Genelde, çocuklarımız geleceğimizdir denilir. Bizce çocuklarımız, bizim iki cihan saadet ve selametimizdir. Eğer evlatlarımıza dünyalık olarak bakarsak fedakârlık bekleriz ki, gene, nefsimizle hareket etmiş oluruz. Ama gözlerin dehşetten fırlayacağı, ananın evlattan, evladın da anadan kaçacağı bir güne inanıyorsak, işte o gün, o zor ve çetin günde, hesaplarını ve hesaplarımızı kolay vermek istiyorsak, evlatlarımızı madden ve manen en güzel şekilde yetiştirip terbiye etmeliyiz. Bu yetiştirme sırasında ise özveri ile çalışıp karşılık beklemeden evlatlarımızı sevmeliyiz.
Şu bir gerçek ki anne babalar hasta, özürlü, yaramaz, saldırgan ve tembel çocuklarını pek sevmezler. Maalesef, anne babaların bir kısmı, böyle çocukların kendilerini utandırdığını, hayatlarını zindan ettiğini düşünmektedirler. Bu yüzden yanlış davranışlar içerisine girmektedirler. Bizler, evlatlarının dünya ve ahiret saadetini isteyen anne babaları tenzih ediyoruz.
Bundan önceki yazılarımızda, anne babalara, çocuklarını terbiye ederken; emretmeyiniz, tehdit etmeyiniz, gözdağı vermeyiniz, yargılamayınız, eleştirmeyiniz, suçlamayınız, ad takmayınız, alay etmeyiniz, utandırmayınız demiştik. Ve bu şekilde verilen terbiyenin zehirli terbiye olduğunu belirtmiştik.
Çocuklarınızı aşağılamayınız
Devamlı aşağılanmak, beceriksizliğinin yüzüne vurulması, herkesin içinde hatalarının ön plana çıkarılması çocuğun öz güvenini zedeler, çocuğun kendine güvensiz bir hale gelmesine, saldırganlaşmasına ve stres yaşamasına neden olur. Bunları yaşayan çocuk, ailesinden uzaklaşır, yalnızlığa çekilir. Ya da kendini rahat hissettiği arkadaş gruplarına yönelir. Çocuklarımızı iyi olmadıklarına ve başkalarıyla boy ölçüşemeyeceklerine inandırıp aşağılık kompleksine sokmayalım. Çünkü çocuk, bir defa başarılı olamayacağı düşüncesine kapılırsa, yeni beceriler kazanmayı deneyemeyecek ve maalesef karamsarlığa düşecektir.
Hatalı bir davranışı eleştirirken kişiliğini değil, olayı hedef alalım ve gerekli açıklamaları olay üzerinde yapalım. Ve diyoruz ki çocuğumuzu yalnızken azarlayalım ama herkesin ortasında övelim. Azar kısaca ve doğrudan, övgü uzun ve yüceltici olsun. Ve diyoruz ki, çocuğumuzla birlikte gülelim, ama asla ona gülmeyelim. Örneğin, "Bu konuyu unut gitsin, sen ne anlarsın ki! Sen neden dünyayı yönetmiyorsun! Dünyayı kurtaracak bir sen kaldın. Okulları kapatalım gitsin, ders çalışmaya ne gerek var!"
Çocuk üzerindeki olumsuz etkileri
Duygu ve düşünceleri ile alay edilen çocuk, yüksek derecede incinme yaşayabilir. Çocuğa, anne babasının kendisi ile ilgilenmedikleri, saygı duymadıkları ya da kabul etmedikleri mesajını iletebilir. Ebeveyn ile çocuk arasındaki sorunların çözümünü engellerken, çocuğun sorunları ile mücadele etmek yerine onlardan kaçması gerektiğini düşünmesine neden olabilir. Velhasılıkelam sonuç ne olursa olsun, bu yapılan hareketler çocuğun dünyasına zarar verir.
Öğüt de konferans da vermeyin
"Ben olsam...", "Neden şöyle yapmıyorsun? ", "Bence...", "Sana şunu önereceğim..." Örnekler:
"Sana arkadaşlarına küsmeni öneririm.
Çantanı yerine koyamaz mısın?
Neden aşağıya inip bahçede arkadaşlarınla oynamıyorsun?
Bence sen başka çocuklarla arkadaşlık et.
Neden yatağını düzeltmiyorsun?
Ben olsam kardeşime böyle davranmazdım."
Çocuklar, anne baba başta olmak üzere çevresindeki büyükleri ve toplumu model alırlar. Biz istesek de istemesek de, farkında olmadan davranışlarımızı izler, bizi taklit ederek kişiliklerini geliştirirler. Onun için, çocuklarımıza örnek olduğumuzu unutmayalım. Ve ona göre hareketlerimizi yönlendirelim. Bilelim ki, örnek olmak, başkalarını etkilemenin temel yolu değildir, tek yoludur. Bu yüzden, çocuğumuzun nasıl olmasını istiyorsak ona göre davranalım. Öğüt vermekle, çocuğumuzun istediğimiz gibi olmayacağını asla unutmayalım. Ve yine unutmayalım ki, öğüt vermek en basit yöntemlerden biridir. Şunu yapma demek yerine, neden yapmaması gerektiğini anlatmamız gereklidir. Sürekli konuşmak karşımızdakini sıkar ve bizden uzaklaştırır. Hele bir de söylediklerimizi yaşamıyorsak, seyreyle sen gümbürtüyü! Çocuğuna sigara içme diyen bir babanın, çocuğunu sigara almaya göndermesi ya da kül tabağı istemesi gibi. Sigara içmek kötüyse sen niye içiyorsun? Diyoruz ki, ne söylersek yapalım, ne yaparsak söyleyelim.





