"Allah‘ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. muharrem ayı, Kur‘an-ı Kerim‘de kıymet verilen dört aydan biridir. Aşure Gecesi, bu ayın en kıymetli gecesi biliyor muydunuz?

Allah‘ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah‘ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Ramazan‘dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah‘ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki, "Aşure Günü zerre kadar sadaka veren kimseye, Allah, Uhud Dağı kadar sevap verir." (Şir‘a) "Aşure Günü‘nün orucu bir senelik geçmiş günahlara kefarettir." "Allah, Aşure Günü‘ün üstün kılmıştır. Allah gökleri, yeri, dağları, denizleri, yıldızları, Arş‘ı ve melekleri, Adem aleyhisselamı Aşure Günü yarattı. İbrahim Aleyhisselamın dünyaya gelişi ve Nemrud‘un ateşinden kurtuluşu, Aşure Günü oldu. İbrahim Aleyhisselama, oğlunun yerine kesmek için büyük koç bugün ihsan edildi." (Taberani) Hz. Adem (a.s)‘ın tövbesinin kabulü, Hz. Nuh‘un (a.s.) tufandan kurtulması, Firavun‘un boğuluşu, Hz. Yakub‘un oğluna kavuşması, Hz. Eyüp‘ün hastalıktan kurtuluşu, Hz. Yunus‘un balığın karnından çıkması, Hz. İsa‘nın göğe kaldırılışı... Hep Aşure Günü olmuştur. Allah birçok duaları Aşure Günü‘nde kabul buyurdu. Ancak bugün aşure pişirmeyi ibadet saymak bid‘attir. Hatta günah olduğunu söyleyen alimler vardır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibadettir. Din kitaplarının yazmadığı, hakiki din alimlerinin bildirmediği şeyleri yapmak sevap olmaz...

Bugünlerde oruç tutmak çok sevaptır. Yalnız onuncu günü değil, bir gün önceki veya bir gün sonraki günle birlikte tutulur.

(Düşünce dünyası)

Hepimiz insanız

İnsanlar düşünür. İnsanlar okur ve yazar. İnsanlar zararını, karını bilir.

Hepimiz insanız.

İnsan olduğumuz için de düşünüyoruz...

Arının görevi bal yapmaktır. Tavuğun görevi yumurtlamaktır. İneğin görevi süt vermek, öküzün görevi çift sürmek, koyunun görevi yün vermektir.

Düşünüyoruz ve düşündükçe anlıyoruz: Bitkiler bile havayı temizlemekle görevli. Yani herkesin, her şeyin bir vazifesi var.

İnsan hepsinden üstün yaratılmıştır. Öyleyse diğerlerinden daha büyük görevleri olmalıdır.

Hem görevleri hem sorumlulukları...

Nedir bunlar?

Namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, zenginse zekat vermek ve hacca gitmek gibi görevlerdir.

Kısaca, ifade edersek, insan Yaratıcısına, yani Allah‘a kul olmalıdır.

Allah‘ın emirlerini yapmalı, yasaklarından sakınmalıdır.

Bunlardan sorumlu tutulacağız, haberiniz olsun.

(Bir kıssa bin hisse)

İyiliğe ulaşmak

Bir yoksul gelse giyecek elbise istese en yeni, en güzel ve en sevdiğimiz elbisemizi çıkarıp verebilir miyiz?

Bir fakir geldiğinde bayat mı, yoksa taze ekmek mi veriyoruz? Acaba onun yerinde olsaydık verdiğimizi nasıl karşılardık?

Bir gün Peygamber Efendimize (s.a.v.) ayet indirilmiş; "Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda vermedikçe iyiliğe ulaşamazsınız" (Al-i İmran sûresi,) buyurulmuştu.

Ayeti dinleyen Hz. Talha en çok sevdiği Beyraha hurmalığını bir çırpıda verivermişti. Resulullah‘a ayet karşısında en sevdiği hurma bahçesini sadaka olarak verdiğini söylüyor, sadece Allah‘ın iyilik vermesini ümit ettiğini belirtiyor ve: "Ya Resulullah, bu bağdan dilediğin gibi tasarrufta bulunabilirsin" diyordu.

Bu büyük bir fedakarlıktı. Allah Resulü, "Ne büyük iş! Ne değerli bir mal bu!" diye takdir etti ve malını kendi akrabalarına dağıtmasını öğütledi. O da öyle yaptı.

