Reklamı Kapat

Ansızın Hayat ın Öyküleri

Ansızın Hayat?ın Öyküleri

Hatice Ebrar Akbulut

Hayat da bunun gibi. Akıp giden bir zamanı tekrar yakalayamıyoruz. Yaşadığımız bir dakikayı, aynı duygularla tekrar yaşama imkanını vermiyor akıp giden zaman. Zaman ömürdür, hayattır. Hayat yaşadığımız üzüntülerin, sevinçlerin toplamıdır. Bazen usul usul dokunuşlarla gelir hayat, bazen gürleyerek, geldiğini belirterek gelir. Bazense ansızın gelir hayat; bir köşede, bir uykuda, bir düşte, ansızın umulmadık bir yanımızdan yakalar bizi.

Öyküde İhtiyacımız Olan Duygulardır

Necip Tosun, dokuz yıl aradan sonra yeni kitabı ?Ansızın Hayat? ile, okuyucularına merhaba dedi.  Ansızın Hayat kitabındaki her öykü, yüreğe hücum eden duyguların, satırlara dökülmesidir. Her öyküde, acıyan, hisseden, arzulayan, yanan bir yüreğin kıpırtıları hissedilir. Yazarın akıcı, samimi, doğal üslubu okuyucuyu sarmalıyor ve kitap bir solukta okunuyor. Kitapta okuduğumuz öykünün her birinde, ?Bunu ben de yaşamıştım. Bunu ben de hissetmiştim? demeden edemiyorsunuz. Kendini okuduğun öyküde bulmak, o öykünün yazarının içtenliğini gösteriyor. ?Öykü yazmak benim için bir arayış, bir sığınma ama daha çok bir paylaşma demek. Bir şeylerin eksikliğini, özlemini, acısını, mutluluğunu duyan insanlarla bir kaç sayfada aynı havayı koklamak, aynı esintileri hissetmek, aynı tıkırtıları duymak arzusu. Bunları duyan hisseden insanların varlığını tutanaklara geçmek istiyorum.? Necip Tosun? un öyküye dair bu sözleri, ifade etmeye çalıştığımı çok güzel özetliyor. Ansızın Hayat? ın her bir öyküsü hâlâ hissedebilen insanı, yüreğinden yakalıyor. Necip Tosun? un kendisi de bir öyküde olması gerekeni ?Öyküde ihtiyacımız olan duygular, kuramsal yazılarda ise düşünceler? şeklinde ifade etmiştir.

Öykülerde Karamsarlık Yoktur Daima Umutlu Olmak Vardır

Ansızın Hayat kitabında toplam 13 öykü var. Daha önce Handan Acar Yıldız? ın kaleminden çıkmış olan Ağır Boşluk kitabı hakkında kurduğum cümleyi bu kitap için de kuruyorum: ?Genelde kitabın ismini taşıyan yazı, o kitabın ana damarı niteliğindedir. Kitabın içinde yoğun olan yazı o olduğundan kitaba o yazının ismi verilir. Ansızın Hayat kitabında böyle bir şey söz konusu değil. Kitabın içerisinde, herhangi bir yazıya ait olmayan bir isim verilmiş kitaba.? Her öyküde hayata ansızın yakalanmış insanlar var. Öyküleri okurken hissettiğimiz en yoğun duygu hüzün. Pişmanlıklar, beklentilerin beklenilenin aksinde olması, düş kırıklıkları, insanın yaşadıklarından ötürü duyduğu sıkıntılar, yaşayamadıklarına kederlenmesi gibi konular Ansızın Hayat? ın öykülerine hakim olan konular. Bunca yoğun hüzne rağmen, öykülerde karamsarlık yoktur, daima umutlu olmak vardır. ?Babanın yüzündeki hüzün, karamsarlık yavaş yavaş kaybolmuştu. Sulu gözleri sevinçle, merhametle parlıyor, derin bir boşluktan ağır ağır gün yüzüne çıkıyor gibiydi. İçinde bir rahatlık, huzur hissetti. Sanki birazdan parkta karısıyla buluşacak, dili çözülecek, bütün olan biteni anlatacaktı. Parmaklarını, ceketindeki lacivert lekeler üzerinde gezdirirken, bir mutluluk bütün çehresine yayılmıştı.?

