"Çin’e karşı tavır alın, Müslümanlara sahip çıkın"

Çin’in Doğu Türkistan’daki işkence kampında bir yıldan fazla kalan Uygur asıllı Kazakistan vatandaşı Gülbahar Celilova, Çin zulmünü röportajımızın ikinci bölümünde anlatmaya devam ediyor. 

İnternet Haber Merkezi
RÖPORTAJ İnternet Haber Merkezi Tüm Haberleri
+2
Video için play'e tıklayın

Gülbahar Celilova, Çin zulmü altında geçen 1 yıl 3 ay 10 günü Millî Gazete’ye anlattı. Anlatırken o günleri yeniden yaşayan Celilova, yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamadı…

Röportaj: Bekir Şirin

Fotoğraflar: Kemal Sala

“YAŞADIĞIM ZULMÜ TÜM MÜSLÜMANLARA ANLATMAK BOYNUMUN BORCU”

Toplama kampına götürüldükten sonra yaşadığınız psikolojik süreci hatırlayabiliyor musunuz? Nasıl bir travma geçirdiniz?

Ben Kazakistan vatandaşı olduğum için kaldığım koğuştaki herkes oradan kurtulacağıma inanıyordu. Birbirimize sürekli bu zulmün geçici olduğunu ve canı alanın yalnızca Allah olduğunu söylüyorduk. Hep dua ederdik Allah’a içimizden. Bana sürekli söyledikleri şey, ‘Siz buradan kurtulursunuz, lütfen burada gördüğünüz her şeyi Müslümanlara, tüm dünyaya anlatın. Bizim derdimizi anlatın, bu size emanettir’ diyorlardı. Ben orada yaşadığım her şey için Allah’a dua ediyordum. ‘Yaşadığımız zulmü anlatma fırsatı ver Allah’ım’ diye.

SOĞUKTAN AYAKLARIMIZI HİSSETMİYORDUK

Siz toplama kampında yaşanan zulmü oradan kurtulduktan sonra dünyaya anlatmayı dava edinmiş birisiniz? Bugün her ne kadar siz kurtulabilmiş olsanız da toplama kamplarında bulunanlar aklınıza geldiğinde neler hissediyorsunuz?

Doğu Türkistan’da şu anda kış… Hava soğuk. Onlar benim aklıma geldikçe ben dayanamıyorum. Gözlerim yaşarıyor. Şu an ne haldeler acaba? Sıcak aylarda bile yerler asfalt olduğu için örtüneceğimiz bir battaniyemiz yoktu, çok üşüyorduk. Bazen ayaklarımız hiçbir şeyi hissetmiyordu soğuktan. Çok zor günler geçirmiştim. Dille ifade edilemez. Yaşadıklarımızı anlatmaya yeterli kelime bulunamaz. ‘Yaşıyorlar mı?’ diye merak ediyorum. Onlarla görüşmek, hasbihal etmek istiyorum.

“ÖLDÜRECEKLERSE GELSİN ÖLDÜRSÜNLER, BEN RAZIYIM”

Orada yaşadığınız zulmü anlatmamanız için sizi tehdit ediyorlar. Ve sizi öldürebileceklerini söylüyorlar. Şu anda can güvenliğinizden korkuyor musunuz?

Uğradığım zulmü Kazakistan’da anlatırsam beni susturacaklardır. Toplama kampındakilerin sesi, siması benim yakamı bırakmadı. ‘Bizim derdimizi ne zaman anlatacaksın? Bizim derdimizi insanlara duyurmayacak mısın?’ soruları aklımdan çıkmıyordu. Psikolojim bozuldu. Yaşadıklarımı, oradaki insanların halini anlatabileceğim tek yerin Türkiye olduğuna inandım ve hemen Türkiye’ye bilet aldım. Çocuklarımı, akrabalarımı, hepsini bırakıp üzerimdeki vazifeyi hakkıyla yerine getirebilmek için Kazakistan’dan ayrılıp Türkiye’ye geldim. Doğu Türkistan’da yaşadıklarımı, bir senedir beni bulan ve benim ulaşabildiğim tüm medya kuruluşlarına anlatmaya çalıştım. Şimdi gelsinler benim canımı alsınlar, ben her şeye razıyım. Öldüreceklerse gelsin öldürsünler, ben razıyım. Ben üzerimdeki hakkı yerine getirdim. Oradaki insanların çektiği her şeyi ben anlattım. Şimdi Çin gelip beni öldürebilir, ben hazırım.

“‘KONUŞURSAN ÖLDÜRÜRÜZ’ DİYE TEHDİT ETTİLER”

Siz nasıl kurtuldunuz? Kurtulma ihtimaliniz doğduğu an neler hissettiniz? Zulümden kurtulduğunuz an nasıl bir duyguydu?