Sevenler sevdiklerini Allah için feda etmeye hazırlar mı acaba? İyiliğe ulaşmak kadar daha kıymetli ne olabilir?

(Bugün ne dua edelim)

Ey Allah‘ım!

Bize ilmini öğret, isim ve sıfatların hakkında bize anlayış ver, bize yardımın zırhını kuşandır.

Bizi en hayırlı kullarınla birlikte haşret. Günahlarımızı affet, bela ve musibetlerimizi def eyle. Hastalarımıza şifa ver, gönüllerimizi nurlandır.

(Tarih dede yazıyor)

Osmanlı tarihinde "ilk"ler

Sevgili çocuklar ecdadımız tarihte birçok ilkleri meydana getirmiş. Hatta çağın ilerisinde yaşamıştı.

Örnek mi, işte aşağıda veriyorum:

- Savaş meydanında şehit olan ilk ve tek padişah 2. Murad Han‘dır.

- İlk matbaa, 3. Sultan Ahmed Han zamanında ve 1727yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaası‘dır.

- İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829‘da ve 2. Sultan Mahmud Han zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre memurlarının fes, ceket, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırdı.

- İlk gazete 2. Sultan Mahmud Han döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakayi‘dir.

- İlk borçlanma; Sultan Abdülmecid Han döneminde 1855 yılında İngiltere ve Fransa‘dan 5 milyon İngiliz altını alınmıştır.

- İlk telkgraf Sultan Abdülmecid Han döneminde 9 Eylül 1855 tarihinde, İstanbul Varna arasında faaliyete geçmiştir.

- Avrupa‘ya giden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han‘dır. Gezisi 44 gün sürmüştür.

- İlk sergi Sultanahmed Meydanı‘nda Sultan Abdülaziz Hanın katıldığı bir törenle açılan Sergi-i Osmanî‘dir.

- İstanbul‘a ilk tünel Sultan Abdülaziz Han zamanında 17 Ocak 1874‘de açıldı. Tünel 575 metre uzunluk ve 7 metre genişliğindedir.

- Haydarpaşa-Ankara demiryolu Sultan 2. Abdülhamid Han zamanında yapıldı.

- İlk Boğaz Köprü Projesi Sultan 2. Abdülhamid Han döneminde 1900‘de yapıldı. Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için çalışmalara başlandı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı.

Adı Harflerin Arasına Gizlenmiş Çocuk

ZEKİYE ÇOBAN

Masalların çocukların kalbinde ağırlandığı, büyüklerin de onları ağırlamak için can attığı günlerden bir günmüş. Ah bu günler; bazen ağlatır, bazen güldürürmüş. Her gün yenileri getirir, eskileri götürürmüş. Bak şimdi, uzaklardan yine sevimli bir çocuk görünmüş.

Bu masal da onun peşinden yollara düşmüş.

Çocuğun adını mı merak ettiniz? Adı sanırım, masalın bir köşesinde harflerin arasına gizlenmiş. O halde ondan bahsederken, "Adı Harflerin Arasına Gizlenmiş Çocuk" mu diyeceğiz? Bu sevimli afacandan "Adı Harflerin Arasına Gizlenmiş Çocuk" diye bahsedecek olursak, bütün masalı sadece bu isim yiyip bitirecek. Bu da olmaz! Ne yapalım?

Bu çocuğa bir isim bulalım.

Ya bulamazsak?

"Küçük kız" deriz, canımız sağ olsun. Masalımız, iyiliğe yol olsun.

Yeni bir ad bulamadığımız bu küçük kız, bütün çocuklar gibi pek şirin, pek sevimliymiş.

Fakat onun kötü bir huyu varmış. Kendisinden bir şey istenilse, rica edilse hiç oralı olmaz yahut karşı çıkarmış. En basit işlere bile"yapamam, edemem, getiremem, götüremem" dermiş.

Onun bu davranışları çevresindekileri çok üzermiş.

Bir akşam işten dönen babası, ondan bir bardak su getirmesini istemiş. Küçük kız yine:

- Getiremem baba, demiş. Babası, duymamış gibi yaparak bir kez daha:

- Kızım, bana bir bardak su getir misin? Diye isteğini tekrarlamış.

- Hayır, baba, ge-ti-re-mem, i-şim var, demiş.

