MAHKEME  heyeti "Ama siz Türkçe biliyorsunuz" diyor Kürtçe savunma yapmak isteyen sanıklara. Olabilir, ama karşısındaki sanığın Kürtçe‘yi mi, Türkçe‘yi mi daha iyi konuştuğunu tespit mahkemenin görevi mi? Mahkeme böyle bir değerlendirme yapma hakkını nereden alıyor? Yargılanan bir insan, kendini ana dilinde daha iyi ifade edeceğine, savunmasını ana dilinde daha iyi yapacağına inanıyorsa, bunu yasaklamanın doğrudan doğruya savunma hakkını kısıtlamak olduğunu bilmiyor mu Mahkeme Heyeti?

İşte şimdi, KCK Davası‘ndaki bu anlaşılmaz ısrarın yol açtığı "sorun genişlemesi" tablosunu hep birlikte yaşayacağız. BDP "bütün devlet dairelerinde Kürtçe konuşma" kararıyla "Madem öyle, işte böyle" diyor. Devlete şunu söylemek istiyor: "Bizler dilimizle, kültürümüzle, farklı etnik kimliğimizle bir gerçeğiz. Bu gerçeği kabullenmek zorundasınız. Bizi yok saymaya kalkarsanız, biz de sizinle her karşılaştığımızda kendimizi size böyle hatırlatırız."

Hadi buyurun, şimdi ne yapacaksınız? Hastanelerden belediyelere, mahkemelerden valiliklere, bakanlıklara, vergi dairelerine, okul yönetimlerine, telefon santrallerine, devletin hizmet verdiği her yere Kürtçe bilen memurlar mı koyacaksınız? Devlet hastanesine gelen hastaya "Ya Türkçe konuş ya da seni tedavi etmeyeceğiz" mi diyeceksiniz?

Eğer devlet vatandaşın emrinde bir hizmet örgütü ise, vatandaş devletin değil, devlet vatandaşının ne dediğini anlamak zorundadır. İşin kötüsü, devletin bir kısım vatandaşını lâfzen bile anlamayı reddettiği bir ortamda; biz lâfzen anlamanın da ötesine geçen, çok daha derin bir anlayış ihtiyacı içindeyiz. Bir halkın ruh halini anlamak... Asıl ihtiyaç bu...

Gülay Göktürk BUGÜN

Muhabir: Haber Merkezi