Bir grup gönülverenin öncülüğünde Atıf Hoca‘nın mezarı bulundu ve İskilip‘e taşındı. Sizin de emeğiniz var bunda. Yaklaşık 85 yıl sonra Atıf Hoca‘nın dua edilecek bir mezara kavuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burada eski Hatay Milletvekili Mehmet Sılay Bey için ayrı bir paragraf ayırmalıyız. Düşünün biz kabrin yerini bile tahminlere dayandırarak aşağı yukarı biliyoruz derken, bu işi kendine dert edinmiş bir gönül adamı bizim haberimiz dahi olmadan sessiz sessiz gecesini gündüzüne katmış, yeri nokta olarak tespit ettirmiş, dna testlerini yaptırıp emin olmuş. Ve işte 82 yıldır hasret kaldığınız dedenizin kabri deyip teslim etmiş. Bu iyiliği, yüce gönüllüğü nasıl öderiz bilmem. Hepimize hakkı geçmiştir. Allah ondan razı olsun. Biz ancak defin aşamasına gelince haberdar olduk. Bizim için büyük bir mutluluk, rahatladık, nefesimiz genişledi. İnşallah hayatında bulamadığı huzuru kabrinde bulur.
"TBMM çatısı altında kurulacak bir komisyon gerçekleri ortaya çıkarmalı"
Arşivler açılmadın gerçekler ortaya çıkmaz
İskilipli Atıf Hoca‘nın torunu Ahmet Faruk İmal ile; Dersim olaylarıyla birlikte başlayan tartışmalar ekseninde Büyük Din Alimi Atıf Hoca‘yı, İstiklal Mahkemelerini, iadei itibar çağrısını ve 82 yıl sonra ortaya çıkarılan mezarını konuştuk. İşte Şapka Kanunu‘na muhalefet ettiği gerekçesiyle idam sehpasına gönderilen Necip Fazıl‘ın deyimiyle ‘Son Devrin Din Mazlumları‘ndan Atıf Hoca‘nın torununun bir döneme ışık tutacak açıklamaları...
Dersin tartışmaları ekseninde İskilipli Atıf Hoca ilgili tartışmalar başladı. Yaşanan tartışmalar torunları olarak sizi nasıl etkiliyor?
Bunların en azından tartışılabiliyor olmasını bile olumlu buluyoruz. Atıf Hoca‘nın Başbakanımızın dilinden gündeme gelmesi bizi son derece memnun etti. Başbakanımıza, Bülent Arınç Bey‘e bu hassasiyetlerinden dolayı dua ediyoruz. Ancak belli kişilerin, ispat edilebilir herhangi bir belgeye dayanmadan hala "Atıf Hoca vatan hainidir." İddiasında bulunmasından da rahatsızız. O iddiada olanların hepsini ispata davet ediyoruz. Bütün bu konuları sağlıklı bir zeminde tartışacaksak önce arşivler açılmalı, gerçekler ortaya çıkmalı.
İstiklal Mahkemeleri hep tartışma konusu olmuştur. Bugüne kadar dedenizle ilgili bir araştırma yapma imkânınız oldu mu?
Araştırma yapma girişimlerimiz oldu. Ama konu ile ilgili ulaşabildiğimiz kaynakların sayısı ve içeriği son derece yetersiz. En önemli kaynaklar resmi belgeler. Bunlar da devlet arşivlerinde, bizim ulaşma gibi bir imkânımız maalesef yok. Bu konuda yaptığımız girişimler belli bir noktadan öteye geçemedi.
Konuyu Türkiye‘nin gündemine ilk taşıyan merhum Necip Fazıl. "Son Devrin Din Mazlumları" kitabında biliyorsunuz dedemizle ilgili de geniş bir bölüm var.Ancak buradaki bilgilerin de çoğu ispatlanılabilir değil. Biz büyük bölümünün doğruya yakın olduğunu düşünüyoruz, çünkü üstadın olaylara yakın bir dönemde yaşamış olması ve insan kaynaklarının çok geniş olduğunu bilmemiz, geniş bir çevreye sahip olması bize böyle düşündürüyor.
Daha üst boyutta bu konuyu gündeme getiren ise 1992 yılında milletvekili Hasan Mezarcı oldu. İadei itibar ve zabıtların açıklanması için çok uğraştı bunu biliyorum. Şu an nerededir, ne yapar bilgim yok. Ama Allah (C.C.) yardımcısı olsun. Çok emeği var. Zannediyorum onun katkısı ile 1993 yılında Ahmet Nedim tarafından "İstiklal Mahkemesi Zabıtları-1926" ismiyle İşaret yayınlarından çıktı. Dedemin mahkemesi ile ilgili kayıtlar da orada mevcut. İsteyen internetten de bulabilir. Yapılan zulmü İstiklal Mahkemesinin kendi kayıtları zaten teyit ediyor.
Engellerle karşılaştınız mı? Herhangi bir sonuç alabildiniz mi?
Arşivlere ulaşma çabamız başarılı olamadı. Bir belge sahibi olamadık. Mezarının yeri hakkında bile 82 yıl sonra o da o güne tanıklık eden bir kişinin oğluna vasiyeti ile bilgi sahibi olabildik. Kaldı ki resmi belgeleri siz düşünün.
