“Niçin Suriye’ye gittiniz diye soranlara cevap veriyorum. Saddam’ı etkisiz kılmak amacıyla Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de Esat’ı etkisiz kılmak için yüz binlerce Müslüman’ın kanı dökülsün istiyor musunuz? Yüz binlerce Müslüman kızının iffetine tasallut edilmesine gönlünüz razı mı? Tıpkı Saddam gibi Esat’ı da etkisiz kılmak amacıyla Suriye’nin baştan aşağı talan edilmesine gönlünüz razı mı? Yüz binlerce çocuğun yetim kalmasına gönlünüz razı mı?

Razı değilse dış müdahaleyi önlemeniz gerekir. Şartlar Suriye’yi dış müdahaleye açık hale getirdiğinde, Irak’a kim müdahale ettiyse, buraya da onlar müdahale edecektir. Yani Haçlılar müdahale edecektir. Haçlıları ben uydurmuyorum. Kendilerinin ifadesidir. Amerika 10 yıl önce Haçlı Seferi demedi mi?

Bizler dış müdahalelerden üzüntü duyuyoruz. İslam ülkelerinde kardeşler ne yazık ki birbirlerini katlediyorlar. Akan kan Müslüman kanı oluyor. Her iki tarafın kullandığı silahlar emperyalistlerin silahları. Sadece emperyalistlerin kasası doluyor

Şunu bilin ki Batılılar her girdiği yere mutlak surette talan amacıyla girmişlerdir. Suriye’de de benzer olaylar yaşanmasın diye hayati tehlikeyi göze alarak o ziyareti gerçekleştirdik. Suriye Cumhurbaşkanı Esat ile görüştük ve kendisine hakkı tebliğ ettik.”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Ocak 2012

Suriye iç savaşının henüz ilk aylarında taraflara hakkı ve sabrı tavsiye eden Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak Bey, işte bu sözlerle açıklamıştı ziyaretin maksadını.

Fakat ne yazık ki iktidara ilişik medya ordusunca, “Esetçi” diye yaftalanmaktan ve “hain” ilan edilmekten de kurtulamamıştı.

Halbuki Saadet Partisi’nin tek arzusunun, henüz ilk evrelerinde olan Suriye yangınını durdurmak, bölgeyi yeni bir ateş çemberine çevirecek olan çatışmaları da sonlandırmak olduğunu, yine en iyi bilen de aynı iktidarın mensuplarıydı.

Fakat karar verilmiş, Suriye’nin kalemi kırılmıştı...

Medyada Yeni Osmanlı hülyaları servis ediliyor, stratejik ortaktan alınan izinle de, Suriye’nin kadim şehirlerine plaka numaraları dağıtılıyordu. Oysa yüz binlerin kanıydı akacak olan, mazlumların gözyaşıydı reel politik masallara malzeme yapılan.

***

Mustafa Kamalak Bey ziyaretin amacını açıkladığı konuşmasında, Irak halkının yıllardır yaşadığı acılardan, ülkenin bölünmüşlüğünden örnekler vermiş...

Hatta “Gönlünüz Suriye halkının da aynı acıları yaşamasına razı geliyor mu” diye sormuştu sormasına ama...

Doğrusu tıpkı Irak işgalinde olduğu gibi, Suriye iç savaşında da AKP iktidarının Batı bloğuyla birlikte hareket edeceği... Amerika’nın çıkarlarına aykırı olamayacağı... Böylece Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığını da layıkıyla yerine getireceği çok belliydi.

Çünkü merhum Erbakan Hocamızın da milletimizi defalarca uyardığı gibi, Milli Görüşü bölerek iş başına getirilen söz konusu iktidar kadrolarının varlık sebebi, aslında tam olarak buydu.

İşte bu amaçla önce 900 kilometrelik Suriye sınırı yolgeçen hanına çevrildi. Ardından en yetkili ağızlardan silah yüklü yüzlerce tırın Suriye’ye sokulduğu itirafları geldi. Sonra stratejik ortak Amerika ile eğit-donat-ölüme yolla anlaşmaları imzalandı. En sonunda da NATO müttefiklerinin tamamı davet edilerek, Suriye âdeta savaş uçaklarının tatbikat alanı haline getirildi.

