Modern kültür, insanları sosyal statülerine göre ayrıştırarak aralarına buz dağları ördü.
Bu buz dağları insanların birbirlerine ulaşmalarını ve birlikte hareket etmelerini engelliyor. Bireyleri statü, para, unvan, kariyer bakımından katagorize eden bu zihniyetler, insanları birbirine kenetleyen sevgi alış verişini kökten kestiler. Bunun sonucunda ise, yoksullar gecekondu mahallelerinde yoksun ve mahrum hayatlarına devam ederken, zengin ve popüler kesimler seçkin semtlerde, insanlardan uzak bir hayat yaşamayı tercih ediyorlar.
Behçet Necatigil, Heraklit‘in Suları adlı şiirinde insanın aslında sadece kendisi olamayacağını, diğer insanlarla bir bütün olarak yaşayabileceğini şöyle anlatır:
Ne zaman sokaklarda dolaşsam
Okul sinema sergi
Kullanıyorlar
Bendeki eski benleri
Kalabalıklarda çoğalıyorum
Hangisine yetişeyim şaşkın
Tıpkı onun çizgileri
Karşıdan gelen şu kadın
Bir küçük çocuk
Yıllar öncem
Korkar mı gitsem yanına
Çocuk sen bensin desem
Üç delikanlı yürüyor
Bir dört yol ağzında her biri bir yana
Üçe bölünüyorum
Yolların he birinde birim gidiyor
Biri eve, derslerinin başına... kitabı açıyorum
Biri parkta bir sevigili... bekliyorum
Bir yerde çalışıyor, üçüncü okul dönüşü
Gecenin geç saati işimden dönüyorum
Hey durun diyorum siz bensiniz bensiz nereye gidersiniz? Hey durun!
Sessizce yürüyorlar benden habersiz
Durmuyorlar o kadar sesleniyorum...
Kişinin bir başkasıyla yani çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkileri onun sosyo-psikolojik durumunu olumlu yönde etkiler. Çünkü insan, somut varlığının ötesinde derin ve duygusal bir bağa sahiptir. Kişinin iç dünyasında başka kişilerle olan ilişkileriyle biçimlenen bir tür simgesel hayatı vardır. Yani, insanın tanıdığı gördüğü, sosyal ilişkilerini sürdürdüğü, sevgi ve saygı beslediği her insanın simgesel bir varlığı iç dünyanın merkezinde yer alır. Ve bireyin insanlarla ilişkilerini etkiler.





