Borderline Kişilik bozukluğu sık sık görülen bir durumdur. Bu kişilerin kendilerine zarar verme eğilimi sık görüldüğünden geç kalmadan yardım alınması gerekir. Sınır kişilikte, manipülatif intihar girişimleri, kendine zarar verme eğilimi, depresyon, duygularda dalgalanmalar dürtü kontrol bozukluğu ve boşluk duyguları görülebilir.

Toplumda sıkça görülen fakat yeteri kadar bilinmeyen sınır kişilik, kişinin çevresiyle ve kendisiyle ilişkilerini etkiler hale gelebilir. Bu kimseler farklı zamanlarda aynı kişiye aşırı öfke ya da aşırı sevgi besleyebilirler. Sınır kişilik bozukluğu, görünen tarafıyla kişinin iç dünyasında başaçıkamadığı bir boşluk duygusu, kimlik kargaşası kontrol edilemeyen öfke tepkileri terk edilme endişeleri, ilgi çekme eğilimler şeklinde ortaya çıkabilir. Bu kimseler, insanlarla ilişkilerinde hem çok yakın ilişkiler kurmaya ve güven duymaya ihtiyaç hissederler hem de aldatılıp terk edilmekte ilgili korkuları vardır. Bu nedenle bir yandan yaklaşmaya çalışırken diğer yandan mesafe koymaya çalışırlar. Kendilerine karşı mesafe koyan kimlere ise öfke duyarlar çünkü bundan, sevilmeme, reddedilme, güven duyamama anlamını çıkarırlar. Güven ihtiyaçları çok yoğun olduğundan, hayal kırıklığı yaşarlar, böyle durumlarda ilgi çekmek için manipülasyonlar ortaya koyarlar.

İnsanlarla ilişkilerinde güven duyma ihtiyaçlarını yoğun hissederler fakat kimseye güvenemeyeceklerine dair kuşkuları olduğundan ilişkilerinde gelgitler yaşarlar. İnsanlarla ilişkilerini, ilk ilişkilerindeki kopuklukla yani ebeveynin ihmali, ya da, şiddet ve taciz gibi sorunlarla ilişkilendirdiklerinden mesafelidirler. Çünkü temel güven duyguları sarsılmıştır. Bundan dolayı da, tüm ilişkilerinde benzer sarsıcı deneyimler yaşayabileceklerini sanırlar. İnsanlarla ilişkilerinde, yaklaşma, uzaklaşma, sevgi ve nefret suçluluk yüceltme, değersizleştirme gibi inişli çıkışlı gelgitleri vardır. İyi ve kötünün sentezini yapmakta zorlandıklarından aynı kişiyi bazen yüceltirler bazen değersizleştirirler. Dolayısıyla insanları algılamadaki temel dayanakları ilk ebeveynle kırılan güven durumuna kilitlendiğinden hep olumlu ya da olumsuz uçlarda yer alırlar. Algılama gerçekçi değildir, mesela arkadaşlarıyla ilgili bir soru sorsanız ya tamamen yüceltebilir ya da tamamen değersizleştirebilir. İyi kötü kavramını birbirinden ayırır ve buna göre yargılama yapar. -Araştırmalar, yaşamın erken dönemlerinde ilişkilerin şiddet içermesi kişilik yapılanmasını etkilediğini ve ebeveyne güvenin sarsıldığını göstermektedir. Bordreline kişilerin en sık yaşadığı sorun, terk edilmeyle ilgili endişeleridir. Buna göre yaşamdaki bütün ilişkiler tehdit taşır ve yoğun biçimde kendilerini korumaya yönelik önlem almaya çalışırlar.

Sınır kişilik bozukluğunda, kişinin yaşadığı öfke, kaygı ve depresif duyguların iyileştirilmesi için yardım almak şart. Sorunun çözümü ilaç ve uzun süreli psikoterapiyle mümkündür. Terapi sürecinde geçmişden günümüze kurulan bağlantılar yeniden ele alınabilir ve ruhsal yapılanma değiştirilebilir. Ancak bunun için uzun süreli bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

Allah dışımıza değil içimize bakar

Geçtiğimiz ay içinde Antalya Saadet Partisi Kadın Komisyonu‘nun hazırladığı eğitim seminerine katıldım. Komisyon Başkanı Emine Hanım bizi teşkilat çalışanı hanım kardeşlerimizle tanıştırdı. Sabah kahvaltısını Anadolu gençliğin öğrenci yurdunda yaptık. Burada öğrencilerle tanışma ve onları dinleme şansım oldu. Ben öğrencilerle tanışırken Emine Hanım, iki bayanı işaret ederek "Bak Fatma hanım, bu arkadaşlar yurdumuzun tertip düzeniyle ilgileniyorlar ve öğrencilerimizin yemeklerini yapıyorlar. İşlerini çok severek yapıyorlar ve bize çok yardımcı oluyorlar. Bizler onları çok seviyoruz Allah onlardan razı olsun" dedi. Bu konuşma beni de bana eşlik eden kızımı da düşündürdü. Çünkü nerede yaşıyor ya da hangi işte çalışıyor olursak olalım, bu insanları pek ortalarda göremeyiz. Onlar çaylarını getirir sonra insanlardan uzak bir yere çekilirler. Yani gittiğimiz bir iş yerinde ya da ziyaretlerimiz sırasında arkaplanda tutulan insanları pek göremeyiz onlar genellikle arka tarafta tutulurlar. Oysa Emine hanım, bu arkadaşların yaptığı işin önemini ifade etmiş, onlara teşekkür etmiş ve ne kadar değerli bir iş yaptıklarını belirtmişti. Eğer bir kurumu idare eden kişi kurumda çalışan bütün elemanlara saygı gösteriyor, adil davranıyor ve değer veriyorsa o kurumun başarı oranının daha yüksek olacağını düşünüyorum. Bizim kültürümüzde bunun örnekleri çoktur. Zira Allah bize insanların dışına değil içine bakmamızı söylüyor. Yani biz, kişinin yaptığı işin ne olduğuna değil, yapılan işin haram mı helal mi olduğuna ve hakkıyla yapılıp yapılmadığına bakarız. Bu konuda Emine hanımdan Allah razı olsun der ve onun davranışının herkese örnek olmasını dilerim.

