Çağdaş Türk şiirinin öncü şairlerinden Cafer Keklikçi, üçüncü şiir kitabı ‘Tahammül Şeridi‘ yayımlanmadan önce tuhaf bir heyecan içerisindeydi.
Bu duruma diğer iki kitabından alışık olsa da, her kitabın ayrı heyecan oluşturmasından, muzip bir o kadar da gergin gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmadı. Heyecanı gülümseyen gözlerinden okunurken, kitabıyla ilgili cümleler kurduğunda bu durum konuşmasına da yansıyordu. Biraz konuştuğumuzda şunu anladım, her kitap ayrı bir sancı ve ayrı bir doğumdu sanatçı için. Cafer Keklikçi‘de bunu fazlasıyla hissetmiştim. Cafer Keklikçi, şiiri gerçekten yaşayan bir şair. Bunu şiirlerini okuduğunuzda rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Farklı hislerle yazılmış şiirlerini okuyor, okuyor ve bir daha okuyorsunuz. Çünkü dizenin bir yerlerinde size seslenen kelimelere mutlaka rastlayabiliyorsunuz. Çok başka şiirlerin ve kelimelerin şairi Cafer Keklikçi. Hayalleri umutları ve yaşama dair cümleleri var. En önemlisi de Türkiye‘nin siyasi ve toplumsal konularında da bir duruşu var. Sanatında sert sesli ve yumuşak davranmaya çalışsa da, insan hakkı, işçi hakkı kavramlarına gelince sertliğinin arttığını hissedebiliyorsunuz. Mesela; "işçi aç karnına bayram yapsa ne yazar" ya da "insanları yaşatmak için çalışmayan her ‘sistem‘in canı cehenneme" diyebiliyor. Şiirin kıskanç bir yönünün olduğunu itiraf ederken, şiirlerinde insan nefesinin sıcaklığı olmasına çok önem verdiğini de hatırlatıyor. Hepimiz gibi onun da hayalleri ve umutları var. Hayalleri biraz uçuk olsa da düşünüldüğünde keyif veren bir hayal; "Gökyüzünde bütün ‘gök cisimleri‘ne adım atmak."
Cafer Keklikçi‘yle kimi zaman öfkeli, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman sert, kimi zaman da ironik göndermeleri sebebiyle gülümseten bir söyleşi gerçekleştirdik. Akıcı bir söyleşinin getirisi olan cümleler size şiirin ne olduğunu anlatacağı için, sıkıcı bir edebiyat söyleşi olmadığını itiraf edebilirim.
"Sosyal Gerçekçi Şiir"e İnanan Şair Cafer Keklikçi:
Şiirin istediği bedeli ödedim
Şiir geldi bana dokundu; dünyada yaşama sevincim ve gerekçem oldu. Neye baksam şiir olarak görüyorum. İlham Allah vergisidir. Oturup şiiri beklemedim; kalktım ben gittim şiire. Şiir büyük bedel isteyen bir sanattır. Bu bedeli ödedim ve ödemeye de devam ediyorum.
Klasik olacak ama söyleşiye sanat hayatınızın başından girmek istiyorum. İlk şiirinizi ne zaman yazmıştınız, ismi neydi ve ne zaman hangi dergide yayımlanmıştı?
Klasik olan her zaman iyidir; iyi olmasa klasik olmazdı! İlk şiirimi ilkokul birinci sınıfta Türkçeyi sökünce yazdım. Daha sonra düzenli bir şekilde şiir yazmaya başladım. Yayımlanan ilk şiirimin adı Sessiz Ağıt, 1996‘da Gülistan dergisinde yayımlandı. Ben ilkokula on yaşında başladığımdan dolayı ilk şiirim yayımlandığında lise ikinci sınıf öğrencisiydim. Bütün şehir şiirimi okumuştu! Edebiyat hocamız dergiden benim şiirimi bulup sınıfta okumuş, şiirin yarısında sınıfı terk etmiştim! Kendi şiirimi bir büyüğüm yüzüme karşı okuduğu zaman utanıyordum.
İlk şiir kitabınız Tanınma Korkusu‘ndan; "burnunda kösemen bir hırvat rüzgârın annesi", "kimsenin dini ağrımaz kimsenin israilinden kimsenin filistininden", "bize eğilen eskilerden bize eğilen ss‘lerden bize eğilen: bilelim", ve "şu 26 CK 2003 şu ısırıktan ıslanmış adam". İkinci kitabınız Yasak Bölge‘den; "hiç kimseye geçmeyen bu tülük mersiye bu mersinlerle artan" ve "karşılıksız seviyorum incirleri yamru biderleri". Üçüncü kitabınız Tahammül Şeridi‘nden; "kapıp koyveriyorum başlıyor cangama / ben hazzetmem cangamadan ben konuşurum insanım" Türk şiirine yeni kelimeler kattınız; bir şair şiire günceli katmalı mı katmamalı mı? Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?
