Uçağın biri gidiyor, diğeri geliyor; bakanlarından teknik
ekiplerine kadar. 1 Mart Tezkeresi öncesi yaşanan havanın bir benzeri yavaş
yavaş sürece hâkim olmaya başlamış görünüyor.
Aslında, benzer bir durum bundan tam iki yıl önce de
yaşanmıştı. 2012 nin ikinci yarısından itibaren hız kazanan ziyaret ve uyarılarla
kendisini gösteren süreç, Mayıs 2013 te iplerin kopmasına kadar gitmiş ve
Türkiye hiç de hesapta olmayan iki önemli gelişmeye şahitlik etmişti: Gezi
olayları ve Mısır daki askeri darbe.
Gezi olayları ile yıllar sonrası tekrar toplumsal krizi
derinden hisseden Türkiye, Mısır daki askeri darbe sonrası ise dış
politikasındaki çöken sacayaklar ile birlikte değerli yalnızlık içerisine
itilmişti.
Bütün bunlar, 2013 Mayıs ayındaki o sır niteliğini önemli
ölçüde korumaya devam eden, halen birçok spekülasyonların yapıldığı o meşhur
görüşmeden hemen sonra, yaklaşık bir ay içinde gerçekleşmişti.
Niçin 2012 sorusunun cevabı da, Türkiye nin çok güvendiği
müttefikinin makas değiştirmesi olarak anlaşılacak ve bu anlaşılma ancak
geçtiğimiz bir kaç gün önce açıklanacaktı. Bu kapsamda Başbakan Davutoğlu nun;
Dış politikada bir stratejik hatamız yok. Sadece müttefiklerimize, BM ye vs
fazla güvendiğimiz söylenebilir... açıklaması oldukça manidardır! Özellikle de
zamanlaması itibarıyla...
Şimdi, o dönemde gündeme getirilen taleplerin bir farklı
versiyonu ile karşı karşıyayız. 2012 de Türkiye den Afganistan da muharip güç
olmasını, Esad sonrasında ise Yeni Suriye inşa sürecinde bölgedeki radikal
grupların temizlenmesini isteyen ve bunun karşılığında Türkiye ye bölgenin
hamiliğini ve PKK ile mücadelede etkin bir desteği vaat eden güç, bugün
Türkiye yi bölgesel bir savaşın içine koordinatör ülke olarak sokmaya
çalışıyor.
Daha önce Türkiye modeli üzerinden bölgeyi yeniden inşa
etmeye çalışan bu güç, şimdi yeni Ortadoğu ya göre yeni bir Türkiye inşası
hedefliyor ve artık eskisi gibi de cömert değil.
Neyi ve kimleri kastettiğimi anlamışsınızdır. Evet,
yankileri ve Türkiye üzerindeki IŞİD baskısını kastediyorum.
NATO Zirvesi nde tam manasıyla ikna edemedikleri Türkiye nin
Cidde de IŞİD e karşı olarak hazırlandığı iddia edilen ama uygulamada çok daha
farklı gelişmelere neden olacağı anlaşılan ABD-Arap Ortak Bildirisi ne imza
atmaması sonrası yaşanan hayal kırıklığı, ABD Savunma Bakanı Hagel ve Dışişleri
Bakanı Kerry nin Ankara ziyaretlerindeki taleplerin karşılık bulmaması,
Türk-Amerikan ilişkilerinde derin bir krizin sinyallerini veriyor.
Evet, Ankara nın IŞİD direnci bir türlü kırılamıyor.
Kırılamayınca da bu sefer arkadan tehditler geliyor. Bu kapsamda ABD nin eski
Ankara Büyükelçisi Ricciardone nin açıklamaları, The Wall Street Journal ın
Ankara Artık ABD nin Müttefiki Değil başlığını kullanması ve bölgede Erbil i
ön plana çıkartması, daha çok aba altından sopa göstermenin Amerikancası olarak
karşımıza çıkıyor.
ABD nin isteği, yukarıda da belirtildiği üzere çok net!
Türkiye yi Ortadoğu bataklığının içine çekmek ve onu kirli savaşlarının bir
parçası haline getirmek istiyorlar.
Buna karşılık, Türkiye nin tavrı da çok net! Bu savaşın
sadece IŞİD ile sınırlı kalmayacağının farkında olan Türkiye öncelikle kendi
sınırlarında bir savaş istemiyor. Bu savaşla birlikte bölgede kendi çıkarlarını
da tehdit edebilecek yeni devletler ve ittifakların kurulacağını hesap eden
Türkiye, kendi içindeki kırılgan fay hatlarının da daha fazla zarar görmesini
arzu etmiyor.
Bölgede başlayacak bu savaşın aktif taraflarından biri
olarak ön plana çıkmaya başlayan bölge Kürtlüğüne artan ilgiyi çok yakından
takip eden Ankara, açıkçası içeride hassas bir şekilde yürütülen ve bir takım
sinyaller vermeye başlayan çözüm sürecinin bu gelişmelerden olumsuz bir şekilde
etkilenmesinden endişe ediyor. Bundan dolayı da bölgedeki Kürtlerin
silahlandırılmasına çok sıcak bakmıyor.
Süreç böyle devam ederse, Türkiye nin Derbent Ruhu
olarak da lanse ettiğimiz yeni Kürt politikası büyük ölçüde darbe alacak ve
Ankara ciddi anlamda inisiyatif kaybına uğrayacak. O yüzden Türkiye, sistematik
bir şekilde derin bir açmaza sürükleniyor.
Diğer taraftan Türkiye, bölgede diğer devletlerin verdiği
tepkiyi de çok yakından takip ediyor. Bu bağlamda Rusya nın takındığı tavır ve
son olarak İran ın da benzer yönde yaptığı açıklama, muhtemelen Türkiye ye bir
rahatlık sağlayacak gibi.
Gerçek hedefin aslında IŞİD değil, Suriye olduğunu
açıklayan bu iki devletin son çıkışları, bir taraftan Türkiye nin süreçteki
önemini ve oynayabileceği rolü ortaya koyarken, diğer taraftan da bir tercih e
zorlanması yönünde Türkiye açısından kararı çok da kolay olmayan bir tehlikeli
sürece işaret ediyor.
Bu da, aynı zamanda Türkiye ye böylesi bir lüksü yaşatmak
istemeyen güçler açısından farklı müdahaleler anlamına geliyor; daha önce şahit
olunduğu üzere...