Üç‘üncü gün alıştım,

Büyüklere karıştım,

Teravih‘de ağabeylerle,

Aynı safta buluştum.

Eski zamanlarda çok zengin, ama mutsuz bir adam varmış. Hanları, konakları, devasa bağ ve bahçeleri varmış. Bir vadiyi dolduran koyunları, inek ve develeri saymakla bitmezmiş. Ancak bu kadar mal ve mülke karşı zengin adam, çok ama çok cimriymiş. Bir gün konağın kapısına çok fakir bir genç gelmiş, kapısını çalmış. Eğer yanında çalışırsa ondan ücret değil, sadece karnını doyuracak üç öğün ekmek istemiş.

Zengin adam, fakir genç adamın bu isteği karşısında nedense çok sinirlenmiş, ona bağırmış:

"Burası fakir evi değil. Benim kimseye verilecek tek lokma ekmeğim yok. Derhal konağımın önünü terk et. Başka kapıya" demiş.

Fakir genç, zengin adamın bu beklenmedik tepkisi karşısında çok şaşırmış. Şefkat ve yardım beklediği adamdan hakaret görmüş. Onuru kırılan genç oradan ayrılmış.

Bu davranış ne yazık ki, onda hırsızlık yapma isteği doğurmuş...

"Başka kapıya" denilen eve gizlice girip, kilerde yiyecek ne varsa, bohçasına doldurmuş ve oradan hızlıca kaçmış.

Bununla da yetinmemiş, bir zaman sonra kendisi gibi aç ve sefil insanları etrafında toplamış. Silahlanarak dağa çıkmış ve ticaret kervanlarını soymaya başlamış.

Nerede zengin adam varsa, onları hep kötü bildiğinden özellikle zenginleri soyuyor, beş parasız bırakıyormuş.

Bir gün gözcülerden biri yeni bir kervanın geldiğini haber vermiş.

Genç eşkıya adamlarına: "Derhal silahlarınızı kuşanın" demiş. Eşkıyalar kılıçlarını, topuzlarını ve palalarını çıkarmış.

Kervan, dağın altına gelir gelmez, hemen saldırıya başlamışlar.

Eşkıyalar kervanı durdurup, bütün değerli eşyaları ortalığa yığmış. Değerli mücevher ve kolyeleri de büyükçe bir sandığa koymuşlar.

Genç eşkıya hemen kervancı başını huzuruna çağırmış. Adamları kervancı başını yaka paça huzuruna getirince, bir de ne görsün?

Bir zaman konağına gelip kendisinden iş ve bunun karşılığında üç öğün ekmek isteyen zengin adam değil mi?

Genç eşkıya iyiden iyiye dişlerini gıcırdatmış. Palasını çıkardığı gibi adamın üzerine yürümüş. Adamları onu zor tutmuş...

Zengin adam genç eşkıyayı tanımıştı. Ondan çok korkmuş, canı karşılığında malını almasını istemiş.

Genç eşkıyanın tepkisi boşuna değilmiş. Zengin adam o gün bir kuru ekmek vermiş olsaymış, bu kadar öfke duymayacak, dağa çıkmayacak ve eşkiya olmayacakmış. Eğer zengin adam, "zekât"ını vermiş olsaymış, etrafında pala ve topuzlarla dolu eşkiyalar çevirmeyecek, hepsinin birer işi ve aşı olan ve kasabada saygın birer mesleği olan insanlar olacağını anlamış.

Zengin adam gerçekten pişman olmuş, onların dağa çıkıp eşkiya olmalarına kendisinin sebep olduğunu anlamış. Malını mülkünü onlara dağıtmış.

Genç eşkiyadan da diz çöküp özür dilemiş.

Zengin adam yürekten tövbe edip, bundan böyle kapısına kim geldiyse boş çevirmemiş. Kim ne isterse derhal vermiş. Paraya ihtiyacı olana kese dolusu altın, aç olana gıda yardımı yapmış. Genç eşkıya, bu olaydan sonra bir daha soygun yapmamaya tövbe etmiş...

Bundan böyle zenginler zekâtını eksiksiz vermeye başlayınca fakirler onlara öfke duymuyor, zenginler de fakirlere karşı kibirlenmiyormuş. Böylelikle kasabada sosyal adalet olmaya, herkes mutlu yaşamaya başlamış.

İşte çocuklar masalda da gördüğünüz gibi, mutluluğun sırrı zekatta... Herkes malının zekatını verse sosyal hayatta asla dengesizlik diye bir düzensizlik olmaz.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Muhabir: Haber Merkezi