Dünyada ve ülkemizde olaylar öylesine hızlı gelişiyor ki çoğu zaman takip de zorluk çekiyoruz. Elbette her olay beraberinde çeşitli soruları getiriyor ve gazete köşelerinde bu sorular önce sıralanıyor sonrada cevaplar bulunmaya çalışılıyor. Netice itibariyle cevapsız soru kalmıyor ama her cevabın gerçeği yansıttığını söylemek mümkün değil. Bir de bakış açısına göre sorulara verilen cevapların değişiklik arz etmesi var. Bu da doğal. Diyebiliriz ki, herkes kendi anlayışına uygun cevabı tercih ediyor, diğer cevapları bir kenara itiyor. Dünyanın neresinde bir olay varsa emperyalist güçlerin ya doğrudan ya da dolaylı olarak dahli bulunuyor. Doğrudan olduğunda askeri güçleri ile ülkelere müdahale ediyorlar, eğer buna en azından şimdilik gerek duymuyorlarsa ülkelerin içyapısından kaynaklanan farklılıkları körükleyerek çatışmaları sağlıyor, çatışmalar uzadıkça da ülkeler çıkmaza giriyor ve denize düşen yılana sarılır misali emperyalist güçlerden destek bulmaya kalkışıyorlar. Bu noktadan itibaren artık ne adına çatışılıyor olursa olsun emperyalist güçlerin planları uygulanmaya başlanıyor. Netice itibariyle çatışan tarafların tümü bilerek ya da bilmeden sömürgecilere hizmet etmiş oluyor.

1970’li yıllarda sömürgeciler Uzakdoğu’yu hedef haline getirmişlerdi. Oralardaki ülkeleri komünizmin yayılmacılığına karşı korumak adına kan döktüler. Ülkeler perişan oldu. Sonraki yıllarda Ortadoğu ve Yakındoğu sömürgecilerin mücadele alanı haline geldi.

Hemen belirtelim ki, faaliyetlerini sürdürmek konusunda bahane bulmakta güçlük çekmediler. Hiçbir sebep bulamasalar bile önce bazı grupları besleyip büyüterek harekete geçirdiler, sonra da bu grupların faaliyetlerini bahane ederek ülkeleri işgal ettiler. Bunun yanında diktatörlüklere son vermek ve özgürlükler adına faaliyetlerini sürdürdüler. Sonuçta insanlar öldü, ülkeler tahribata uğradı. Ama ülkeler eskisinden daha kötü duruma düştüler.

Gerek Arap Baharı adı altında başlatılan hareketler gerek diktatörlüklere son vermek adına sürdürülenler aslında hep aynı amaca hizmet ediyor. Bölgemizdeki olayları bunlardan farklı görmek de mümkün değil. Bu arada bölgemizle birlikte Afrika kıtasının çeşitli köşelerindeki iç çatışmalar ve silahlı müdahalelerin birbirinden çok farklı olmadığını söylemek gerek. Önce bu ülkelere şartlar gereği bağımsızlıklarını verdiler ama Afrika insanına huzur da vermediler. Çatışmalar sebebiyle milyonlarca insan açlıktan ölüme terk edildi.

Sömürgeciler başta Afrika ülkeleri olmak üzere kontrollerini kaybetmek istemiyor, özellikle de bu kıtada İslami gelişmeden ciddi rahatsızlık duyuyorlar. Söz gelimi Sudan’da yıllar yılı Kiliseler Birliği’nin desteği ile devam eden çatışmaların ardından bu ülkenin ikiye bölünmesi, Mali’ye Fransa’nın müdahalesinin ardında bu sebepleri aramak yanlış olmaz. Afganistan’ın işgali ardından Bangladeş’te yaşananları İslami uyanıştan Batılıların duyduğu rahatsızlıkla izah etmek yanlış olmaz sanıyorum. Irak’ın işgalinin çeşitli sebepleri üzerinde sıkça duruyoruz. Suriye’deki çatışmaları da bölgemize yönelik plandan ayrı görmek sanıyorum doğru olmaz. Terörü önlemek için müzakerelerin başlamasının ardından görüşmelerin Erbil’e kaymakta oluşunu da Irak işgalinden önce düşünülen oyunun bir parçası olarak algılamak gerekmez mi

Kısacası sorular çok, her sorunun çeşitli cevapları var ama hangisinin doğru olduğunu kestirmek olaylar devam ederken kolay olmuyor.