Hikâyenin Çağrısı, Enteresan Öykülerden Biri

Sözcükler öyküsünde, hayatı olduğu gibi yaşamış, sonra yaşadıklarına dönüp bakmış birisinin öyküsü var. Kelimeler tek başına öykü kimliğine bürünüyor Sözcükler? de: Boşluk, beklemek, hapishane, özgürlük, kaçmak, kopya, iç sıkıntısı... Sözcükler öyküsünü okurken, ?benim kelimelerim nedir, beni özetleyen, beni kendisine kaçıran kelimelerim?? diye soruyorsunuz kendinize. Çünkü bir sözcük, tecrübeyle öğrenilirse daha farklı çağrışımlar ve anlamlara bürünür. ?Bir sözcüğü bir cümle içinde kullanmak farklı, onu yaşamak, onunla içselleşmek, iliklerinde hissetmek farklıymış. İşte gördün; insan bir sözcüğün anlamını sözlüğe bakarak değil, ancak yaşayarak öğrenirmiş.? Taşra Fragmanları öyküsünde, bahsi edilen kasabanın sokaklarına iniyor, orada yürüyor, geceye şahid olup uyuyor, günün doğumuyla uyanıyorsunuz. Taşradaki zamanı tüm gerçekliğiyle anlatıyor yazar. ?Çünkü burası taşra. Burada eksilmektedir hayat. Burada herkese yetecek kadar sıkıntı var, herkese yetecek kadar karanlık. Zaman sessizdir burada, insanın sessizce yanından geçer, hissedilmez bile. Zaman bir yüktür burada, nefes aldırmaz, düş kurdurmaz. Burada zaman yaşanan değil, öldürülen bir şeydir. Burada yaşandığı için değil, geçtiği için sevinilir zamanın. Burada en bol olan şey zamandır, düzgün ve yavaş akar.? Telefon öyküsünde iki sevgilinin, geçmişte yaşadıklarına dönüp bakışları anlatılır. Bir kadın konuşur, bir erkek... Bu konuşmalarda bir bakıma kadınla erkeğin portresi çiziliyor. Rutin hayatta bir kadının ve erkeğin birbirlerine karşı nasıl olduğu ve ne hissettiği anlatılıyor. Ansızın Hayat? ın öykülerinde çok fazla özel isme rastlayamıyoruz. Bu okuyucuya, okuduğu öykünün kahramanı olma imkanını sunuyor.

Bazı öyküler mektup gibi

Yazarın ikinci tekil şahıs çekimleriyle kurduğu cümleler, okuyucuya üzerine alınma duygusunu veriyor. Bazı öyküler, sanki yazardan okuyucuya yazılmış bir mektup gibi okunuyor. Genç Ölmek öyküsünde, bir arkadaşlığın öyküsünü okuyoruz. Birbirine zıt karakterli ve birlikte çok vakit geçiren iki arkadaş var. Bu iki arkadaştan birinin ölmesiyle geride kalanın, ölen arkadaşıyla geçirdiği zamanları anlatılıyor öyküde. Hayatta kalan arkadaşın, kaybettiği arkadaşına dair hissettiklerini okuyoruz. ?Kendi ışığını kısarak karanlık içinde sessizce yok olmayı değil, ışığı sonuna kadar açarak ışıklar içinde yanarak ölmeyi seçti.? Mürekkep Lekesi? nde emekli olan hakimin, hayatı olan mesleği olmayınca içine düştüğü boşluk anlatılıyor. Bu boşluk kör bir boşluk değil aslında, hakim boşluğa düşünce farketmediği şeyleri farkediyor. Mesela yazı yazmanın ayrıntısına varıyor. ?İlk kez yazının gücünün ayrımına varıyor, kanunlardan, tüzüklerden farklı bir işlevi olduğunu görüyordu.? Hikayenin Çağrısı öyküsünde kendisini kitaplara adamış, kitaplarla yolunu bulmuş, yine kitaplarla yolunu kaybetmiş bir insanın öyküsü var. Bin bir emekle kütüphanesini kurup sonra o kütüphaneyi terk eden birisi anlatılıyor öyküde. Hikayenin Çağrısı Ansızın Hayat? ın en enteresan öykülerinden biri bana göre. Öykü içeriğiyle uygun güzel bir cümleyle özetliyor kendini: ?Bir köşede sabit bekleyenler değil, kaybolmuşlar, kaybolmayı göze alanlar bulur hayatın tüm yitiğini...?

Öykü İçine Öykü Gizlenmiş Gibi

Ansızın Hayat? ta öykü içine öykü gizlenmiş gibi... Kitaptaki her bir öykü bir yanımızı inceltiyor, bizi daha duyarlı hale getiriyor, insanın duygu dünyasını olgunlaştırıyor. ?Kuşkusuz öykü yazayım deyince olmuyor. Onun için bir doğuş anı, bir duygu yoğunluğu ve onu doğuracak bir durumun gerçekleşmesi gerekiyor. Yeniden duygulara dokunmak heyecan verici... Her kelimede içiniz ürperiyor.? diyen Necip Tosun, duygularımıza etkili bir şekilde dokunuyor öyküleriyle. Bahçeler ve Duvarlar isimli öyküde, halk arasında ?arkadaş kurbanı olmak? diye duyduğumuz meseleyi okuyoruz. Öykünün sonundaki cümleler çok manidar. ?Pantolonumun paçasını sıyırıp o polisin gözleriyle yaralarıma bakıp, parmaklarımı yaralarımın üzerinde gezdirdim, mendilimi yaraların üstüne bastırdım. Artık anlamıştım, merhamet ve şefkatle bakıldığında iyilişmeyecek yara yoktu. Öyle olmuştu. Kan durmuştu, hiç acı kalmamıştı.?

Ben: Hâlâ o bakışın anlamını kavramak için yazıyorum.

21 Eylül 2014 - Kültür-Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?