Andığınız dizeleri titizlikle seçtiğiniz için size teşekkür ederim öncelikle. Bu yaptığınız bir hakkı sahibine teslim etmektir. 2000‘li yıllarda Türk şiirine yeni bir kelime, kavram getiren şair var mı diye soru soruluyor ama cevaplayanlar örneğin Cafer Keklikçi demiyor. Bunu kasıtlı olarak yapıyorlar. Bir grup, biz dışladığımız zaman kimse bilmeyecek görmeyecek zannediyor. Bir şair, şiirimize yeni bir sözcük armağan etmiyorsa o şairin şiirinin orijinalliği olamaz. Ben yenilikçi bir şairim. Bu dizeler -aslında başka dizelerim de var, Sizin seçmediğiniz- Cafer Keklikçi‘nin Türk şiirine yeni bir açı getirdiği ve yeni bir yol açtığının kanıtıdır. Yani şiirimin orijinalliğinin belgesidir.
Tanınma Korkusu ve Yasak Bölge‘de olduğu gibi üçüncü şiir kitabınız Tahammül Şeridi‘nde de kendinize has üslubunuzu koruyorsunuz. Bir sanatçı için dalında farklı olmak marifet isteyen bir iştir. Siz bunu nasıl başardınız ve bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Ben şairlerin doğuştan şair olduklarına inanıyorum. Şiir nasip işidir. Marifet iltifata tabi diye bir sözümüz var. Marifeti veren Allah; şiir bana Allah‘ın nasibidir. Ben şiiri çocuk yaşlarda keşfettim; sonra kendimi şiir söylerken buldum. Sonradan karar vermişliğim yok. Şairlerin çocukluğunda bile farklı bir algı dünyası var. Şiir geldi bana dokundu; dünyada yaşama sevincim ve gerekçem oldu. Neye baksam şiir olarak görüyorum. Şiirde bir başarım söz konusuysa bu benim çalışmamdan değil bana nasip olunduğundandır. İlham Allah vergisidir. Yalnız şunu belirtmeliyim; sebebinde bulunulmadan hiçbir şey meydana gelmez. Oturup şiiri beklemedim; kalktım ben gittim şiire. Şiir büyük bedel isteyen bir sanattır. Bu bedeli ödedim ve ödemeye de devam ediyorum.
Şiirim ‘ses‘ten oluşur
Şiirinizin Türk şiirinde farklı kendine has bir dili var. Farklı konuları çok değişik kelimelerle anlatıyor, ortaya defalarca okunası bir bütünlük çıkarıyorsunuz. Şiiri kâğıda yazarken nelere dikkat ediyorsunuz?
Şiir bende yaşamın içindeki sosyal gerçeklerden kaynaklanan bir itki sonucunda doğuyor. Bir derdim var. Sosyal gerçeği ‘şiirin estetik gerçekliği‘ içinde vermeye çalışırım. Yalnız dil, şiirde sadece amaç olamaz; dil ‘işlenir‘ şiirin öteki unsurlarını (asıl anlattıklarını) verir. Bir şairin şiirindeki dille taşıdığı değerler; toplumun iyiliğine katkıda bulunarak insanlara yeni ve kadim ‘anlam‘lar teklif eder. Öte yandan öfke bende elle tutulur somut bir durum; sözcüklerin bedenine voltaj olarak yüklüyorum. Bu yüzden benim şiirimde yazılanı değil söyleneni görürsünüz. Sözcükleri görmezsiniz. Sanki bir metin okumuyor da söz ‘dinliyorsunuz‘. Benim şiirim, sözcük üzerinden sözcüklerden arınıp ‘ses‘ten oluşarak ‘müzik‘le yaratılmış bir şiirdir. Şiir bana göre bir ses meselesidir. Şiirin kadim ve ebedi temeli sestir. Ses bir şiirde bir unsur olarak yer almaz; şiirin ayırt edici en temel ve en önemli ‘varlığı‘dır. Sese dikkat ederim!
Tahammül Şeridi‘nde birçok değinilmemiş konuyu ele alıyorsunuz. Özellikle de günümüz siyasi olaylarına ve sizi rahatsız eden meselelere vurgular yapıyorsunuz. Şu sıralar ülke içinde Sizi rahatsız eden konular neler ve daha ne kadar ileri gitmek isterdiniz?
