Özel bir üniversitenin bahçesindeyim (23 Eylül 2014).

Öğrenciler öğle yemeğini yiyip, okulun havuzlu bahçesinde gruplar halinde

sohbet ediyorlar. Kimileri bahçedeki banklarda oturuyor, kimileri âheste çek

küreği mehtap uyanmasın kabilinden yavaş yavaş yürüyor, kimileri de önemli bir

sorunu çözmüş gibi heyecanlı heyecanlı arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu.

Cıvıl cıvıl bir ortam... Özel üniversite olmanın da bunda

bir etkisi vardır herhalde... Öğrencilerin kıyafetleri oldukça düzgün, uyum

arayışı içinde oldukları belli oluyor. Kimi kapalı kimi açık, kimi sakallı

kimi sakalsız... Tek başına oturup derin düşüncelere dalan da var, aylak aylak

dolaşan da... Ortam tam bir tiyatro sahnesi gibi!

Gençleri mutlu görmek, heyecanlandırıyor beni.

Umutlanıyorum bugün ve gelecek adına... Okuyan, düşünen, düşündüğünü

arkadaşlarıyla konuşmak suretiyle test eden bir gençlik! Bunlar geleceğe dönük

umudun filizleridir diye düşünüyorum.

Görebildiğim kadarıyla birbirlerine karşı oldukça

saygılılar, biraz uzaktan gözlemlediğinizde hâl ve hareketleri saygı ve

sevginin ip uçlarını veriyor. Bunlar güzel gelişmeler, güzel görüntüler...

Bunların hele bir de içselleştirildiğini bilmek bambaşka bir haz ve mutluluktur

kuşkusuz...

Bahçede öğrenciler dışında başka birileri de var.

Bunların içinde de akademisyen olduklarını belli eden tavırlarıyla hocalar

daha görünür vaziyette. Özellikle bazılarının görüntüleri Ben hocayım diyor

zaten.

İşte o hocalardan biri, bir bankta oturan kız

öğrenciler in yanlarına doğru yaklaştı. Öğrenciler ellerindeki çay bardaklarını

hocaya saygı gereği bankın üzerine bırakıp hemen ayağa kalktılar; ellerini de

önlerinde çapraz bir şekilde kavuşturdular gayri ihtiyarî olarak Hani

genellikle refleks halini almış saygı duruşu var ya, aynen öyle!

Hoca kısaya daha yakın orta boylu, sakalları pis

sakal ın biraz ötesinde... Yüzünde de gülümsemeye yakın süreklilik arz eden

müstehzi bir eda var. Beli biraz içe doğru göçmüş, dolayısıyla göbeği öne

fırlamış... Aslında dik durabilse daha yakışıklı ve fiyakalı olacak ya!

Bacağında özensiz bir pantolon, üzerinde de dışa sarkıtılmış kısa bir gömlek...

Hocanın göbeğinin tam hizasında tuttuğu sol elinde beyaz

bir şey var. Acaba sigara mı diyecektim ki dumanın çıktığını fark ettim. Evet,

hocanın elinde sigara vardı. Hoca okul bahçesi nde elinde sigarasıyla

dolaşıyordu, öğrencilerine beden diliyle, Beni örnek alın! dercesine

Kendilerine doğru yaklaşan hocaya, öğrenciler bir şeyler

söyledi, hoca da onlara cevap veriyordu ağzını yayvanlaştırarak! Bir taraftan

konuşuyor, bir taraftan da sigarasını içmeye devam ediyordu. İnsanın yüzüne

üfler gibi öğrencilere doğru sigarasının dumanını üflüyordu. Etraf oldukça

kalabalıktı, birçok kişi de, benim gibi bu duruma tanık oldu.

Hoca bir şeyler söylüyordu, hafif müzik kabilinden ki

söylediklerine kendisi de inanmıyor gibiydi. Hocanın lâubali tavrı çok rahatsız

ediciydi... Bu arada öğrencilerin tavırlarına dikkat ettim, saygı konusunda en

ufak bir değişiklik yoktu: Hoca ne yaparsa yapsın biz insanlığımızdan,

edebimizden asla taviz vermeyiz gibi bir eda içindeydiler. Hoca hâl ve

gidiş ten sınıfta kalırken, öğrenciler saygı konusunda tam not almayı hak

ediyorlardı.

Profesör unvanlı hocanın yaşı yetmişin üzerindeydi.

Nereden tahmin ettin derseniz, yanımdaki arkadaşım altmış beş yaşındaydı ve o

hocayı çok iyi tanıyordu. Hocanın yaşının kendisinden epey ilerilerde olduğunu

söyledi ve Hoca ayıp ediyor, gidip uyarayım. Olmaz böyle bir şey deme

ihtiyacı duydu.

Ben de, O, bu yaşta hâlâ böyle bir kabalık yapıyorsa,

biz de onun durumuna düşmeyelim dedim. Yetmiş küsur yaşına kadar, edep

konusunda bu kadar gerilerdeyse, bundan sonra mesafe alması mümkün değil. Bir

uyarıda bulunmaya kalkarsan aksi cevap bile verebilir, bu sefer de biz

üzülürüz dedim.

Hoca İstanbul da bir devlet üniversitesinden emekli

olmuştu yıllar önce Son yıllarda özel üniversitelerin arka arkaya açılmasıyla

birlikte kaht-ı hoca / profesör dönemi yaşanıyordu. Hoca da bu furyadan

istifade ederek altın emeklilik dönemi ni yaşıyordu.

Hocanın öğrencileri karşısındaki tavrı aynı

vurdumduymazlık içinde devam etti; sigarası elinde, ağzından çıkan kelimelerin

bir kısmı anlaşılıyor, bir kısmını da sigaranın dumanıyla birlikte yutuyor, bir

kısmını da dumanla birlikte havaya üflüyordu... Öğrenciler de onun

söylediklerini anlamış gibi yapıyorlardı! Çünkü yakın mesafede olmamıza rağmen,

ne dediğini biz de anlamıyorduk. Açıkçası lafları ağzında geveliyordu.

Yıllar yılı gördüğümüz, duyduğumuz, öğrendiğimiz bir şey

vardı: Hoca örnek insan dı öğrencilerine karşı... Hoca toplumun iyi insan oluş

bakımından mihenk taşıydı. Yılmadan, usanmadan iyi olan da, güzel olan da

kararlılık gösterecekti.

Meselâ hoca öğrencisinin karşısında ayak ayak üstüne

atmayacaktı, sigara içmeyecekti, lâubali davranışlarda bulunmayacaktı. Kahveye,

bara, meyhaneye gitmeyecekti. Hâsılı toplumun uygunsuz gördüğü yerlerde

olmayacaktı. Hatta öğrenci karşısında yiyip içmeyecekti. Kılığına kıyafetine

dikkat edecekti. Dersine öğrencisinden daha çok çalışacaktı.

Buradan edindiğim izlenimden, hocanın sınıftaki muhtemel

hali geldi gözlerimin önüne! Öğrenciler adına, eğitim adına, kendi insanlığım

adına utandım.