İsmet Özel "Şiir, sırtında yumurta küfesi taşıdığı için tetikte gitmek zorundadır" der. Bu söz, Türkiye‘de şiirin neye karşılık geldiğini ortaya koyan çarpıcı bir açıklamadır. Yunus Emre‘nin ortaya çıkışı, Türkçenin ve Türk şiirinin temelini teşkil eder. Bu aynı zamanda bir millet olmanın teminata bağlandığı bir süreçtir. Türk milleti, Batı dünyasına karşı duruşunu şairler eliyle sağladı, sözünü şairler vasıtasıyla söyledi. Bu açıdan bakıldığında, şiirin Türk milletinin nezdinde özel bir yeri var.

"Şiir, uyanıkken rüya görmektir" der şair. Türkiye‘de bir millet hayatı kimseyi ilgilendirmiyorsa, şiir de kimseyi ilgilendirmiyor demektir. Şiir, ancak bir millet hayatı tasavvur edenlerin ilgi alanına girer, onların dikkatini çeker. Onca olumsuzluğa rağmen, şiir, toplum hayatı içinde bir millet olma kaygısı duyan küçük bir azınlığın dünyasını harekete geçirerek yürüyüşünü sürdürüyor.

Türk şiirinin kıymetli şairi Süleyman Çobanoğlu, şiire atfettiği anlamı şu sözlerle ortaya koyar: "Şiir hakkında yazmak ya da söylemek, şiiri daima sıkıştırır. Yazdıklarım kim bilir ne; bunu tam olarak bilemiyorum. Yine de, şiirin, ‘kıyamet koparken elindeki yeşil dalı dikmek‘, tekrar tekrar ulanmak, içimizde dolanan sıcak kurşunun dilde soğuması demek olduğunu kavrıyorum. Beni uzaya dağılıvermekten, berbat bir duvarın ahmak bir tuğlası olmaktan kurtarıyor şiir: O ne sanıldığı kadar geniş, ne de sanıldığı kadar cılızdır."

Türk şiirinde kayda değer iş yapan, yazdığı şiirle önemli şairlerin başında gelen Süleyman Çobanoğlu, ilk şiir kitabı Şiirler Çağla‘dan sonra on dört yıl şiir kitabı yayınlamadı. Şiir okuruyla arasına renkli kutuyu koyduğu düşünülüyordu. Şair, on dört yıl aradan sonra ikinci şiir kitabıyla çıka gelince, televizyonun sadece şairle okur arasında bir perde olduğu ortaya çıktı. Perde aralanınca, Türk şiirinin bu önemli isminin onca yılı boşa geçirmediği, sadece mesafeyi biraz uzattığı anlaşılmış oldu. 1995 yılında Oğlak Yayınları arasından çıkan Şiirler Çağla, ciddi bir yankı uyandırmış, bütün dikkatler şair Süleyman Çobanoğlu üzerinde yoğunlaşmıştı. İbrahim Tenekeci "Şiiri yüz metre koşusuna benzetirsek, bu koşuda önemli olan hızlı koşmak değil, iyi çıkış yapmaktır. Çobanoğlu, Şiirler Çağla ile iyi bir çıkış yapmış, daha ilk kitabında birçok genç şairi etkilemiş, nüfuzu altına almıştır. O ana kadar ortalıkta pek gözükmeyen Hece şiiri, birdenbire dergilerde boy göstermeye başlamıştır‘‘ diyerek Çobanoğlu şiirinin önemine işaret eder. Şiirler Çağla‘yı ilk okuduğumda herkes gibi ben de derin bir heyecan duymuş, benim için çok kıymetli olan şairler İsmet Özel ve İbrahim Tenekeci‘nin yanına Süleyman Çobanoğlu ismini de eklemiştim. Ayrıca bu üç kıymetli ismin Millî Gazete sayfalarında buluşmuş olması, tarifsiz bir heyecandı. Sonra uzun yıllar Çobanoğlu şiir kitabı neşretmedi. Şiirinin zirvesinde olan bir şairin onca zaman ortalıkta gözükmemesi bana oldukça anlamlı gelmişti. Bu geçen süreyi şairin kendi iç hesaplaşması olarak görmek lazım. Çünkü şairler yaşadığı toplumun sinir uçlarıdır. Toplumun bünyesinde oluşan bir olumsuzluk önce şairin dünyasında bir karşılık bulur, sonra toplumun duyarlı kesiminde yankı uyandırır. Süleyman Çobanoğlu‘nun suskunluğunu böyle değerlendirmek gerekir.

On dört yıl sonra şairin ikinci şiir kitabı olan Hudayinabit ile (Profil Yayınları) karşılaşınca, yıllar önce duyduğum heyecanı tekrar yaşadım. Bu heyecanı, Süleyman Çobanoğlu şiirine duyulan özlemin bir yansıması olarak görmek gerekir. Hudayinabit şairin dördüncü kitabı. İlk kitabı Şiirler Çağla. Diğer kitapları Millî Gazete‘de, "Güneşin Altı" başlığı altında yayınlanan yazılarından oluşan deneme kitapları; Yobazlığa Övgü ve Aşk ile Hain Kardeş.

Şiirlerini heceyle yazan Süleyman Çobanoğlu, 90‘lı yılların ses getiren isimlerinden birisiydi. Hece vezninin modern şiirdeki usta temsilcisi olan şair, on dört yıl aradan sonra hece vezniyle şiir yazma geleneğini ikinci şiir kitabı Hudayinabit‘te de sürdürmüş. Hece şiirini küçümseyenlere, heceyle artık şiir yazılamaz diyenlere, Süleyman Çobanoğlu çıkardığı ikinci şiir kitabıyla tekrar ve esaslı bir cevap vermiş oldu. Şair, bu konuda yıllar önce şöyle demişti: "Çağla‘dakilere gelince, nereden bilmem, henüz taze bir şehzade iken kellesi uçurulan hece, bende kendine yer açtı. Eski ve kuru bir ağacın bendeki sürgünleri bunlar. Onca bateri içinde bir cura‘ya heves ettim. Ki çaldığım odur. Bir gün, ölümden önceki son canlılık kadar süren o ‘mühlet‘te, vidalı ve madeni olmayan bir şiir olacağını umuyorum."

Cafer Keklikçi, "Süleyman Çobanoğlu, hece şiirini modern bir söyleme kavuşturarak Beş Hececilerin Anadolu‘ya romantik bakışını ve ‘resmiyet‘ini yıktı" diyerek, Çobanoğlu‘nun hece şiirine getirdiği yeniliğe dikkat çekmektedir.

Süleyman Çobanoğlu, şiirlerini doksanlı yılların başında ağırlıklı olarak Dergâh dergisinde yayımladı. Şairin ikinci şiir kitabı olan Hudayinabit‘teki şiirlerin elliden fazlası hiçbir yerde yayınlanmamış. Bu şiirler, şiir okuyucusuna taze başlangıçlar yapacak, yeni ufuklara taşıyacak bir derinliği içinde barındırıyor.

Hudayinabit, şiir okuyucusunun heyecanla çantasında taşıyacağı bir kitap olarak duruyor.

Muhabir: Haber Merkezi