Ben çok ileri giden bir şairim! Yıllardır kafamda kurduğum ve hayalen gerçekleştirdiğim, bazı dostlarıma detaylı anlattığım bir devrim var. İleride açıklarım. Ülke içinde günümüzde rahatsız edenleri soracak olursanız; ülkenin en önemli meselesi işsizlik. İşsizlik hergün artıyor; bu beni çok rahatsız ediyor. Anayasanın değiştirilememesi beni rahatsız ediyor; Türkiye‘de Anayasa baştan sona değiştirilmelidir. Bunu bazıları istemiyor gibi görünüyor ama aslında bıraksanız kendileri yaparlar; "bu ülkeye din lazımsa onu da biz getiririz" zihniyeti beni çok rahatsız ediyor. Doksan yıldır laiklik için çalıştık hâlâ da laiklik için çalışıyoruz. İnsanları yaşatmak için çalışmayan her ‘sistem‘in canı cehenneme!
Şiir söyleme derdindeyim
Sosyal Gerçekçi Şiir poetikasına uygun şiirler yazıyorsunuz. Bu görüşü kendinize göre nasıl anlatırsınız? Şu anda bu akım ne kadar başarılı?
Sosyal Gerçekçi Şiir, biliyorsunuz, Cafer Keklikçi‘nin kendi şiiri hakkındaki, şiirden ne anladığı ve ne anlattığına dair düşüncelerini temellendirdiği poetikasıdır. Türk şiirinde Ahmet Haşim ve Necip Fazıl‘ın poetika metinleri müstakil. Benimki de öyle. Ben önce şiirimi yazdım sonra şiir hakkındaki görüşümü söyledim. Adını andığım iki şair de böyle yapmıştır. Poetik ciddiyet bunu gerektirir. Bazıları gibi cin olmadan adam çarpmaya kalkmadım. Manifesto, bildiri, ıvır zıvır yazıyor adam ama ortada şiiri yok. Komik değil mi, bence çok komik! Önce bir şiir yaz eğer şairlik iddian varsa, şiiri yazmadan şiirinin ne olduğunu söylüyor, ortada şiiri yok herkesi asıp kesiyor! Ben onları ciddiye almıyorum! Ben kendi şiirime bakıyorum. Akım yaratma derdinden çok şiir söyleme derdindeyim. Sosyal Gerçekçi Şiir bir akım değil poetikadır. Ben şair olarak ne kadar başarılıysam, poetikam da o kadar başarılıdır.
"İyi" yerde kalmaz!
Kitaplarınız üç sene aralarla okuyucuyla buluştu. Bu süreyi uzun bulmuyor musunuz? Bu süre konusunda okuyucudan nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Şimdilik uzun bulmuyorum. Üç yıl çok uzun değil şiir için. Kuşağımdan birçok isim kitap yayımlamakta zorlandı; abileri ellerinden tuttu. Benim abim yok. Benim böyle bir sorunum olmadı çok şükür. Kitaplarım, şiirlerim iyi olduğu için yayımlandı, referans veya torpille yayımlanmadı. Son kitabımı heyecanla beklediğini söyleyen okurlarım oldu. Kitabımı bekleyenler azımsanmayacak kadar çoktu.
Yayımlanan kitaplarınızın yanı sıra Millî Gazete‘de haftada bir köşe yazınız, Yeni Şafak gazetesinin kitap ekinde şiir üzerine yazılarınız yayımlanıyor. Ayrıca dergilerde de yazıyorsunuz. Bu tempoya ayak uydurmak sizi yormuyor mu? Yazılara gelen tepkiler ile şiirlere gelen tepkiler arasında fark var mı? Farkı nasıl açıklarsınız?
İnsan sevdiği işi yaptığı zaman yorulmaz. Geçici yorgunluklar olabilir. Elbette yoruluyorum; Refik Özdek‘in Yazı Yazmaktan Karnı Nasırlaşan Adam adlı bir romanı var; gençliğimde okumuştum; ben o romandaki kahraman gibi oluyorum bazen; yazı yazmaktan kollarım uyuşuyor; iki üç gün kolum ağrıyor. Hani bazıları derler ya yazı için; taş attın da kolun mu yoruldu; evet kolum yoruluyor! Şiir bitirdiğim zaman yerimde duramam, sesli bir şekilde abartısız yüz kere okurum. Hiç yorulmam! Yazı bitirdiğimde ise acıkıyorum; hatta tansiyonum düşüyor. Yazılara gelen tepkilerle şiirlere gelen tepkiler arasında fark var. Nesir okuru yazarına bağlı olmuyor; şiir okuru ise şairine bağlıdır. Nesrimden yola çıkarak şiirimi tanımış okumuş okurlar olduğu gibi şiirimden dolayı nesrimi okuyan okurlar da az değil. Tarih hep iyileri önce anmıştır. ‘İyi‘, yerde kalmaz...
