Yazar George Orwell’in İspanyol iç savaşında bir sniper

tarafından vurulduğunu anlatan yazısını sizlere sunmak istiyorum... İsterseniz

bu satırlarla bir giriş yapalım:

“Bir kurşunla vurulmanın tecrübesi çok ilginçtir. Bu

tecrübeyi ayrıntılarla tanımlamaya değer olduğunu düşünüyorum.

Saat beşte duvarın köşesindeydi. Bu saatler her zaman

tehlikeli zamanlardır. Çünkü bu saatlerde güneşi arkana alırsın, başını duvara

yapıştırsan bile gölgen önüne düşer. Bu ise suretinin ana hatlarını çizer. Ben

bekçiyi değiştirmek için nöbetçilerle konuşuyordum. Aniden hissettim. O an ne

hissettiğim oldukça parlak bir şekilde hatırlamama rağmen tanımlamak için

oldukça zor. Sert kabaca bir patlamanın merkezinde olmanın duyusu diyebilirim.

Orada yüksek sesli bir patlama ve benim etrafımdaki herkesi kör edecek bir

parıltı… Muazzam bir şok hissettim. Çok şiddetli bir şok, bir elektrik

terminalinde olmak gibi, hiçbir acıya benzeyen bir acı. Tam bir zaafın hissiyatı,

dertli olmanın önünde kum torbaları ile kaplı kocaman bir mesafe vardı. Bu

hissi en çok bir yıldırım ile vurulsaydın o zaman hissedebileceğini

düşünüyorum. Vurulduğumu hemen bildim. Herşey bir saniyeden az bir zamanda

oldu. Benim tüfek olduğunu düşündüğüm ona yakın patlama… Öncelikle dizlerim

yukarı doğru buruştu ve yere düştüm. Uyuşuk sersemleten bir his vardı. Sıradan

hiçbir hisse benzemeyen bir acı.

Konuşmakta olduğum Amerikalı nöbetçi ‘Vay! Sen vurulur

musun ’ dedi. İnsanlar etrafıma toplandı. Bu tür durumlardaki olağan telaş

vardı. ‘Onu yukarı kaldır! Nerede vuruldu o ’ ‘Gömleğini açın!’ vb.

“Amerikalı benim gömleğimi açmak için bir bıçak istedi.

Cebimde bir tane olduğunu söyledim. O anda kolumun felç olduğunu hissettim. Acı

yoktu. Belli belirsiz bir memnuniyetim vardı. Bu yaralanma karımı mutlu

edecekti çünkü. O hep benim yaralanmamı isterdi. Kötü bir şekilde vurulmuştum.

Kurşunun önümde bir yerlerden vurduğunu hissetmiştim. Nereden vurulduğumu

sormak istedim. İlk denememde ufak bir gıcırtı çıkarabildim. İkinci denememde

başardım. Onlar boğazda olduğunu söylediler. Ağzımdan bir sürü kan döküldü.

Arkamdaki İspanyol’un kurşunun açık bir şekilde boynum boyunca gitmiş olduğunu

söylediğini duydum. Sonra sıradan zamanlarda beni şeytan gibi ısıtacak olan

alkolü hissettim…

“Sonra birisi esnerken kan benim ağzımın köşesinden

dışarı damlıyordu. Ana yol gitmişti diye düşündüm. Ne kadar uzun süre

dayanabilirsin, şah damarın kesildiğinde ne kadar devam edebilirsin Birkaç

dakika muhtemelen, herşey çok buğuluydu. Ben benim öldüğümü farz ettiğim iki

dakikada herşey olmuş olmalı. (….) Bu aptal talihsizlik beni çileden

çıkarıyordu. Öldürülmek, hatta bu harabede bile değil. Aptal hendeklerin bayat

bir köşesinde, bir anın dikkatsizliği ile…

“Düşündüm, beni vurmuş olan adama karşı herhangi bir

dargınlık hissetmedim. Eğer yapabilseydim benim, öldürmek istediğim bir faşist

olduğunu hayal ettim. (….) Gözüme, açtığımız hendeklere dökülmüş olan kavak

ağacı yaprakları ilişti. Kolumda, şeytani bir acı varken, kavak ağacı yapraklarının

büyüdüğü dünyada canlı olmanı iyi bir şey olacağını düşündüm. Bunun için yemin

dahi edebilirdim. Fakat etmedim çünkü sert bir şekilde nefes aldığımda boğazıma

kan kaçıyor ve ağzımdan dışarı kan baloncukları çıkıyordu.” (a.g,y.)

***

Goerge Orwell’in bir sniper tarafından vurulduğu anı hem

dramatik hem de psikolojik olarak yansıttığı bu satırları okurken,

Saraybosna’da, Sbretrenitja’da ve Irak’ta vurulan kurbanları hatırlamamak elde

değil.

Yazar, şanslıydı. En azından bu satırları kaleme

alabilecek kadar yaşadı.

Ama Irak’ta Chirs Kyle adlı sniper tarafından vurulan

150’den fazla insan, Orwell kadar şanslı değildi.

Otomotik ve uzun namlulu silahlarla, Müslümanların

beynini dağıtarak ün kazanan Kyle, bunu bir de kitaplaştırarak ününe ün kattı.

Amerika’ya döndüğünde artık “kahraman”dı. Irak’ta 4 ayrı

dönem keskin nişancılık yapmış  ve 2

Gümüş Yıldız madalya alarak 2009’da ordudan ayrılarak eve dönmüştü.

Anılarını yazdığı “American Sniper” adlı kitap New York

Times tarafından “çok satanlar” listesine girdi. “Şeytan” lakabından haz

duyuyordu.

Öyle ki, Time dergisinde kendisiyle yapılan bir

söyleşide, “Başta insan öldürmekte zorlanıyordum. Ancak sonra öldürmenin

aslında hayat kurtardığını düşünmeye başladım” diyerek psikopatça bir yorum getirecekti.

Sonra adına, askeri eğitim şirketi kurdu Kyle.

Ama ya sonra

Kaderin garip bir cilvesi: Teksas’ta bir atış poligonunda

tartıştığı, post travmatik stres bozukluğu teşhisi konulan eski bir asker

tarafından, başından vurularak öldürüldü.

İşte İlahi Adaletin tecellisi!

George Orwell yaşasaydı bu olaya belki “bu yorumu”

getirecekti!