Kim ne derse desin, birkaç dakikalık sohbetin, bir arkadaşla bir dostla yapılan muhabbetin, aile bireyleriyle oluşturulan konuşma ortamlarının yerini hiçbir şey tutmaz.
Çünkü burada, sosyal duygusal bir alışveriş ve dayanışma ruhu vardır. Bu doğal ortamda aile bireyleri birbirlerine bir şeyler verirler, tecrübelerini paylaşırlar, karşılıklı sevgi ve saygı alışverişinde bulunurlar. Biliyorum buna kimsenin itirazı olmayacaktır fakat, böyle bir ortamın nasıl oluşturulacağı konusunda tereddütler var. Doğrusu, istediği takdirde her insanın kendi hayatını istediği şekilde düzenleyebileceğine inanıyorum.
Çağın normları değişebilir, yoğun iş hayatı ve toplumsal meşgaleler bizi kendi kapanına doğru çekebilir. Ancak bizler şartlar ne olursa olsun akıl ve irademizi kullanarak ihtiyaçlarımıza ulaşabiliriz. Bunu yapabiliriz... Hiç olmazsa haftada birkaç gün, televizyonun düğmesine basıp aile içinde bir sohbet ortamı oluşturamaz mıyız? Ya da yakın komşularımızla sıcak diyaloglar kuramaz mıyız? En azında aile içinde sorunlarımızı masaya yatırıp çözümleri üzerinde konuşamaz mıyız? Elbette yapabiliriz, zaten bizim sorunumuz başaramamak değil, oturduğumuz yerden çözüm beklemektir. Önce bunu onarmamız gerekir.
Meşgulüm vaktim yok diyorlar
Eğer bir babaya işiniz mi daha önemli yoksa çocuğunuzun eğitimi mi deseniz kuşkusuz "Ne demek tabi ki çocuğumun eğitimi önemli" diyecektir. Peki, çocuklarınıza vakit ayırabiliyor musunuz? Diye sorduğunuzda ise "meşgulüm, vaktim yok" diyerek savacaktır. Hangimiz sevdiğimiz şeylere vakit ayıramıyoruz ki? Hangimiz istediğimiz bir şeyi yapabilmek için vakti uygun hale getirmiyoruz ? Üstelik incir çekirdeğini doldurmayacak birçok meşgale peşinde ne kadar da vakit harcıyoruz... Elbette her baba çocuğunu sever ve ona değer verir. Ama buradaki ihmal daha ziyade, aileden öğrenilen baba modelinin bir yansıması ya da, nasıl olsa yanımda isteğimde ilgilenirim düşüncesiyle hareket etmekten kaynaklanıyor. Daha da acı olanı ebeveynlerin çocuklarını ne kadar çok sevdiklerinin farkında olmamalarıdır. Hayatımızın akışı içinde sevdiklerimizin bizler için ne kadar önemli olduğunu ve onları ne kadar çok sevdiğimizi pek fark etmiyoruz... Ancak onlardan uzak kaldığımızda farkındalık duygumuz bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Onları, askere, okula, yurda, uzak diyarlara uğurladığımızda, sevgimizi bütün hücrelerimizde hissediyor, bunu daha derin yaşıyoruz ve gözlerimizi pencerelerden ayıramıyoruz... Daha önceden pek ifade etmediğimiz, söylemeyi aklımıza bile getirmediğimiz sevgi sözcüklerini bizden uzaklaştıklarında cömertçe sarf ediyoruz.
Evlerine yabancılaşıyorlar
Günümüz dünyasında babalar evin içinde adeta bir yabancı ya da dışarıdan gelen biri gibi yaşıyorlar. Sabahın erken saatinde işe çıkan baba akşam yorgun argın eve geldiğinde televizyonun başına geçiyor, filmini seyredip karnını doyurduktan sonra da uykuya dalıyor. Bu durumda çocuğun eğitimi sadece anneye düşüyor anne tek başına bu ağır yükün altından kalkmaya çalışsa da, evin işleri ve gündelik meşgaleler nedeniyle yorgun düşüyor. Buna bağlı olarak son günlerde sık sık annelerin "eşim çocuklarıyla hiç ilgilenmiyor, çocukların eğitimiyle tek başına ilgileniyorum" sözleriyle karşılaşıyoruz. Burada, evin sorumluluğu ve çocukların bakımıyla yorgun düşen kadın, hem çocukların, baba eksikliğinden kaynaklanan sorunlarını ifade ediyor hem de babanın ev içindeki rolünü pasifize ettiğini vurguluyor.