Bütün bunlar olurken İslami kesime hitap eden AKP’li kalemşorlar, Suriye’de yüzyılın cihâdının yaşandığını yazıyor... Dönemin Başbakanı ise Emevî camiinde üç vakte kadar Cuma namazı kılınacağını müjdeliyordu. Halbuki daha birkaç ay öncesine kadar yakın dostu Beşşar Esat ile aynı Emevî camiinde defalarca namaz kılan da yine kendisiydi.

Fakat bütün bu iktidar cephesinin unuttuğu veya bilerek gözlerden kaçırdığı bir hakikat vardı... O da Suriye’de fitili ateşlenen şeyin, iddia edildiği gibi yüz yılın cihâdı değil, tam tersine Müslüman’ın Müslüman’ı kırdığı yüz yılın fitnesi olduğuydu. Dolayısıyla Suriye’ye sokulan her bir kurşunun ya da cepheye sürülen her silahlı unsurun, o fitneyi daha da büyüterek bugünkü baş edilemez noktaya sürüklemesi kaçınılmazdı.

***

Bugün Suriye iç savaşının başlamasının üzerinden beş yıl, Mustafa Kamalak liderliğindeki Saadet Partisi heyetinin ziyaretinin üzerinden ise dört buçuk yıl geçti. Bağımsız kuruluşlarca tespit edilen rakamlara göre beş yüz binin üzerinde insan hayatını kaybetti.

Bu kayıpların çoğu kadın ve çocuk. İç savaştan önce ülkenin nüfusu yirmi milyona dayanmıştı. İç savaşın beşinci yılına gelindiğinde ise on milyonun üzerinde insan hayatta kalabilmek için evini ve yurdunu terk etti.

Savaş öncesi nüfusun yüzde 10’u yaralandı. Yani Suriye’de her kırk kişiden biri iç savaşta hayatını kaybetti. Her on kişiden birinin kanı aktı. Her iki kişiden biri de vatanından oldu. Geride kalanlar ise rejimin bombalarıyla mı, yoksa kafa kesici cellatlarca mı öldürüleceğini bilemeden hayata tutunmaya çalışıyor.

İKTİDAR ELİTLERİ İSE KAZANDIKÇA KAZANIYOR

ÖNCE Irak’ın işgal edilerek bölünmesi... Ardından Suriye’nin iç savaşla etnik ve mezhebi parçalara ayrılması... En sonunda da Türkiye’nin bölünme tehdidiyle yüz yüze bırakılması... İlk ikisi fiilen gerçekleşen bu karanlık senaryolar artık herkes tarafından konuşuluyor.

Suriye yangınının bütün bir bölgeyi kasıp kavurmasında çok büyük payı olan AKP iktidarı ise, siyaseten kelimenin tam anlamıyla tükenmiş durumda. Suriye’den yayılan ateş artık bizim şehirlerimizi de yakıyor. Artık Şam’da ya da Halep’te patlayan bombaların benzerleri, İstanbul’da ya da Ankara’da da patlıyor.

Daha sürecin ilk aylarında bütün bu olacakları haber veren Mustafa Kamalak Bey’i, beş yıldır “Esetçi” ve “hain” diye yaftalayanlar ise... Şimdilerde Doğu Perinçek liderliğindeki Vatan Partisi mensuplarının Rusya ve Suriye ziyaretlerinden medet umuyorlar.

Beş yıldır artık saymayı unuttuğumuz kırmızı çizgilerin hepsi yerle yeksan olmuş halde. Stratejik ortak Amerika’nın kendilerine verdiği hiçbir sözü tutmadığını her gün yine kendileri itiraf ediyorlar.

Fakat en azından eğit-donat-ölüme yolla programını çöpe atabilmeyi...

Hiç olmazsa İncirlik’ten kalkıp Suriye’ye bomba yağdıran uçakları kovabilmeyi...

Başlangıç olarak bari bu büyük hatalardan vazgeçebilmeyi bile düşünemiyorlar.

Yani Suriye konusunda beş yıldır yaşananlardan ders çıkarıldığı ya da milli bir politikaya geçiş yapıldığını söylemek imkânsız.

Anlaşılan o ki iktidar kadroları on dört yıldır başka birçok meselede olduğu gibi, bölgemiz ve milletimiz için bu en hayati öneme sahip meselede de yine günü kurtarabilmenin derdine düşmüşler.

Böylece on dört yıllık müttefikleriyle yine kol kola girerek kendi siyasi ömürlerini uzatabilmenin...

Bütün bir İslam coğrafyası kaybederken de, yine sadece kendilerine kazandırabilmenin hesabını yapıyorlar.

Hepsi bu.