Beni terör ile ilişkilendirerek, ölüm cezası verecek şekilde suçlamalarda bulundular. Buradan kurtulmak gibi bir düşüncem yoktu. Benim oradan kurtulmama umut ışığı olan şey çocuklarımdı. Ben orada kaldığım süreçte çocuklarım ellerinden geleni yapmışlar. Kazakistan’daki Çin konsolosluğuna gidip yazılar yazmışlar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yazı yazmışlar. BM Temsilciliği’ne yazmışlar. En sonunda BM’nin Çin’e baskı uygulaması sonucunda oradan kurtuldum. 27 Ağustos 2018’de beni koğuştan aldılar, hastaneye götürdüler. Saçlarımı boyattılar. Üç-dört gün boyunca vitamin verdiler, iğne yaptılar. İlaçların etkisiyle hızlıca kendime geldim. Uçak bileti alınacaktı. ‘Uçağa binemez’ teşhisi kondu bana. Hastaneden taburcu edildikten sonra Ulusal Güvenlik elemanlarının olduğu binaya götürdüler. Beni gözaltına aldıkları zaman benden aldıkları hiçbir şeyi geri vermediler. Sadece telefonumu verdiler. Onun da içindekileri silmişlerdi. Bir de pasaportumu verdiler. Yanımda istihbarattan bir kadın vardı. Üç gün kaldım orada. En son giderken istihbaratçılar geldi. ‘Burada yaşadıklarını kimseye bahsetmezsen, normal hayatına devam edersen tekrar Çin’e gelebilirsin, ticaretini yapabilirsin, bizden destek alabilirsin, biz sana gereken her türlü desteği sağlarız ama burada gördüğün şeyleri yurt dışına çıkıp anlatırsan Çin’in her yerinde eli var. Seni öldürebiliriz, haberin olsun. Öldürmekten aciz değiliz, bunu gayet iyi biliyorsun’ dediler.

“GAZETECİLERE GÖSTERİLENLER GERÇEK DEĞİL, KURGU”

Doğu Türkistan’da yaşanan zulümler karşısında toplumun yeterli bir şekilde tepki gösterdiğini düşünüyor musunuz?

Doğu Türkistan’da yaşanan zulmü artık bilmeyen kalmadı. Doğu Türkistan’da yaşanan işkenceleri, Çin’in tavrını, her şeyi anlattık. Dünya bunu biliyor artık. Bu nedenle az da olsa tepki gösteriliyor. Medya kuruluşlarının Çin’i sıkıştırdığını görüyoruz. Doğu Türkistan’da yaşanan zulme dünya çapında olan tepki büyüyor. Gazetecilerin oraya gittiğinde Çin’in gösterdiği toplama kamplarının hiçbirisi gerçek değil. Benim kaldığım kampta öyle oyunlar, dans etmeler, spor faaliyetleri gibi öyle bir şey yoktu. Öyle olsaydı ben zaten orada kalırdım. Oradan ayrılmak istemezdim. Gerçek toplama kampları insanlara gösterilmiyor. Orada gazetecilere gösterilenlerin hepsi sahtedir, kurgudur.

TECAVÜZLER SIRADAN HALE GELMİŞTİ

Sorması zor bir soru ama farklı bir zulüm gördünüz mü? Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Gördüm. Biz koğuştayken kızlar 24 saat, 72 saat sorguya götürülüyordu. Oraya götürülenlere dayak dışında tecavüz olayları oluyordu. Sorguya götürüldükten sonra getirilenler bir şey söyleyemezlerdi, yere bakarlardı. Bir şey söylemiyorlardı ama biz anlıyorduk, onlara tecavüz edildiğini. Sorguya götürülen 16-17 yaşındaki kızlara tecavüz ettiler. Ben sorguya çekilirken, kaplan sandalyesi diye bir demir sandalye var, eller ve ayaklar sandalyeye bağlı oluyor. Hiçbir şekilde kıpırdayamazsınız. Orada oturttular beni, kâğıda imza atmamı istediler, reddettim. O kişi beni tecavüzle tehdit etti. Gözlerime yaşlar geldi. ‘Senin annen yok mu, kız kardeşin yok mu? Nasıl böyle dersin?’ dedim. Sonra o da bana, ‘Sen nasıl böyle bir kelime sarf edersin? Sen hayvansın. Sen insana bile benzemiyorsun. Kendini nasıl benim annemle, bacımla bir tutarsın’ dedi. Bana küfür etti ve tokatlar savurdu. Ben de, ‘Doğru ben benzemem. Saçlarım yok, yüzlerim kirli, tüm vücudum yaralanmış. Ben sana niye böyle diyorum ki zaten. Senin gibi evladım olsa evlatlıktan reddederim’ dedim.

Gülbahar Celilova ile gerçekleştirilen röportajın ilk bölümünü okumak için tıklayınız

19 Aralık 2019 - Dünya

Muhabir İnternet Haber Merkezi


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Osman Ağa - Allah büyüktür. Çin, Ermenistan, İsrail ve Sırbistan'dan nefret ediyorum

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 19 Aralık 15:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi


Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?