Mustafa Yahya Coşkun
Balkanları kan gölüne çeviren, Balkan Kasabı Miloseviç in ölmesi çok önemli bir hadiseydi. Bu ölümün ardından herkes Miloseviç in Bosna da yaptığı mezalimi anıp onun yüz binlerce kişinin kanına girmiş bir cani olduğu gerçeğini yineledi. Miloseviç in ölümü üzerine yorumlar yapılırken dönemin önemli isimlerinden de görüşler alındı. Görüş alınan isimlerden biri de "Hiç üzülmedim" diyen Richard Holbrooke tu.
Buraya kadar her şey normal fakat Holbrooke tan bahsedilirken Bosna Barışının mimarı diye bir sıfat kullanıldı.
Peki bu doğru muydu?
Devrin Genel Kurmay Başkanı Rasim Delic Aliya Belgeselinde şöyle diyor: "1994 yılından itibaren temas grubu bir Bosna Hersek planı hazırlamıştı. Bu plan Bosna nın: %51, % 49 esasına göre bölünmesini öngörüyordu. 1995 yılında açıkça görüldü ki; Bosna Savaşı bir galibi olmadan durdurulmak isteniyordu. Artık Bosna Hersek ordusunun Sırpları yeneceği açıkça belli olmuştu. Ekim 95 te Boşnak Ordusunun ilerleyişini durdurmam için bana baskı yapıldı.
Hatta Zagreb de ABD Büyükelçiliğinde yaptığımız bir toplantıda Holbrooke ilerlememizin boşuna olduğunu, elimizden gelen her şeyi yapsak bile %51, % 49 sınırına dönmek ve aldığımız topraklardan geri çekilmek zorunda kalacağımızı söyledi bana."
Rasim Delic in söylediklerinden de anlaşılacağı üzere Holbrooke Bosna Barışının mimarı değildi. Bosna Barışını bir tek mimarı vardı, o da Balkanların bu kanlı ovasından başı dik bir şekilde çıkabilen tek isim olan Aliya İzzetbegoviç ti.
Nitekim Slovenya nın bağımsızlığını ilan etmesiyle başlayan dağılma sürecinde bile Aliya parçalanmadan yana olmadığını her fırsatta dile getirmişti. Balkanlarda etnik kökenli devletlerin kurulmasının çok büyük bir tehlike olacağını bildiğinden o zaman dahi ayrılıktan bahsetmemiş, varolan barış sürecinin devam etmesi gerektiğini söylemişti. Aliya tam manasıyla Yugoslavya yı ayakta tutmaya çalışmış fakat Hırvatistan da bağımsızlığını ilan edince başka bir seçeneği kalmamış ve "Ya şimdi ya da hiçbir zaman" diyerek bağımsızlık kararını vermişti. Bosna Hersek yapılan referandum sonucunda bağımsızlığını ilan etmiş akabinde de Bosna ya Sırp müdahalesi başlamıştı ve Aliya o dönemde bile: "Yirmi birinci yüz yılda, Avrupa nın ortasında böyle bir savaşa izin vermezler diye düşünmüştüm" demişti.
Bosna Barışının gerçek mimarı olan Aliya hatıratında, barış sürecini şöyle özetliyordu: "Uzun hayatım boyunca çok iş yaptım. Çukur kazdım, harç taşıdım, avukatlık yaptım ancak bugüne kadarki en zor işim Dayton‘daki anlaşma masasına oturmaktı. Muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, sadece makul bir anlaşmayla ülkeme dönmek istiyordum?
Barış anlaşması süreci Bosna nın boğazına dayanmış bir bıçakla ve tehditlerle geçti. Sayısal çoklukları ve ürkütücü askeri güçleriyle savunmasız bir halka saldıran taraf; yani Sırplar, sadece benim prensiplerime ters düşen önerilerle değil aynı zamanda tüm adalet ve insanlık duygularına da ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ancak çok zor olan başka bir şey daha vardı; eve savaşa devam ediyoruz cümlesiyle dönmek. Bu yapılması neredeyse imkansız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyordum."
Holbrook a Bosna Barışının mimarı denmesi, Miloseviç in ölüm haberinin yanında küçük bir ayrıntı gibi kalıyor ama bence bu da en az onun kadar önemli. Çünkü biz tarihimiz boyunca hep sahte kahramanlarla uğraştık, onlardan muzdarip olduk. Artık yenilerini istemiyoruz.





