Abdi İpekçi öldürülüşünün 47. yılında anıldı
Abdi İpekçi...
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni iken 1 Şubat 1979 tarihinde suikasta kurban giden gazeteci.
O gün saat 19.30 sularında gazete binasından çıkan Abdi İpekçi, arabasına bindi.
Teşvikiye semtinde bulunan evinden eşi Sibel İpekçi'yi alıp gazetenin sahibi Ercüment Karacan'ın Arnavutköy'deki evinde akşam yemeği yiyeceklerdi.
İpekçi, 34 SL 001 plakalı açık mavi BMW marka aracıyla önce Karaköy, Kabataş yönünden Dolmabahçe'ye ulaştı.
Buradan Taksim'e, oradan da Nişantaşı'nda bulunan Emlak Caddesi'ne (şimdiki adı Abdi İpekçi Caddesi) geldi.
Hafif bir yağmur yağıyordu.
Trafik az da olsa sıkışık durumdaydı.
Abdi İpekçi'nin evi Teşvikiye Karakolu'nun bulunduğu Bostan Sokağı'ndaydı.
İpekçi, Emlak Caddesi'nin karakol dönüşünden içeri sapıp evine ulaşacaktı.
Evine yaklaşık yetmiş metre kala trafik durma noktasına gelmişti.
Saat 20.15 civarıydı.
Abdi İpekçi'nin arabasına ön taraftan yaklaşan saldırgan önce otomobilinin camında delik açtı, ardından otomatik silahla açılan delikten İpekçi'ye beş el ateş etti.
İlk iki kurşun İpekçi'nin sağ koluna isabet etti. İpekçi sol eliyle silahın namlusuna hamle yapmak istedi ancak başaramadan saldırgan üçüncü kez ateş etti.
Üçüncü kurşun İpekçi'nin cebindeki kalemi parçalayıp kalbine saplandı.
Bu öldürücü darbenin ardından saldırgan iki el daha ateş edip kendisini bekleyen arabaya doğru kaçmaya başladı.
Kontrolden çıkan İpekçi'nin aracı ise kaymaya başladı ve cadde dönüşünde bulunan aydınlatma direğine çarparak durdu.
Otomatik silah seslerini o sırada İpekçi'nin evinde bekleyen eşi Sibel İpekçi ve gazeteci Leyla Umar da duydu.
Eşi İpekçi, "Abdi'yi vurdular!" şeklinde bir ifade kullanarak kendini panikle dışarı attı.
İkili birlikte olay yerine geldiklerinde kalabalık bir topluluk arabanın etrafını kuşatmıştı, polis ise incelemelerde bulunuyordu.
Polis, ilk yapılan kontrollerde İpekçi'nin henüz hayatını kaybetmediğini belirleyip İpekçi'yi Şişli Etfal Hastanesi'ne kaldırdı.
Ancak İpekçi burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
KIZI NÜKHET İPEKÇİ'DEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR!
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önceki başkan vekillerinden ve Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’yi öldürülüşünün 47. Yılında İpekçi ailesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu üyeleri, Milliyet Gazetesi yöneticileri ve meslektaşları Zincirlikuyu’daki mezarı başında andı.
Törende konuşan Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi dikkat çeken şu cümleleri kullandı;
“Bazen en yakınlarımız, apartman komşularımız, dostlarımız, kardeşlerimiz bile dile getirdiğimiz hakikatleri çok farklı anlıyorlar. Algıları ve hisleriyle tamamen ters yüz edip bambaşka bir hale getiriyorlar. Hiç olmadığınız bir yerdeymiş gibi işaretlenmeniz dehşet bir durum. Bir anda benliğiniz yok ediliyor."
* "Hayatta en yakından tanıdığım insanlardan Abdi İpekçiyi bazen başkalarının dilinden duyup okudukça, sözde onu tanıyıp bilenlerin bile kendisini, bambaşka bir kimlikle asli olmayan bir hikåyenin içine nasıl kıstırdıklarını gördükçe artık daha iyi anlıyorum: O tetikçiler belli ki kendilerine verilen zehirli yemlerle beslenip can almaya gitmişler. Ve o zehir halen üzerimize püskürtülmekte. Bizleri öldürenlerden birinin cenazesinde ‘kılıç gibi savaştı’ diyerek ‘Kılıç’ yani Gladio gerçeğini açıkça ortaya sunanlar olmuştu. Kim bilir belki çok yakında, hazin bir temize çıkarma filminde daha başka net bilgiler de gözlerimizin önüne serilir."
* "Aslında ‘Yakalanırsak devletle alakamızın olmadığını iddia edeceğiz’ gibi bir cümlenin telaffuz edildiği film henüz hiçbirimiz tarafından görülmemiş de olsa zaten malumumuz değil miydi? Devletin açığa çıkamayacak sırlarını, tuğlası çekilemeyecek duvarlarını duya duya bir ömür geçti. Bu hikâyede bizlere biçilen rol ise; devlet içinde yuvalananların hukuk dışı hareketlerini, dıştan gelen saldırıları, örtbas edilen suçları, gizlenen hakikatleri saptama ve açıklama görevinde bulunan herkese hep papağan gibi tekrar etmek oldu."
* "O korunaklı gladyatörler, kendilerini aslan gibi kükreyen kahraman, kurtarıcı devlet görevlisi olarak gördüklerine göre acaba Abdi İpekçi, o dönemde devletin hangi hayrı için öldürttürülmüştü? Bu tür suikastlar, bir asır boyunca devlet nezdinde onaylandı mı yoksa itiraz mı edildi? Şimdiye kadar itiraza dair somut adımlar olamadığına göre böyle bir soru hep hafızamızda kalmaya mahkûm."
* "Birbirine çok benzeyen yanlarıyla topluca ele alınamadıkça, hukuk ve siyaset tarihine bütün ayrıntılarıyla resmen geçemedikçe bizler böyle anmalara devam eder dururuz. Onlar da vatanları için işlediklerini zannettikleri cinayetlerine devam ederler, can almaya özendire özendire kendi kahramanlık filmleriyle genç nesilleri beslerler..."
DÖNEMİN BAŞBAKANI İLE HER HAFTA RÖPORTAJ!
Bülent Ecevit’le Abdi İpekçi arasında ciddi bir dostluk vardı, 1970'li yıllarda.
Bu “Sıradan Bir Dostluk” olmayıp, “Stratejik Bir Dostluk”tu. (Hatta İpekçi için "Bülent Ecevit'i Ecevit yapan adam" benzetmesinde bulunulurdu.)
İpekçi, "Milliyet" Gazetesi'ni adeta CHP’nin “Baş Destekçisi” konumuna getirmişti.
Bundan öte Ecevit’in önemli siyasal kararlarında adeta bir “danışmanı” hatta “strateji çizicisi” gibiydi.
Başbakan Bülent Ecevit üzerinde “ağırlığı” tartışılmazdı.
Abdi İpekçi hemen her hafta Başbakan Ecevit'le bir araya gelir, röportajları gazetesi Milliyet'te yayınlanırdı...



