbil ile olan

ilişkilerimiz hiç bozulmadı ve Erbil’in güvenliği bugün büyük tehlike altında.

Bağdat ile ise ilişkilerimizin bozulmaya başlamasının nüvelerini de ilk o

tarihlerde görmeye başladık, çünkü biz Bağdat yerine Erbil’i tercih etmiştik.

Bugün Türkiye’den istenecek olan şey de 2007 mutabakatında olduğu gibi ABD’nin

bölgesel emelleri için büyük önem taşıyan Erbil’in yanında durması olacaktır.

Meselenin özü ise aslında çok net bir şekilde ortadadır. Her

ne kadar özelde Irak Merkez Ordusu ile Peşmergeler arasında Kuzey Irak’ın Kerkük

gibi tartışmalı bölgeleri ile alakalı gerilim yaşanıyormuş gibi yansıtılsa da,

aslında gerilim Batı ile Batı karşıtı cephe arasında Irak-Suriye sınırının

kuzey kesiminin kontrolü konusunda yaşanıyor. Batı kendi sınırlarını Kürt özerk

bölgesinin sonuna kadar çizmiş durumda. Erbil onlar için o kadar önemli bir

konumdadır ki kılına bile zarar gelsin istemeyeceklerdir. Bu doğrultuda

önümüzdeki günlerde konu ile alakalı olarak Batı dünyasından üst düzey

yetkililer Türkiye’yi ziyarete gelirlerse şaşırmamak gerekir. Türkiye ise hiç

şüphe yok ki Batı’nın sadık müttefiki olarak bugün de Erbil’in yanında duracak

ve ondan bekleneni fazlasıyla yerine getirecektir.