Türkiye‘nin, Öcalan‘ın Suriye‘den çıkarılması için başlattığı sürece diplomatlar "askeri güçlü arkalanmış diplomasi" diyorlardı.
Anlaşılıyor ki, İmralı-Kandil benzeri bir yöntem uygulamayı hedefliyor: "Terörle arkalanmış anayasal statü talebi." Silahlı tehditle yeni anayasada statü tanınmasını sağlamak. 15 Haziran‘a kadar Başbakan söz vermezse, günah bizden gider, havasıyla bunu ilan ettiler. Sonrası, savaş-kıyamet demenin başka anlamı yok. Diğer taraftan İmralı ve Kandil‘den bu konuda ciddi kafa karışıklığı yaratmaya yönelik açıklamalar geliyor. Kandil‘e bakarsanız, Öcalan‘la devlet yoğun bir görüşme sürecindeler. Öcalan, üç komisyon önerisinde bulunmuş... Genelkurmay, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin bu tür görüşmelerde yer almadığını açıkladı. Öcalan ise bir çeşit "sicil amiri" gibi görüştüğünü öne sürdüğü heyeti tarif ediyor: "Ne hükümetin memuru ne de kandırmaca devlet heyeti!" Öcalan, bu heyetin "Gladyocu olmadığını" da ifade ederek, olumlu bulduğunu söylüyor, ancak "hükümeti ikna edip edemeyeceği"ni bilmediğini de ekliyor. Artık nasıl bir heyetse, bunu bir tek Öcalan biliyor! Ayrıca seçimlerden sonra son bir kez daha bu heyetle bir araya geleceğini açıklıyor. Bu görüşmede anlaşma oldu oldu, Başbakan söz verdi verdi, yoksa 15 Haziran‘dan sonra "tufan" tehdidinde bulunuyor...





