Yalanlar uydur, işgal et, öldür, ganimetini al, senaryoyu yaz, filmini çek, milletini mest et, ödülleri kap, parayı topla...

Sinema tarihinin Oscar kazanan ilk ve tek kadın yönetmeni Kathryn Bigelow, Usame Bin Ladin‘in öldürülüş anının filmini çekecekmiş. Şimdiden hazırlıklara başlamış ve senaryosunu da Mark Boal‘a çabucak yazdırmış. Çabucak diyoruz çünkü Bin Ladin‘in bolca konuşulduğu bu günlerde filmin piyasaya sürülmesi epey yankı uyandıracak ve bu durum da Bigelow‘u fazlasıyla mesut-bahtiyar edecektir. Daha önceden alışılmış bir durum söz konusu aslında. Sinema sektörünü endüstriyel anlamda hâkimiyetinde bulunduran Hollywood, ABD‘nin gerçekleştirdiği bu tür bağnaz politikaları yağlayıp-cilalayıp, aklayıp-paklayıp seyirciye sunma görevini üstleniyor. (Bunu hepimiz biliyoruz.) Peki, neler yapıyor Hollywood. Mesela; 1960‘lı yıllarda gerçekleştirdiği ve hiç gereği yokken saldırdığı Vietnam‘da ağır kayba uğramasına rağmen çektiği filmlerle kendini galip gibi gösterdi. (bu savaşta ABD yaklaşık 60 bin askerini kaybetti) Vietnam liderlerini diktatör-zalim, Vietnam halkını ise öldürülmesi gereken ucubeler olarak lanse etti. Hem piyasada çok gelir getiren filmlere imza attılar hem de ABD‘nin sarsılan onurunu güya bu filmlerle kurtardılar. Halkı da yuttu zaten. Sadece ‘Barışa bir şans verin‘ (Give Peace A Chance ) diyen John Lennon ile taifesini ve o dönemin ille de barış olsun diyenlerini bu durumdan ayrı tutabiliriz. Bana göre de o zamanların bandanalı uzun saçları, ifadelerin kumaşlara işlendiği, malum sembol ‘peace‘, kareli, uzun yakaBu savaşın ardından yapılan filmleri ise şöyle sıralayabiliriz; "Rescue Dawn (Şafak Harekatı) Müfreze, Born on the Fourth of July (Doğum Günü Dört Temmuz), Apocalypse Now (Kıyamet), Full Metal Jacket, Günaydın Vietnam, Forrest Gump, Hearts and Minds saydığımız filmlerde savaş sahneleri de var, sadece kişilerin yaşam hikayeleri olup alttan alttan savaşa göndermeler de var, Vietnam savaşını eleştiren de var, savaşta ABD‘yi göklere çıkaran da. Yani Hollywood eliyle çekilmiş herkese hitap eden bu savaşı işleyen ve iyi gelir getiren büyük filmler.

Irak da özgürleşecek

Zaman geçtikçe ABD çıkarları ya da birilerinin (daha çok da silah tüccarlarının) uğruna yeni yerleri özgürleştirme merakına kapıldı. Her şeyi de zaten insanlık için yapıyordu. Bunda hepimiz hemfikiriz. Ama bir sorun vardı. ABD‘nin özgürleştireceğim dediği yerlerde insanlar sadece ölünce özgür olabiliyordu. 90‘lı yılların başında ABD, Kuveyt‘e saldıran Saddam‘ı durdurabilmek için Arap devletlerin de yardımıyla Irak‘a saldırdı ve Saddam‘a haddini bildirdi. Hâlbuki bu saldırıdan önce ABD‘nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie, Saddam Hüseyin‘le yaptığı görüşmede "Bu, Arapların kendi aralarındaki bir sorun. ABD‘yi ilgilendirmez" demişti. Baba Bush‘un önderliğindeki özgürlük savaşçıları Irak halkına özgürlüğü ilk kez tattırıyordu. Sonuç mu? 25 bin masum sivil hayatını kaybetti. Saddam sadece geri çekildi ve iktidarına devam etti. Bu sayede ABD‘de Ortadoğu‘daki petrol rezervlerini sömürme işlemini daha rahat yapma hakkına kavuştu. Zaten sömürüyordu, ama artık bu topraklarda bulunmasının nedeni vardı. İnsanları zalim diktatörden kolluyor, onlara güzel bir dünya sunuyordu. Körfez savaşını anlatan filmlere baktığımızda ise yine aynı kalıp filmlerle karşılaşıyoruz. Courage Under Fire (Ateş Altında Cesaret), Jarhead ve Three Kings (Üç Kral).

