Ciddi değişimler yaşanıyor... İnsanlar, hayvanlar, çevremiz, ülke yönetimleri, sağlık sistemi, bölgesel ve kıtalar arası örgütler, etnik ayrışmalar ve güç dengeleri bu değişimden etkileniyor... Etkilenmeyen canlı cansız kimse kalmayacak gibi görünen bu süreçte aynı zamanda her konuda ciddi bir kafa karışıklığı da yaşanıyor... Ölesiye, öldüresiye amansız bir kriz ve kafa karışıklığı bu... Açıklayayım da kafalarımız berraklaşsın... Aynı zamanda kendimizi de sınayabilelim.

Bu nasıl bir dönüşüm?

Artık insanlar bir birlerine güvenmiyorlar. Ticari hayatta dürüstlüğe neredeyse hiç yer kalmadı. İnsanlar hak ettiklerinden çok daha fazlasını istiyorlar. Kanaat uzak diyarlarda gizemli ve kayıp ülkelerin bir değeri olarak hatıralarda kaldı. Siyasette kalitenin düştüğü belirgin bir şekilde kendisini göstermeye başladı. Ülkeyi yönetmeye talip olanlar, kendilerini yönetemediklerini parlamentodaki kavgalarıyla ispatlamaya çalışıyorlar ve adeta bizi ele güne rezil ediyorlar.

Saygı, hürmet bilinmez oldu...

Akrabaların birbirlerinden haberleri yok, anne ve babalarımız, hatırları sayılmaz ve aranıp sorulmaz hale geldiler. Öğretmene ve aile büyüklerine saygı ortadan kalktı, manevi önderlerimizi kendi içimizde barındıramaz olduk, sesleri çok uzak kıtalardan kısık bir şekilde duyulabiliyor ancak... Eskiden doktorlar; parmakla gösterilen kutsal mesleğe sahip değerli insanlarken artık acil servislerde her gece küfredilen ve dövülen sıradan memurlar haline dönüştüler.

Ülkesini korumak ve gözetmekle yükümlü kurumlar şimdi onu yıkmakla ve hatta gizli planlar yapıp ülkeyi karıştırmakla cuntacılıkla suçlanıyorlar. Kimse kendi işine bakmıyor, herkes diğerlerinin işine karışıyor, doktor siyasetçiyi suçluyor, siyasetçi esnafı, esnaf memuru... Zincirleme halka sürekli genişliyor, zihinsel virüslerimizi sürekli diğerlerine bulaştırıyoruz, temas etmeye hapşırmaya gerek kalmadan hem de... Herkes kendi işine baksa ve yetki sınırları içinde sorumluluklarıyla ilgilense her şey daha güzel olacak. Hepimiz sanki aksaklıklardan ve durumdan vazife çıkaran şarlatanlara dönüşmüşüz.

Ruh sağlığımız da bozuldu!

İktidara oy vermiş olanlar muhalefetin her dediğine karşı çıkıyorlar. Muhalefete oy vermiş olanlar iktidar partisinin her yaptığını hatalı buluyor. Oysaki bir şey her zaman tamamen kötü veya iyi değildir. İktidarın da muhalefetin de doğru ve yanlışları vardır, bunu bir türlü kavrayamıyoruz. Hiç birimizin dengesi kalmamış anlayacağınız. Başbakan Bakanıyla aynı şeyi düşünmüyor, hem de insan sağlığını ilgilendiren siyaset üstü çok önemli bir konuda. Dengemiz öyle bozulmuş, ön yargılarımız o kadar artmış ki farklı partileri tutanları düşmanımız gibi görmeye başlamışız...

Sağlık kuruluşları; virüslerin istilasına uğramış insanlar tarafından tıka basa doldurulmuşlar. Hastalar öyle kalabalıklar ki, bu hengâmede hekimin de hastanın da diğerlerini anlayacak hali kalmamış. Hekim hasta bakmaktan usanmış ve perişan bir halde, hem zihnen hem de ruhen yorgun, fakat diğer yandan vatandaş hastalığıyla uğraştığı için haliyle hekimi anlayabilmekten uzak... Canı yanıyor ve hastalığına çözüm arıyor...