Ben kendi Şiirimin talebesiyim
Birçok eleştirmen Cafer Keklikçi‘yi kuşağının en iyi şairi olarak gösteriyor. Tahammül Şeridi‘yle usta bir şair olduğunuzu ispatladınız. Şiire ulaştığınız yerden memnun musunuz? Yoksa daha kat edecek yolum var diyenlerden misiniz? Kısacası hedefiniz neresi?
Şiirde başta bir hedef vardır. Nedir? Kendine ait orijinal bir şiir kurmak! Şiirim hakkında yazılan yazılar bunu başardığımı ispatladı. Benim nazarımda bir şiirin iyi olmasının ölçüsü; kendine ait bir şiir dili kurmak, kendi kuşağını etkilemek ve hakkında yazı yazılmasıdır. 2000 yılından bu yana yaşıtım ve çağdaşım şairlerin şiirlerinde, şiirimin etkisi var. Dergilere bakılırsa görülür; birçok yaşıtım ve çağdaşım taklidim şiirler yazmaya başladı. Okurlarım görüyor, biliyor. Sadece sesimi taklit edemiyorlar. Özellikle 2004‘ten sonra şiirimden etkilenen isimler çoğaldı. Ben şiir söylüyorum, bir derdim var, numara çekmiyorum; sahici ve samimi olmak etkiliyor demek ki. 33 yaşındayım ömrümü şiire verdim. Memnunum. Tahammül Şeridi, Türk şiirine Nazım Hikmet‘in deyişiyle söylersek "topaç gibi" girdi. Dördüncü oğlum yani. Ama bu memnuniyet şımarıklık değildir kesinlikle! Ben kendi şiirimin talebesiyim. Bir yazar büyüğümüz; "Keklikçi günümüzün Homeros‘udur" demişti bir mecliste. Hedef bu olabilir galiba.
Türkiye şiir tarihinde ve şimdilerde hep farklı tonlarda şiir yazıldı. Bu bölünme şiirde gizli ve aşikâr bir kamplaşmayı da beraberinde getirdi. Sizce bu durum devam ediyor mu ve bu ayrışmaya nasıl bakıyorsunuz?
Siz bölünme diyorsunuz birileri buna cephe diyor; zannedersin kurtuluş savaşı var. Biri bir dergi çıkartıyor etrafına gençleri toplayıp müridi olanı öne çıkarıyor; kendinden bağımsız şiir yazanın adını bile anmıyor. Ben kimseye mürit olmadım; kimseyi de kendime mürit yapmadım. Ama bazı sözde meşhur şairler mürit toplama derdindeler. Kuşağın şairlerini sayıyor kendine özgü şiir yazan bir tane isim geçmiyor. İslamcı şiir diye uyduruk bir yafta uydurmuşlar; İslamcı şairler şöyle iyi, böyle iyi diye durmadan övüyor ama isim saymaya gelince çıkarı olan kişilerin ve müritlerinin adını sayıyor. Yaşadığımız çağın vicdansızlıklarının yanında edebiyat dünyasının vicdansızlıklarına da tahammül etmek zorundayız. Edebiyat dünyasında adam kayırma, yok sayma sadece bu günün hastalığı değil; öteden beri var.
Kısaca Şair!
Hangi ülkede ve o ülkenin hangi şehrinde yaşamak isterdiniz?
Fransa‘nın Paris kentinde yaşamak isterdim.
Türkiye‘de hangi şehirde yaşamak isterdiniz?
İstanbul‘da yaşamak isterdim; zaten yaşıyorum.
İstanbul‘da en sevdiğiniz yer ve vakit geçirmekten keyif aldığınız mekân neresi?
En sevdiğim yerler; Üsküdar ve Eyüp. Sultanahmet ve çevresinde, özellikle Gülhane Parkı‘nda gezmekten keyif alırım. "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı‘nda" demiş ya Nazım Hikmet, öyle...
Şiir haricinde ilgilendiğiniz alanlar var mı? (sinema, siyaset, spor, ticaret vb.)
