İp üstünde yürüyen, dans eden, kurban kesen ip canbazlarının öyküsü, yönetmenliğini Serdar Güven‘in üstlendiği, "Canıyla Oynayanlar" isimli belgesele konu oldu. Film, değişen eğlence anlayışı içinde, yok olmaya yüz tutan geleneksel ip canbazlığı seyirliğinin dününü ve bugününü anlatıyor.
Evliya Çelebi‘nin 17‘nci yüzyılda kaleme aldığı, 10 ciltlik Seyahatname‘de ünlü seyyahın gözlemlerinin yanı sıra aklın alamayacağı kadar garip olaylar da yer alır. Hatta bu hikayelerden biri şöyle başlar: "Kırk senede bir cümle resenbazlar (ip canbazları) sözbirliği ederek toplanıp birbirlerini yola çekip imtihan etmek için İstanoz Deresi‘nde ve Anadolu‘da Gedüz Kalesi kıyısında panayır kurup, ip canbazlığı ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz adamlar bu dere içinde seyirlerine gidip gördük, mavi bulutlarda nihayet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların yüksek tepesinde, bir kayadan bir kayaya sağlam frenk ipleri bağlayıp kayalar kesmesin diye iplerin başına postlar bağlayıp, güvenilir adamları silahlarıyla koymuşlar, üstatlar marifetini yaparken bir düşman ipi kesmeye diye gözcü tayin etmişler."
Evliya Çelebi‘nin Ankara notları arasında yer alan, ip üstünde yürüyen, dans eden hatta kurban kesen ip canbazlarının öyküsü şimdi de, "Canıyla Oynayanlar" isimli belgesele konu oldu. Yapımcılığını Maya Film‘in üstlendiği, Kültür Bakanlığı destekli filmde, Orta Asya Türk kültürü ritüellerinden, bir gösteri unsuruna dönüşerek günümüze kadar ulaşan geleneksel ip canbazlığı gösterisinin eğlence kültürümüzdeki yeri, bu gösteri sanatının dünü ve bugünü anlatılıyor.
Sinemanın henüz yaygınlaşmadığı, televizyonunsa hayal olduğu 1940‘lı yıllarda her yaştan insanın en büyük eğlencesi canbazhaneler, efsaneleşmiş kahramanlarıysa ip canbazlarıydı. Değişen eğlence anlayışıyla birlikte ip canbazlarının sayısı giderek azalmaya, canbazhaneler de birer birer kapanmaya başladı. Ankara, Adapazarı, Karaman, Denizli, İzmir, Antalya gibi illerde ip canbazlarının izini süren film ekibi, çekimlere 2009 yılının Mayıs ayında başladı. İp canbazlarının yaşamlarına tanıklık etmek, bu işe nasıl gönül verdiklerini anlatmak, her yaştan insanın kahramanı, efsane ip canbazlarının tarihçesini belgelemek amacıyla çekilen filmin kurgusuysa, aralık ayında tamamlandı. Ulusal ve uluslararası festivallerle, televizyon kanallarında gösterilmesi planlanan filmin süresi ise 52 dakika.