"Suç kürk olmuş giyen bulunmamış"

Doktorlar da hasta yoğunluğundan ve karmaşadan sırada saatlerce bekleyen insanların ruh halini anlayacak durumda değiller. Birkaç dakikalık göstermelik muayenelerle işi geçiştiriyorlar. İnsanlar canlarının derdine düşmüşler, hekimler işlerinin kendilerini yorduğundan, bunalıma soktuğundan ve ağır çalışma koşullarında hizmet vermekte olduklarından şikâyetçiler, iki tarafı da dinlediğinizde herkes kendine göre haklı görünüyor. Bizde bir söz var bilirsiniz, hiçbir dünya ülkesinde böyle bir söz yoktur: "Suç kürk olmuş giyen bulunmamış." Bu kadar dengesizliğe rağmen hiç birimiz suçlu değiliz...

"Kapkara cahilleriz..."

Her şeyi biliyoruz. Aslında sadece bildiğimizi iddia ediyoruz. Bir şey bildiğimiz falan da yok, kapkara cahilleriz. Markalara, servetimize, makamımıza, akademik kariyerimize, şan ve şöhretimize güveniyoruz. Bu yüzden hesaplarımızı gelecek yıllara göre yapıyoruz. Oysa bir şey bilmediğimizi kavradığımızda çok şeyin farkına varıyor ve bir hiç olduğumuzu anlıyoruz. Bir hiç olduğumuzu anlayamadan tekâmül edebileceğimizi kavrayabilmiş değiliz. Kafamız basmıyor ve hesaplarımız bir türlü tutmuyor... Kendi hesabımızı Yaratıcının hesabından üstün görüyoruz...

Boğuluyoruz, farkında bile değiliz...

Kendimizin ve soyumuzun değerli olduğunu zannediyoruz. Oysaki gerçek üstünlüğün sadece güçlü ve tutarlı Allah korkusuna sahip olmayla mümkün olacağını çoğu kere ıskalıyoruz. Allah korkusu ne ki? Onu camilere ve haftalık ibadet haline dönüştürdüğümüz ritüellerimize hapsetmişiz. Heyecan yorgunuyuz. Bu yüzden dünyada savaşlar, ötekileştirmeler ve haksızlıklar bitip tükenmek bilmiyor... Kendimizden olanın da, bizim gibi düşünenin de hata yapacağı gerçeğini kabullenmek işimize gelmiyor. Koyu bir tarafgirlik ve bağnazlık ahtapotun kolları gibi her yanımızı çevirerek kuşatmış.

Kibrimizle dimdik yürüyoruz

Minnacık bile olsa hayır ve şerrin hesabını Yaratıcıya vereceğimizden emin değiliz. Parlak bir gelecek ve zenginlikten, yüksek makamlar ve hatırı sayılır olmaktan, şan ve şöhretten, kendi iktidarımız ve zevklerimizden eminiz. Ama asıl emin olmamız gereken ahiret hayatından ve iyi bir kul olma bilincinden maalesef bihaber durumdayız. Geçici ihtiraslarımız kalıcı ve asıl emin olmamız gereken ahiret hayatımızın önüne geçmiş durumda, kibrimizle dimdik ve mağrur, garip gurabayı küçümseyerek yürüyor, dostlarımızın telefonlarına çıkmaya bile tenezzül etmiyoruz...

GDO‘lar önce karakterimizi bozmuş!

Domuz gribi değiliz galiba domuz gibiyiz. Domuz gibi kötü ve pis işler yapıyoruz. Onun gibi arsız ve utanmaz hale gelmiş durumdayız. Üstelik şeklimiz ve biçimimiz son günlerde iyice bozulmuş; Genetiği değiştirilmiş gıdalar önce karakterimizi bozmuşlar

Yediklerimiz, içtiklerimizden bağımsız düşünemez ve davranamaz olmuşuz, tıkındıkça bozulmuşuz, bozuldukça tıkınmışız. Genetiği değiştirilmiş gıdalar ile sadece karakterimizi oluşturan sağlıklı genlerimizi değiştirmekle kalmamışlar hayata bakışımızı doğru yoldan çıkararak topyekûn imha etmişler...

Muhabir: Haber Merkezi