13 Şubat 2024'te meydana gelen İliç maden faciasında Adnan Keklik, Kenan Öz, Ramazan Çimen, Uğur Yıldız, Abdurrahman Şahin, Fahrettin Keklik, Mehmet Kazar, Şaban Yılmaz ve Hüseyin Kara kaybetti.
Haklarında yakalama kararı bulunan bazı yabancı sanıklar yönünden yakalama emirlerinin devamına ve yurt dışında olan sanıklar Kenan Özdemir, John Harmse, Kevin James Gunesch, Kevin Joseph Regan, Luis Quirindongo, Vinh Luu D Le ve William Keith Macnevin hakkında kırmızı bülten çıkartılması için gerekli işlemlerin yapılmasına hükmedildi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk durumlarının 16 Mart 2026 tarihinde dosya üzerinden re’sen değerlendirilmesine ve davanın 14 Nisan 2026 saat 09.30’a bırakılmasına oy birliğiyle karar verdi.
"TÜRK MİLLETİNİN TOPRAĞINA, SUYUNA, EMEĞİNE VE GELECEĞİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ"
Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özgür Kibritçioğlu'nun, İliç’te yaşanan maden faciasına ilişkin yaptığı açıklama ise dikkat çekti.
Özgür Kibritçioğlu açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Bugün burada, Erzincan Adliyesi’nin önünde yalnızca bir mahkeme kararını beklemek için toplanmadık.
Bugün burada, Türk milletinin toprağına, suyuna, emeğine ve geleceğine sahip çıkmak için bulunuyoruz.
İliç’te yaşanan facia bir ‘maden kazası’ değildir. Bu olay; denetimsizliğin, liyakatsizliğin, yabancı şirketlere tanınan ayrıcalıkların ve siyasi sorumsuzluğun ağır sonucudur. Bu dava milli egemenlik davasıdır.
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, 2022 yılı haziran ayında bizzat İliç’e gelerek siyanür alanındaki çatlakları, sızıntıları ve çevresel tehdidi kamuoyuna göstermiştir. O gün burada yaptığı açıklamada ‘Türk Çernobil’i ile karşı karşıyayız’ demiştir. Fırat Nehri’nin kirlenme riski taşıdığını, Güneydoğu Anadolu’nun tarımsal geleceğinin tehdit altında olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Biz bu milletin hafızasına güveniyoruz.
1986 yılında yaşanan Chernobyl disaster sonrasında radyoaktif bulutlar Karadeniz bölgemizi de etkilemiştir. Özellikle Doğu Karadeniz’de yıllar içerisinde kanser vakalarında ciddi artışlar yaşanmış, binlerce vatandaşımız ağır hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. O gün ‘bir şey olmaz’ denilerek küçümsenen risklerin bedelini, masum insanlar yıllar sonra ödemiştir.
Devlet ciddiyeti tehlikeyi küçümsemek değil, tedbir almaktır. Devlet sorumluluğu felaket olduktan sonra açıklama yapmak değil, felaket olmadan önce önlem almaktır.
O gün uyarılar dikkate alınsaydı, bugün 9 evladımız toprağın altında olmayacaktı."
İNSAN SAĞLIĞI UZUN VADELİ BİR BELİRSİZLİĞE SÜRÜKLENDİ
Özgür Kibritçioğlu açıklamasına şöyle devam etti;
"Milyonlarca metreküp siyanürlü malzemenin kayması sonucunda: Dokuz madencimiz hayatını kaybetti, bölgenin su kaynakları risk altına girdi, tarım ve hayvancılık tehdit edildi, insan sağlığı uzun vadeli bir belirsizliğe sürüklendi.
Bu olay bir ‘kader’ değildir. Bu olay bir ‘doğal afet’ değildir. Bu olay, ihmaller zincirinin sonucudur.
Mahkeme sürecinde ortaya çıkan tablo ise vicdanları yaralamaktadır. Denetim mekanizmaları yeterince sorgulanmamıştır. ÇED süreçlerindeki çelişkiler tam anlamıyla aydınlatılmamıştır. Sorumluluk zincirinin en üst halkaları yargı önüne çıkarılmamıştır. Yabancı şirket yöneticilerinin tamamı hesap vermemiştir.
Biz buradan açıkça ilan ediyoruz: Sorumluluk yalnızca sahadaki birkaç teknik personelle sınırlanamaz. Sorumluluk izin verenlerdedir, denetlemeyenlerdedir, görmezden gelenlerdedir.
Karadeniz’de Çernobil sonrası yaşananları unutmadık. Yıllar sonra ortaya çıkan hastalıkları unutmadık. Risklerin üzerinin örtülmesinin nelere mal olduğunu unutmadık. İliç’te de aynı zihniyetin bedelini Türk milleti ödemeyecektir."
YABANCI SERMAYELİ MADEN ŞİRKETLERİNİN TÜRKİYE’DEKİ İMTİYAZLI STATÜSÜ SONA ERDİRİLMELİDİR
"Zafer Partisi olarak talebimiz nettir. Sorumluluk zincirinin en üst noktasına kadar eksiksiz yargılama yapılmalıdır. Yabancı sermayeli maden şirketlerinin Türkiye’deki imtiyazlı statüsü sona erdirilmelidir. Stratejik madenler milli kontrol altına alınmalıdır. Çevre ve insan sağlığı, şirket kârının önünde tutulmalıdır. Milli madencilik politikası, Türk devletinin egemenlik anlayışına uygun şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
Türk toprağı laboratuvar değildir. Türk suyu deney alanı değildir. Türk işçisi küresel şirketlerin risk unsuru değildir.
Zafer Partisi olarak bu davanın ilk gününden beri takipçisiyiz, ailelerin yanındayız. Genel Merkezimiz ve teşkilatlarımız süreci yakından izlemektedir. Bugün burada olduğumuz gibi, karar ne olursa olsun sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız."
"BU BİR DEVLET CİDDİYETİ MESELESİDİR"
"Türk milleti unutmaz. Türk milleti hesabı sandıkta da hukukta da sorar. 9 madencimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların alın teri, bu milletin namusudur. İliç’te adalet tam anlamıyla tecelli edene kadar, Türk toprağı milli iradenin güvencesi altına alınana kadar, yabancı şirketlerin ayrıcalıklı düzeni sona erene kadar Zafer Partisi mücadelesini sürdürecektir.
Bu bir çevre meselesi değildir sadece. Bu bir egemenlik meselesidir. Bu bir devlet ciddiyeti meselesidir ve biz buradayız. Sonuna kadar buradayız. Unutmadık. Unutturmayacağız. Türk milleti galip gelecektir.”