Hedeflerimiz olmalı

Hacer Keleş, kırk sene önce Trabzon‘dan İstanbul‘a taşınan ve hayatını dört çocuğuna feda eden bir büyükanne. Sekiz torunum var, onlar için her şeyi yaparım diyor. Kocası uzun yıllar yurt dışında çalışmış. O günleri anlatırken gözleri buğulanan Hacer hanım "Kocam yurt dışındayken çok çile çektim ama çocuklarımı çok sevdiğim için yoksulluğun da yalnızlığın da üstesinden geldim" diyor. Hacer Keleş, çocuklarını evlendirdikten sonra evde çok sıkıldığını, depresyona girdiğini bu dönem huzursuz ayak sendromuna yakalandığını ifade ediyor. O dönem doktorunun tavsiyelerini dikkate alarak bahçeli bir ev aldığını ve vaktinin büyük bir kısmını bahçede geçirdiğini, burada kendini bulduğunu, bütün sırlarını çiçeklerine anlattığını belirtiyor. Toprakla uğraşmanın kendisini çok rahatlattığını söyleyen Hacer Keleş sırdaşım dediği bahçesini şöyle anlatıyor:

"Çocuklar evlendikten sonra kendimi boşlukta hissettim. Mahallede bir hocanım vardı, arasıra onun sohbetlerine gidiyordum ama eve geldiğimde kendimi her şeyini kaybetmiş bir yoksul gibi hissediyordum. Bu dönem huzursuz ayak sendromu da başlayınca uyku uyuyamaz oldum. Sabah erkenden kalkıyor, akşama kadar evle ilgileniyor akşam tekrar yatıyordum. Her şey çok monoton geçiyordu. Eşimle konuştuk ve bahçeli bir ev aldık. Buraya çiçekler, ağaçlar, ve fesleğenler diktik. Çiçeklerin büyümesi zaman aldı ama biz beklemeye razıydık. Şimdi bahçemiz yemyeşil... Sabah kahvaltıyı bahçede yapıyoruz, kahvaltıdan sonra evin işlerini bitirip bahçeye çıkıyorum. Çiçeklerimin ismi ve hikayeleri var, onları isimleriyle seviyorum, sularını veriyorum, yapraklarını okşuyorum. İnanın bir ara rahatsızlanmış ve çiçeklere yeterince bakamamıştım hemen kurumaya yüz tuttular. Onların da kendince bir dili var, sevgiyi anlıyorlar...

Emeklilikten sonra imkanları olanlar bahçeli bir ev çıkabilirler. Toprakla temas etmek, çiçeklerle ilgilenmek gerçekten çok güzel bir şey. Canım sıkıldığında hemen bahçeye çıkar ve çiçeklerle konuşurum, bütün sırlarımı çiçeklerime anlatırım. Ağaçların bakımıyla ilgilenirim, fesleğenleri sularım..."

Uzmanlar, hedefleri olan insanların daha dirençli ve güçlü olabileceğini söylüyorlar. Hayatta hiçbir amacı olmayan kimseler ise bir süre sonra yoğun bir anlam boşluğa düşüyorlar. Özellikle emeklilikten sonra insanlar, artık işe yaramadıklarını ve hayatta hiçbir amaçlarının kalmadığını düşünebiliyorlar. Oysa emeklilik sonrası kişinin, kendisi ve çevresindeki insanlar için yapabileceği şeyler için yeterince vakit vardır. Bu kimseler kendilerine yeterince vakit ayırabilirler ve sosyal aktivitelere katılabilirler. Yaşlı ebeveynlerimiz anılarını anlatmayı severler ama kendilerini dinleyecek kimse bulamazlar. Bu nedenle günlük tutabilirler ve imkanları varsa bahçe işleriyle uğraşabilirler.

Huzur evinde yapılan bir araştırmada bazı yaşlılara bakımını üstlenmeleri için çiçekler verilmiş ve bu yaşlılar uzun süre izlenmiştir. Araştırmanın neticesinde bu kimselerin diğerlerine göre daha güçlü ve daha dayanıklı oldukları gözlemlenmiştir. Çünkü bu kimseler bir çiçeğin sorumluluğunu almışlar ve çiçeğin bakımıyla ilgilenmişler. Unutmayalım, eğer nefes alıyorsak hedeflerimiz de olmalıdır.

Muhabir: Haber Merkezi