Babası bu davranışının nedenini sormuş. Küçük kız "canım istemiyor" diye cevaplamış.

Babası bu duruma gerçekten çok üzülmüş. Küçük kızın ablası koşup babasına bir bardak su getirmiş. Babası, büyük kızına:

- Teşekkür ederim yavrum, su gibi aziz ol, diye dua etmiş.

Küçük kız, hiç oralı olmamış. Kitap ve defterleriyle uğraşmaya devam etmiş. Baktığı sayfada penguen kolonisi varmış. Penguenleri severek inceleyen küçük kız, bir anda neye uğradığını şaşırmış. Penguenlerin gülümseyen yüzleri birden kızgın, üzgün yüzlere dönüşüvermiş. Hepsi kızgın kızgın bir şeyler söylüyormuş. Baba penguenlerden Perdeayak, dayanamayıp sesini yükseltmiş:

- Babanı çok üzdün, farkında mısın? Bir bardak suyu babandan esirgedin. Biz de çok üzüldük.

Küçük kız, bütün dikkatiyle baba penguene kulak vermiş.

Baba Perdeayak konuşmasını sürdürmüş:

- Ayaklarımın üzerinde taşıdığım yumurtayı görüyor musun? Onun içinde benim yavrum.

Doğmasına az kaldı.

Küçük kız daha dikkatli bakınca yumurtayı görmüş. Perdeayak bir iç çekerek:

- Doğacak yavrumun annesi Kısakanat Hanım, onun için yiyecek bulmaya gitti. Ve biz babalar bu kolonide dört aydır eşlerimizin dönmesini bekliyoruz. Hem de -40 dereceye kadar düşen kutup soğuğunda, buzullara, sert rüzgârlara aldırmadan öylece bekliyoruz. Baba penguenler olarak hiç bir şey yemeden beklediğimizi ve bu dönemde ağırlığımızın yarısını kaybettiğimizi söylesem inanır mısın? Babalar ve anneler çocukları için birçok sıkıntı ve zorluğa katlanırlar.  Senin baban az fedakâr mı sanki?

Küçük kız, Perdeayak‘ın söylediklerini şaşkınlık ve mahcubiyetle dinlemiş. Ve kendi babasını düşünmüş. Erkenden işe gidip, geç vakitlere kadar çalıştığını, ailesinin ihtiyaçlarını isteklerini severek karşıladığını hatırlamış. Davranışlarından derin bir pişmanlık duymuş.

Perdeayak:

- Baban, annen senden yapamayacağın işleri istemiyor ki! Ben olsaydım babama bir bardak suyu koşa koşa severek verirdim. Allah da anne babaya itaati ve iyi davranmayı emreder. Ve böyle davrananlara cenneti vad eder.

Küçük kız elindekileri yavaşça bırakmış. Babasına bakmış. Yorgunluktan uyuyakalan babasına sarılmış, defalarca öpmüş. Adı Harflerin Arasına Gizlenmiş Çocuk, "bir daha sizi aüzmeyeceğim canım babacığım" diyerek babasının kollarında tatlı bir uykuya dalmış.

Herşeyin iyisine bak

Her şeyin iyisini al, kötüsünü bırak.

Safayı al, kederi bırak.

Güzel gör, güzel düşün, hayatından lezzet al, mutlu ol.

Bazen gök gürler, şimşekler çakar, etrafa korku ve dehşet saçılır. Bu atmosferi kimse sevmez. Ama böyle olmayınca da rahmet gelmiyor. Önemli olan o korku ve dehşet salan manzara arkasındaki rahmeti görebilmek.

Bütün işlerimiz de böyle değil mi?

Bütün sene boyunca gece gündüz demeden bin bir sıkıntılara katlanarak ders çalışıyoruz... Ama sonunda sınıfımızı geçiyoruz. Hayat boyu çektiğimiz çile ve ızdıraplar için de aynı durum söz konusu.

Eğer onca güçlüklere göğüs germeseydik bulunduğumuz yere gelemezdik.

Aynı gerçeği ahiret için de düşünüyor muyuz? Ebedi saadete erebilmek için de bir kısım üzüntü sıkıntı, çile ve zorluklara katlanmamız gerekmiyor mu?

"En büyük saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesi" değil mi?