Eşi ve kızının yaşadığı tam bir dram
O dönemde yaşananlara ilişkin olarak eşi, kızı ve diğer akrabalarında bugüne kadar hangi duygular hâkim oldu? Ailesi ve köylüleri 85 yıl boyunca neler yaşadı?
Akrabaları olarak bizler bu acıyı çok dillendirmesek de hep yüreğimizin bir yanında taşıdık. Zulüm gördüğüne ve haksızlığa uğradığına inanıyoruz. Bir gün gerçeğin ortaya çıkacağı ümidi hep içimizde vardı. İnşallah onun ilk adımları atıldı. Eşi ve kızı açısından bakınca orada bir dram söz konusu. Son kuşak akrabalarına sadece ismi ve mazlumluğu miras kaldı. Ama eşi ve kızına kalan mirasın katlanılabilecek bir dram olmadığını düşünüyoruz. İdamdan sonra kızı ve eşi İstanbul‘da sürekli polis baskısının sürdüğünü, evlerine sürekli polisin geldiğini, kapılarında nöbet beklediğini, Laleli‘deki evlerinin camlarının taşlandığını hep anlatırlardı. Ben kızından duydum bunları. Onlar da uzun süre İstanbul‘da kalamamış zaten. Köye (Toyhane) gelmişler. Ama oraya da adapte olamamışlar. Birkaç kere İstanbul-Köy arasında gidip gelmişler. En sonunda eşi Zahide Hanım dayanamamış ve kızına "Artık gücüm kalmadı, ben İstanbul‘a gelmiyorum. Sen de kendi kararını ver" demiş ve bir süre sonra köyde vefat etmiş. Tek kalan kızı Ayşe Melahat Hanım‘ın çektikleri ise daha üzücü. İstanbul‘da bir süre kalmış ve sonrasında neredeyse bütün Türkiye‘yi sefil bir halde dolaşmış. Bir evlilik yapmış ama eşi kısa süre sonra vefat etmiş. Sonrasında aklen gelgitler yaşayan bir hanım olarak, akıl sağlığı tam olmadan, vefat edene kadar ömrünü sürdürdü. Bir defasında köydeki akrabalarımız hiç bağımız olmayan Muş Malazgirt‘ten bulup getirdiler mesela, bir defasında Çankırı‘dan, Yozgat‘tan, Mersin‘den getirdiler. İskilip‘te ev tutuldu ve yerleştirildi ama sürekli yer değiştirmeye devam etti. Ben ömrünün son 10 yılına yakinen şahit oldum. En son bizim evimizin üst katını kendisine tahsis ettik, bir daha bir yere ayrılmadı. 1986‘da yerleştiği evimizin üst katında 1996 yılında 84 yaşında vefat etti, köye defnettik. Benim şahit olduğum süre boyunca sürekli ziyaretçileri gelir ama kimse ile görüşmezdi. Babası hakkında sorulan sorulara ‘Babam ölmedi, gidin kendisi ile konuşun" diye cevap verirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1954 yılında kendisine bağlanan Dul ve Yetim Aylığı ile ömrünün sonunda kadar geçindi. İskilip‘te esnaf kendisinden para almak istemez, o ise hem o ürünü almaz hem de bir daha o esnaftan alışveriş yapmazdı. Zaman zaman akıl sağlığı yerine geldiğinde müthiş entelektüel bir insan oluverirdi, kıvrak bir biçimde Fransızca, Osmanlıca-Arapça sohbetler ve bize çevirilerini yapardı. Tam bir İstanbul Türkçesi ile konuşurdu. Bu halime sebep yaşadıklarım, affediniz." Demesi hala kulaklarımda. Ama bu zamanlar çok küçük zaman dilimleri idi ve yaşadıklarını asla anlatmadı. 14 yaşında babanızı gece evden alıp gidiyorlar ve bir daha göremiyorsunuz, mezarını bile bilmiyorsunuz. Kim olsa aklını koruyamazdı.
Yıllarca mezarı bile yoktu. Hiç araştırıp, bulmak için girişimde bulundunuz mu?
Bunun için çok uğraştık. Dolaşmadığımız insan, başvurmadığımız yer kalmadı. Ama sözkonusu resmi kayıt olunca kapılar hep yüzümüze kapandı. Bir süre sonra aşağı yukarı yer tespitini yaptık. Ama mevcut yer çocuk parkı idi. Nokta olarak da tespitini yapamamıştık. Orada tıkandık. O parkın önünden geçerken dua ettik hep.
Atıf Hoca‘nın mezarı artık İskilip‘te. Türbe yapılacak mı? Bir de şu anda ziyaret ve ilgi nasıl?
22 Nisan 2008 tarihinde Mehmet Sılay bey ve o zamanın Belediye Başkanı Orhan Öztürk ile birlikte cenaze namazını kılarak defnini gerçekleştirdik. Tam defne başladığımızda ikindi ezanı okunmaya başladı. Açıklamak için 1 yıl kadar bekledik. Çünkü sıkıntılı bir zamandı, partilere kapatma davaları açılmış, birilerinin yine hasretle ikinci 28 Şubat sürecini bekledikleri bir dönemdi. Kimseye sıkıntımız olmasın istedik.
Yarın "İntikam değil helalleşme istiyoruz"





