Basit bir hikayeyi ilginç olmayan ayrıntılarla boğan, oyuncuların performansıyla olumsuz anlamda şaşırtan Sultanın Sırrı filmi gizemli olmaya çalışırken komikleşiyor. Büyük umutlar vaat edilen film ne anlattığını bir türlü beceremeden koskoca bir hayal kırıklığıyla bitiyor.

Hemen hemen her hafta gösterime yeni yeni Türk filmleri giriyor. Kimi çok iddialı girip, fena halde çuvallıyor, kimi de hak etmediği ve beklemediği ilgiyi görerek sevindirik oluyor. Ne olursa olsun bir gerçek var. Vizyona giren Türk film sayısı arttıkça bizim yüzümüzde beliren gülümseme de o denli büyüyor. Bu filmlerin içerisinde bu olumlu havayı lehine çevirecek hamleleri yaparak kurnazca yollar seçen ve "Nasılsa seyirciyi sinemaya getiriyoruz. Bir film daha kaktıralım." gibi yamuk düşünen insanlar da yok değil. Zaten bu düşüncedeki film sahiplerine en iyi şamarı da yine seyirci vuruyor. Zaman zaman kaliteli filmler gösterime girse de birçoğu zaman ayrılmayacak kötü filmler kategorisinde yerini sağlam bir şekilde alıyor. Bu hafta bol bol Türk filmi seyirciye, "merhaba" dedi. Çakal, Çakallarla Dans, Sultanın Sırrı ve Şenlikname: Bir İstanbul Masalı. Bunların içerisinde Sultanın Sırrı‘nı seyretme fırsatı bulsak da diğer filmleri henüz göremedik. Sultanın Sırrı isminden de anlaşılacağı gibi tarihi bir sırrın peşinden İstanbul‘a gelen ABD‘li ajanların ve onları takip eden yerli karakterlerin hikâyesini anlatmaya çalışıyor. Lakin fena halde çuvallıyor ve bizleri hayal kırıklığına uğratıyor.

Kalitesiz ve anlamsız detaylar sıkıyor

Film çorak bir arazide silahlı çatışmayla başlıyor. Açılışını iyi yapan film bir süre daha aynı düzeyde ilerliyor. Olayların gelişmeye başlamasıyla film yavanlaşıyor ve sıradan bir film havasına bürünüyor. Diyaloglardaki kalitesizlik ve anlamsız detaylar da filmin akıcı ilerleyememesinin en büyük nedeni olarak göze çarpıyor. Filmin en büyük kozlarından olan ABD‘li oyunculardan Emmanuelle Betancourt‘u Ciano isimli ajan karakterinde seyrediyoruz. Türkiye‘ye üniversite görevlisi olarak geldiğini söyleyen ve bu anlamda araştırma yaptığını yabancı hayranı Yeliz‘e (Zeynep Başerler) inandıran Ciano‘nun önündeki engel ise Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Hakandır. Sinan Albayrak‘ın Hakan karakteriyle Ciano sürekli birbirlerini alt etme, atlatma ve mağlup etme yarışındadır. Hakan Ciano‘dan şüphelendiği için peşine takılır. Hakan‘ı da, sadece iki metreden görebilme kabiliyeti olan iki garip ajan izlemeye başlar. Filmde birilerini birileri takip ediyor, o birilerini de başkaları takip etmeye başlıyor ve böylelikle film gizemli hale geliyor.

Basit bir konu ve gizemsiz ayrıntılar

Bir süre sonra bu ABD‘li ajanın Sultan Abdülhamit‘in büyük sırları sakladığını düşündüğü bir sandığın peşinde olduğunu anlıyoruz. Sandığın içerisinde ne olduğunu öğrendiğinizde içimizden, ‘heee şu mesele‘ diyorsunuz.  Filme romantizm de katmak isteyen ekip yama gibi duran garip bir aşkı da filmde asılı bırakıveriyor. Ermeni bir kızla Müslüman bir Türk‘ün imkânsız aşkı inandırıcı durmadığı gibi de nasıl sonlandığını da bir türlü öğrenemiyorsunuz. Zaten filmde hiçbir şeyi doğru düzgün anlayamıyorsunuz. Filmin karmaşıklığından ya da çok fazla ‘giz‘ taşıdığından değil; çok basit olduğu için inanmak istemiyor, daha başka şeyler bekliyorsunuz. Ama koskoca bir hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Özellikle de Sinan Albayrak gibi kaliteli oyunculuğa sahip birinin nasıl böyle bir filme ‘He‘ dediğini çözmeye çalışıyorsunuz. Zaten ABD‘den getirilmiş aktörlerde filmde fazlasıyla sırıtıyor. Sırf kavga ettirilmek için getirilmiş, fakat o da becerilememiş. Marc Dacaskos ve Emmanuelle Betancourt da filmde tıpkı araya sıkıştırılan ‘aşk‘ gibi yama gibi duruyor. Hele de Dan Brow‘nun eseri Da Vinci Şifresi kitabındaki ayrıntılara göndermeler ve Opus Dei saçmalıkları filmi hepten batırıyor. Kitabı okumayanlar ve Opus Dei hakkında bilgisi olmayanlar zaten onun ne olduğunu da anlamıyor ve bu ayrıntılar çabucak geçiştirilip sonlandırılıyor. Bu arada salonu terk etmeye başlayan seyirci sayısı fazlalaşıyor. Finale umut bağladığımız için filmin sonunu bekliyoruz. Maalesef bu da mümkün olmuyor. Anlatmak istediğini bir türlü beceremeyen filmin sonu da apar topar bitiriliyor ve seyirciyi memnuniyetsiz yüz ifadesiyle uğurluyor.

Abartılı kamera hareketleri seyirciyi bunaltıyor

Film İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı katkılarıyla hazırlanmış. Yönetmenliğini Hakan Şahin‘in yaptığı filmin senaryosu Ömer Erbil‘e ait. Oyuncu kadrosuyla iddialı olan film için ABD‘den Marc Dacaskos ve Emmanuelle Betancourt getirilmiş. Türkiye‘den de Sinan Albayrak, Zeynep Beşerler ve Burak Sergen kadroya dahil edilmiş.  Film biraz da görüntü yönetmeni Tolga Kutlar‘ın o hiç durmayan ve anlamsız açılarıyla daha sıkıcı hale geliyor. Kutlar, aksiyon filmlerinde uygulanan yöntemi denemeye çalışsa da bunu abarttığı için olayı verimsiz hale getirmiş. Aslında film için birkaç iyi cümle kurmak isterdik maalesef eldeki iyi imkânları kullanamayan, eski ‘Tarkan‘ filmlerinden hatırladığımız atmosfere gerekli gizemi katamayan, oyuncuları layıkıyla kullanılamayan, daha birçok tarihi olayımız olmasına rağmen bir türlü anlatılamayan bir olaydan dolayı bu mümkün olmuyor. Filme puanlama yapacak olursak 10 üzerinden 3‘le sinema tarihimizdeki batık filmler kategorisindeki zirveye doğru gönderebiliriz.

Muhabir: Haber Merkezi