Yaşlı ip canbazları anlatıyor
Canbazhanelerin ve ip canbazlığı gösterisinin, Türkiye‘deki mazisi oldukça eskilere dayanıyor. 1582 yılında, Şehzade Mehmet için düzenlenen ve dünyada eşi benzeri görülmemiş bir karnaval havasında geçen Surname-i Humayun Şenlikleri‘ne ait minyatürler ip ustalarının nasıl "canlarıyla oynadıklarına" ışık tutuyor. Osmanlı eğlence kültürü ve eğlence mirası hakkında önemli ipuçları veren bu minyatürleri filmde de kullandıklarını söyleyen Yönetmen Serdar Güven, ip canbazlığı geleneğinin hikayesini hakkıyla anlatmak için uzun soluklu bir arşiv taraması yaptıklarını belirtiyor: "Surname-i Humayun Şenlikleri‘ndeki en önemli unsurlardan biri ip canbazlarıymış. Bu döneme ilişkin elimizde bolca minyatür çalışması ve yazılı kaynak bulunuyor. Filmimiz 40 gün 40 gece süren Osmanlı şenliklerinin baş aktörü olan ip canbazlarını konu alıyor. Canbaz kelimesindeki ‘baz‘ hecesi Farsçada ‘oynamak‘ anlamına geliyor. ‘Can‘ ve ‘baz‘ kelimeleri birleşerek canıyla oynayan ifadesini yaratıyor. Türkiye‘deki eğlence kültüründe çok köklü bir yere sahip olan geleneksel ip canbazlığı gösterisi, günümüzde son uygulayıcısıyla sürdürülmeye çalışılan, nostaljik bir eğlencelik durumunda... Belgeselde geleneksel ip canbazlığı gösterisinin tüm bu süreçleri hayatta kalan yaşlı ip canbazlarının öykülerinden, son ip canbazımızın gösterilerinden, ip canbazlarının gösterileriyle büyümüş kuşağın tanıklıklarından yola çıkılarak anlatılıyor."
Cumhuriyet Dönemi ip canbazlarının hayatta olan tek temsilcisi, 92 yaşındaki Osman Obüs‘ün ve Türkiye‘deki son geleneksel ip canbazı Dr. Özdemir Turan‘ın anlatımlarının filmde önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Güven, açıklamalarını şöyle sürdürüyor: "Türkiye‘nin ilk yerli sirki olan Avrasya ve Turkuaz Sirkleri‘nin kurucusu ve tiyatro sanatçısı Servet Yalçın‘la yaptığımız röportajları, ip canbazlığının tarihsel, sosyal ve kültürel köklerine yaptığımız yolculuklar kısmında kullandık. 25 yıl boyunca, ipten hiç düşmeden tel üzerinde, neredeyse bütün Anadolu‘yu gezen ancak, henüz 57‘sindeyken dut ağacından düşüp hayatını kaybeden efsane ip canbazı Adapazarlı Abdullah, aynı dönemin meşhur ip canbazlarından Muğlalı Yakup ve Rıfat Telgezer gibi şu anda hayatta olmayan isimlerse döneme tanıklık eden kişilerin gözünden anlatıldı. 16‘ıncı ve 17‘inci yüzyılda, ülkenin tüm ip canbazları, belirli dönemlerde bir araya gelerek, birbirlerini sınamak için müsabakalar düzenlerlermiş. Bu canbazlık imtihanı, Ankara‘daki Zir Kayalıkları denilen yalçın kayalıklara ipler gerilerek yapılırmış. Bu dönemin anlatıldığı bölümün görsel zenginliği ise bu kayalıklarda yapılan çekimlerle ve yöre insanıyla yapılan röportajlarla sağlandı."
Eski canbazların çoğunun yaşama veda ettiğini söyleyen Yönetmen Serdar Güven, "Sinemanın yaygınlaşması, televizyonun ortaya çıkması, kanal sayısının artması eğlence anlayışlarının değişmesini; dolayısıyla insan emeğine ve ustalığına dayalı canbazhaneyle ip canbazlığı geleneğinin yok olmasını beraberinde getirmiş. Artık, usta canbazların yanında yetişen son ip canbazlarının, değişen eğlence anlayışına ayak uydurma çabalarına tanık oluyoruz. Günümüzde köy köy, kasaba kasaba, gezen, halkın tek eğlence kaynağı olan canbazhanelerde gösteriler yapan ip canbazlarından geriye sadece tek bir isim kaldı. Bu geleneğin Türkiye‘deki son temsilcisi, usta-çırak ilişkisi geleneğinden yetişen, Muğlalı Yakup‘un çırağı Özdemir Turan... Aynı zamanda diş hekimi olan, 62 yaşındaki Özdemir Turan, yıllardır bu eski gösteri geleneğini yaşatmak için uğraş veriyor"