(Mini test)

Sevgi Demirci Özbek

1- Peygamberlerin göstermiş olduğu insanüstü olaylara ne ad verilir?

a) Mucize

b) Keramet

c) İhlâs

2- İmam-ı Azam Ebu Hanife‘nin asıl adı nedir?

a) İmam-ı Şafii

b) Ebu Hüreyre

c) Nuban Bin Sabit

3- Hasta olan kişilere aşağıdaki sözlerden hangisini söyleriz?

a) Allah razı olsun

b) Allah korusun

c) Allah şifalar versin

4- Aşağıdakilerden hangisi Allah‘ın yapılmasını kesinlikle yasakladığı iş ve davranışlara denir?

a) Haram

b) Helal

c) Sevap

5- Aşağıdakilerden hangisi haram sayılabilecek davranışlardan değildir?

a) Hırsızlık yapmak.

b) Başkasının arkasından konuşmak.

c) Selamlaşmak.

Cevap: 1a, 2c, 3c, 4a, 5c

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)

Bizim Tekir nerede?

Nasreddin Hoca‘nın canı bir gün etlice bir yahni ister. Kasaba gidip bir okka et alır, eve gönderir.

Hoca‘nın hanımı yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Gözü gönlü tok, eli açık olan kadıncağız komşularına yahni ikram eder. Yemeğin tamamını yiyip bitirirler ve dönerler evlerine.

Bütün gün, yahni özlemiyle akşamı zor eden Hoca evine döner. İştahla sofraya oturur. Biraz sonra karısı önüne bir tabak bulgur aşıyla bir kaşık koymaz mı? Hoca hiddetlenerek sorar, ne olup bittiğini.

"Efendi," der hanımı. "Eti bizim Tekir yedi."

Bu sözü duyan Hoca sinirlenerek eline bir sopa alır ve Tekir kediyi aramaya koyulur. Bir süre sonra Tekir görünür, bir deri bir kemik... Yürüyecek gücü yok, iskelet gibidir. Hoca şaşkın şaşkın:

"Hatun, yahnilik eti şu bizim Tekir mi yedi?" diye sorar. Karısı da:

"Evet, Efendi, o hınzır yedi," diye cevap verir.

Bunun üzerine Hoca, alır eline el terazisini ve tartar Tekir kediyi. Tam bir okka çeker Tekir. Bunun üzerine hanımına şöyle çıkışır:

"Hatun! Şu gördüğün bizim Tekir tam bir okka geldi. Öyleyse, yahnilik et nerede? Şayet et bu ise bizim Tekir nerede?"

(Sizden gelenler)

Başörtüm

Tıpış tıpış yürüyeceğim,

En sonunda büyüyeceğim,

Başörtünün kıymetini,

Milletime göstereceğim.

Başörtüyü görecekler,

Kıymetini bilecekler,

Rabbimin emri diye

Başlarını örtecekler.

Hanife Uygun, Diyarbakır

Bir parça şeker

"Anneciğim bana bir parça daha şeker verir misin? Ötekini düşürdüm."

"Nereye?"

"Çayımın içine."

Selçuk Çayeli, İzmir

Milli Gazetem

Sen bir hazinesin

Hakk‘a doğru rehbersin

Dinim İslamla berabersin

Milli Gazetem benim.

İslama açılan perdesin

Cahilliğin karanlığın güneşisin

Kalbimde imanla sevgisin

Milli Gazetem benim.

Sensiz Türkiye karanlık

Sen varsın dünyamızda artık

Sana minnetarız biz

Milli Gazetem benim.

Saadet Işıl, Samsun

Bizden size (4 ARALIK)

Sevgili arkadaşlar;

Elinizde tuttuğunuz gazeteniz Milli Gazete, yepyeni bir yüz ile karşınızda. Pırıl pırıl sayfalar arasında bizim sayfamızda bir o kadar da ışıltılı. Yeni konularımız, yeni çizimlerimizle karşınızdayız.

Konu başlıklarımız, masalımız, çizgi bant, düşünce dünyası, bilmece ve bulmaca köşelerimizle her zaman yeniliğin peşinde koştuğumuzu biliyorsunuz.

Her zaman olduğu gibi tekrar ediyorum, daha fazla yenilik için sizin fikirlerinize ihtiyacımız var. Görüş ve düşüncelerinizi bekliyorum.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Muhabir: Haber Merkezi