Haber7 yazarlarından Cem Küçük ‘Erbakan nasıl devrilmişti, hatırlayalım‘ yazısında, 28 Şubat döneminin arka planıyla ilgili önemli konuyu hatırlatıyor:
"1996 yılında kurulan Refah-Yol, Türkiye‘nin yüksek bürokrasisini ciddi biçimde rahatsız etmişti. Yüksek bürokrasi dediğim asker, yargı, üniversiteler... Buna bir de askerden ödü kopan, solcu geçinen ama solculukla uzaktan yakından ilgisi olmayan sendikaları ekleyin.
Refah-Yol hükümetinin başbakanı Necmettin Erbakan ekonomiyi düzeltmiş ve ülkeyi toparlamıştı. Artık işler iyi gidiyordu. Memurlar, işçileri emekliler hayatlarının en yüksek zamlarını almıştı. Erbakan havuz sistemini iyi oturtmuş ve cumhuriyetin klasik rantseverleri bu durumdan ciddi biçimde rahatsızlık duymaya başlamışlardı.
Çünkü yüksek enflasyon, yüksek faiz işlerine geliyordu. Üretim yapmayı pek umursamıyorlardı. Devletin bankasından borç alıp devlete olan vergi borçlarını ödüyorlardı.
Susurluk kazasının tartışıldığı günlerde birçok banka batmış, milletin tam 55 milyar doları birileri tarafından hortumlanmıştı. Bu bankaların yönetimlerinde birçok emekli generalin olması da ayrıca çok düşündürücüydü. Cambaza bak, kuşa bak yöntemleri, irtica palavralarıyla millet resmen soyulmuştu.
28 Şubat olarak bildiğimiz süreç hızlanmıştı. 28 Şubat‘ın mareşali olarak görev almaktan imtina etmeyen Süleyman Demirel millete sırt çevirmiş, asker ve bürokrasiye el sallıyordu.
Erbakan‘ı devirmek için artık düğmeye basılmıştı. Hasan Cemal‘in Türkiye‘nin Asker Sorunu kitabının 292 ila 303. sayfaları arasında Cengiz Çandar "28 Şubat ve Andıç" adıyla 28 Şubat‘ı anlatan uzun bir yazı yazdı. Amerikan yönetimlerine olan yakınlığı ve muazzam dış politika bilgisiyle Cengiz Çandar Erbakan‘ın nasıl devrildiğini şöyle anlatıyor:
"...1999 yılında (...) ABD‘nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz, (...) (Türkiye‘nin Dönüşümü ve Amerikan Dış Politikası) adlı bir kitabın editörlüğünü üstlendi (...). Öneride bulunduklarından biri bendim.
(...) Washington‘da kitabın bütünlüğünü sağlamak amacıyla iki gün süren bir toplantıda (...) o dönemde Washington Institute adlı İsrail lobisinin düşünce kuruluşu olarak bilinen kurumda Türkiye bölümünün başında bulunan Alan Makovsky, Morton Abromovitz‘e, "O 12 Mart günü sekizinci kattaki toplantıda neredeydin?" sorusunu yöneltti. Abromovitz, "Amerika dışındaydım. O yüzden katılamadım" cevabını verdi.
Toplantıdaki herkes, Londra‘dan gelmiş plan Philip Robins dışında Amerikalı idi ve neyden söz edildiğini anlamışlardı. Sohbete müdahale ettim. ‘Sorması ayıp olmasın, sekizinci kat nedir, sözünü ettiğiniz ne toplantısı?‘ diye sordum.
Alan Makovsky‘den, ‘Sekizinci kat, Amerikan Dış İşleri Bakanlığı‘nın en üst katıdır. (...) 12 Mart 1997‘de, yani 28 Şubat‘ta yapılan MGK toplantısından tam iki hafta sonra bir cumartesi günü Madeleine Albright orada bir grubu ‘Türkiye‘ başlıklı bir toplantı için davet etti. Toplantıya, Türkiye‘yi genel Ortadoğu dengeleri içinde değerlendirildiğini göstermek amacıyla Dennis Ross ve ekibiyle birlikte geldi. Bernard Lewis, Richard Perle, Paul Wolfowitz, Henri Barkey, ben ve Morton Abramowitz gibi isimler davetliydi.
(...) Amerika‘nın Türkiye konusunda nasıl bir tavır izleyeceğine ilişkin Albright çeşitli görüşleri toplamak istemişti‘ cevabı geldi.
12 Mart 1997‘deki toplantıdan nasıl bir genel değerlendirme çıktı peki?
‘Short of a cup, Erbakan Government gotta go!‘, yani ‘askeri darbe olmaksızın Erbakan hükümeti gitmelidir!‘ Gördüğünüz gibi Erbakan‘ın devrilmesi ABD‘de planlanmış, devreye ona uygun yerli işbirlikçiler sokulmuştu. Asker, yargı, üniversiteler, TÜSİAD, sendikalar görevlerini yapmışlardı(!) Eğer Erbakan devrilmese, belki bankalar batmayacak, belki mali yapı daha kuvvetli olacaktı. (...)"





