Bediüzzaman Said Nursî‘nin "Kürtçülük davası" (3)
Umumî Harb‘te, Şark Cephesi‘nde, Kafkas Cephesi‘nde Milis Alay Kumandanı olarak Enver Paşa, Van Valisi Cevdet Bey, Kumandan Kılıç Ali, Bitlis Valisi Memduh Bey gibi kumandan ve valilerin takdirkâr nazarları önünde cepheden cepheye harb ettiğini, üç mermi yarası aldığını, birçok Müslümanların ve şehirlerin kurtulmasına vesile olduğunu görüyoruz.
"İşte Atatürk onu gerici yobaz değil, Büyük Harb‘te ve Millî Mücadele‘de bir çok yararlıkları görülen; ileri fikirli bir hoca bildiği için hiç ona ilişmemiş, bilâkis onu Ankara‘ya çağırarak büyük vazifeler teklifinde bulunmuştur. (Milis Alay Kumandanı olarak Büyük Harp‘teki mücahede ve yararlıkları görülmek istenirse, Genel Kurmay‘da Harp Tarihi Şubesi‘ndeki dosyasına bakılabilir.)
"Elde ettiğimiz kanaat... eğer kendisinde Kürtçülük fikri bulunsaydı, muhakkak bir sızıntısı, ip ucu, bir delil bulunacaktı. Hâlbuki yüzlerce mahkemeden birisi bu hususta en ufak bir delil bulamamış ve bir mahkûmiyet vermemiş olduğunu görüyoruz.
"Gerek umumî emniyet; gerek milli emniyette yapılan araştırma ve soruşturmalarda Kürtçülüğe dair en ufak bir delil görülmemiştir."
"Malûmunuzdur ki 1960 senesinin Aralık - Ocak aylarında Kürt devleti kurmak niyetinde olan gizli bir teşkilât kuruldu. Türkiye‘nin her tarafında yapılan tahkikat neticesinde geniş tevkifat yapıldı. Hiç şüphesiz Bediüzzaman ve talebelerinin en ufak bir alâkaları bulunsaydı, en az onlar da sorguya çekilir ve tevkif edilirlerdi.
Böyle bir şeyin olmaması, onların böyle bir iddiada bulunmadıklarını açıkça göstermektedir.
"Bediüzzaman‘ın kitaplarında böyle bir Kürtçülük fikri var mı? diye o cihetten tetkik edildi. Bilâkis kendisinin, memleketi birbirinden ayırıcı, menfi milliyet fikri aleyhinde olduğu görüldü. Mektubat adlı eserine menfi milliyet için şöyle dediği görülüyor. Mealen:
"Evet, ben Şark‘ta doğdum. Fakat felillâhihamd Müslüman‘ım. Her asırda kudsî milletimin üç yüz elli milyon efradı vardır. Bu üç yüz elli milyon hakikî, ebedî kardeşleri, üç buçuk milyon Kürt‘e değişmem. Kürtçülük, Türkçülük, Arapçılık gibi menfi milliyet fikri hariçten içimize sokulmuş bir zehirdir, bir frengi illetidir. Dessas Avrupa zalimleri ve Asya münafıkları bizleri birbirimize düşürüp parçalamak ve yutmak için bu menfi milliyet fikrini aşıladılar. Çünkü onlar "Parçala ve yut" diye biri birimizin aleyhine türlü yalanlar ve iftiralar uydurarak bizi birbirimize düşürürler. Bir zaman dünyaya hükmeden İmparatorluğumuzu bu şekilde kardeşi kardeşe vurdurmak suretiyle parçaladılar."
"Yine bir vakit, Mevlana Rifat namında birisi, Kürdistan devleti kurmak fikri ile Kürt Teali Cemiyeti kurmuştu. Bu cemiyetin reisliğine Bediüzzaman‘ı getirmek için yaptıkları teklife: "Yaptığınız, milleti parçalamaktır, millete ihanettir, ben sizin cemiyetinize giremem." diye şiddetli bir surette reddetmiştir. Bu red mektubu ... Konsulâtçi Asaf namıyla maruf ihtiyar bir gazetecidedir."
"Şark İsyanı"nı çıkaran Şeyh Said‘e:
"- Bin seneden beri âlem-i İslâm‘ın bayraktarı olan bu milletin torunlarına kılıç çekilmez." diye isyandan vazgeçmesi için mektuplar yazmıştır. "Kuva-yı Milliye hareketi başladığı zaman, işgal altındaki İstanbul‘da Şeyhülislâm Dürrizâdenin: "Bu Millî Mücadele hareketinin Padişahlığa isyan ve bu harekete katılanların âsi olduğu" şeklinde fetva vermesi üzerine Bediüzzaman:
"- İşgal altındaki bir memlekette İngilizlerin emri ve tazyiki altında bulunan bir idarenin ve meşihatın fetvası mualleldir, mesmu olamaz. Düşman istilâsına karşı harekete geçenler âsi değillerdir, fetva geri alınmalıdır."
Diye fetva vermiş olup bu hususlu ilgili evrak meşihat evrakı arasında mevcuttur.
Bediüzzaman‘ın eserlerinde Türkler hakkında şu cümleleri görüyoruz:
"İşte ey ehl-i Kur‘an olan şu vatanın evlâtları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri, bin senedir Kur‘an-ı Hakim‘in bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup Kur‘an‘ı ilân etmişsiniz. Milletinizi Kur‘an‘a ve İslâm‘a kale yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz. Müthiş tehacümatı defettiniz..." Allah öyle bir kavim getirdi ki onları sever, onlar da O‘nu sever. Müminlere karşı şefkatlidir. Kâfirlere karşı şiddetlidirler. Allah yolunda mücahede ederler." Âyetine güzel bir mâsadak oldunuz! Şimdi Avrupa‘nın Frenkmeşrep münafıklarının desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitabe mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız.
"Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et. Senin milliyetin İslâmiyet‘le imtizaç etmiş, ondan kabil-i tefrik değil, Tefrik etsen mahvsın. Bütün senin mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş, bu mefahirin zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde sen şeytanlarla vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme."
"Ve netice itibariyle Said Nursî‘nin hayatını Türklerin içinde geçirmesi, ekseri dost ve muhipleri Türklerden olması ve yüz otuz eserini Türkçe yazması ve bütün eserlerinde böyle bir dâvayı reddetmesi onun Kürtçülükle hiçbir alâkası olmadığının kuvvetli bir delilidir."*
* Bkz. (Said Özdemir, Maarif Din Plânlama Komisyonuna verilen rapor.) Eşref Edib, Risale-i Nur Muarızı Yazarların İsnadları Hakkında İlmî Bir Tahlil, İstanbul 1965.