Şuan yok. Gençliğimde iyi futbol oynardım. Farklı zamanlarda çeşitli partilere üye oldum. Ama şuan bunların hiçbiriyle ilgilenmiyorum sadece şiir, şiir, şiir...
Şiir yazarken en çok zevk aldığınız?
Şiir söylediğimde söylediğim şiiri yazarken müthiş zevk alırım. Bu zevki bu dünyada hiçbir şey vermedi bana, bu yaşıma kadar!
Dünya üzerinde ‘şurada oturup şiir yazmak isterdim‘ değiniz yer var mı?
Ben şiirlerimi ayakta yazıyorum. Nerede olsa orada yazarım. Mekân fark etmiyor. Ama Kâbe‘de şiir yazmak isterdim, şuana kadar nasip olmadı.
Edebiyat dünyasında ya da iş hayatındaki dostluklarınızda neye dikkat ediyorsunuz?
Dürüstlüğe. Ahlâklı olmasına. En önem verdiğim şey de yalan söylememesidir. Herkesle dost olabilirim ama bir yalancıyla dost olamam. Bir insanın beş tane yalan söylediğini kesin teşhisle tespit ettiğimde o insandan uzaklaşırım, dost olmam. Benim dostum çok az. Dostlukta ölçütüm şu; adil, hoşgörülü, dürüst, namuslu, doğru sözlü, mert, sır saklayan, yardımsever ve şiir okunabilecek bir insan. Yardım severi ayrıca belirtmek istiyorum; yaptığı yardımı -bana veya bir başkasına olsun fark etmez- başına kakmak şöyle dursun ima bile etmeyen bir yardım sever. Yoksa yaptığı yardımı her fırsatta hem yaptığı kişiye hem de başkasına anlatan insanlar yardım yapmamış sayılırlar. Ben mevki, makam ve maddiyata değil, maneviyata önem veririm.
Bir cümleyle yaşamınızı nasıl anlatırsınız?
Dünya denilen cehennemde yaşıyorum; serin bir yapım var; her şeyi ironik hale getiriyorum; kendi kendisiyle bile dalga geçebilen bir insanım ben.
Size ait olmayan ve sizi derinden etkileyen bir dize?
"Benim aşkım uymaz öyle her saza" Sezai Karakoç
Cafer Keklikçi nelerden korkar?
İnsaniyetsizliklerden!
Peki nelerden mutlu olur?
Sessizce şiir okurken... Anamın ve babamın oğlum demesinden, eşimin bana seslenmesinden, oğlumun baba demesinden, dostlarımın beni aramasından... Kar ya da yağmur yağarken pencereden bakmaktan, bahar günleri kuş cıvıltılarıyla uyanmaktan... Gece şehirde sabaha kadar gezmekten... Âşık olmaktan... Serazat türkü söylemekten... Bir insana herhangi bir konuda yardım etmekten...
En büyük pişmanlığınız?
Öyle büyük ki; söyleyemem...
En büyük hayaliniz?
Dünyanın her yerini gezmektir. Gökyüzündeki bütün ‘gök cisimleri‘ne adım atmak!
Önceki iki kitabınızda olmayan ama Tahammül Şeridi‘nde olan üç türküden alıntı var; Sokrat Toplantıda isimli şiirinizde; "ille de dostun attığı gül yareler beni", Ellidokuzuncu Saniye şiirinizde; "geçti dost kervanı eğleme beni" ve Pres başlıklı şiirinizde; "gesi bağlarında bir top gülüm var". Dolayısıyla türkü dinlediğinizi biliyoruz. Hangi sanatçıları seversiniz?
Zehir gibi bir soru bu! Aynı zamanda en çok haz aldığım! Ruhi Su, Âşık Mahzuni Şerif, Ali Ekber Çiçek, Neşet Ertaş, Selda Bağcan, Erkan Oğur ve Bayram Bilge Tokel dinlemeyi çok severim.
Başka hangi tür müzik dinlersiniz?
Anadolu rock dinlerim. Örneğin Cem Karaca‘yı çok severim. Ayrıca, sesinin ve müziğinin orijinalliğinden dolayı Sezen Aksu dinlerim. Türk Rap müziğinin genç temsilcisi Ceza‘yı dinlemeyi çok severim.
Okuyucunuz karşınızda ve ona Tahammül Şeridi ile ilgili söylemek istediğiniz bir cümle, ne olurdu?
"Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa; / Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa." Mehmet Akif Ersoy
Timaş Yayınları - Tahammül Şeridi
Sayfa:96 Tel: (0212) 511 24 24