Afganistan unutulmadı!

Gün oldu devran döndü ABD bir zamanlar Sovyetler Birliği‘ne karşı beraber savaştığı ki (bkz Rambo filmleri) kendi eliyle güçlendirdiği Afgan Mücahitlerini yok edebilmek için müthiş bir planı hayata soktu. Çünkü güçlü bir Müslüman grup onlar ve dünya için büyük tehlikeydi (Cephe arkadaşı olsalar bile.) Bu anlamda 11 Eylül saldırısında ABD‘deki sivil halk feda edildi ve devamında da bu saldırının sorumlusu olarak gösterilen Bin Ladin ve El Kaide örgütünün Afganistan‘daki varlığını yok edebilmek için Afganistan‘ın işgali başladı. 2000‘li yılların başından beri devam eden savaşta hâlâ elle tutulur bir netice alınmış değildir. El Kaide örgütleri zaman zaman saldırıya geçip şehirleri kontrolüne alıyor, devamında ABD saldırıp o şehirleri geri alıyor. Sonuç ise yaklaşık 50 bin ölü. Hollywood ta bu sıralar boş durmuyor ve Afganistan savaşıyla alakalı filmleri peşi sıra vizyona sürüyor. Beyazperde kana bulanırken yapımcı ve oyuncular ceplerini dolduruyordu. ABD‘li askerlerin kahramanlıkları da cabası.

Irak artık daha da özgür

Birkaç sene sonra ise oğul Bush babasının izinden gitmek için Irak‘a göz dikiyor. Daha sonra ispatlanacak olan bin bir türlü yalanlarla Irak‘ı işgale başlıyor. Aslında Irak‘ta nükleer silah amacıyla kullanılacak maddelerin bulunduğunu, Saddam Hüseyin‘in halkına kötü davrandığını, Irak halkının daha iyi bir hayatı hak ettiğini düşünülerek girilse de sonuç insanlık adına hiç de iç açıcı değildi. Devam eden savaşta şimdiye kadar milyonlarca sivilin öldürüldüğü ve daha fazlasının yaralandığı bilinen gerçekler. Bilinmeyenleri ise Hollywood bizlere şaşaalı filmleriyle anlatıyor. Son Durum, Operasyon, Cesurların Vatanı, The Hurt Locker,  Charlie Wilson‘ın Savaşı, Tanrının Vadisinde gibi filmlerle ABD hem günah çıkarma işlemini gerçekleştirdi, hem özür diledi, hem de Hollywood‘a bolca malzeme çıkardı. Hollywood ta bu pası es geçmeyerek oldukça iyi değerlendirdi ve değerlendiriyor.

İzliyoruz o halde varız

Tıpkı şimdi olduğu gibi The Hurt Locker (Ölümcül Tuzak) filminin -ki bu filmle Bigalow teyzemiz Oscar almıştır- yeniden kolları sıvamış ve filminde bolca allayıp pulladığı ABD askerlerini bu sefer zalim, terörist (!) Bin Ladin‘i haklı bir şekilde öldürürken seyrettirecek. Bin Ladin‘i daha önce yine Hollywood‘tan çıkmış Michael Moore‘nin belgeseli Fahrenheit 9/11‘de Bush ve Ladin ailesinin ticari ilişkilerini afişe ederken seyretmiştik. Tabi biz de yeni çekilecek Bin Ladin filmini izleyecek ve o bol efektli filme hayran olacağız. Bu vesileyle teyzemiz de Oscar‘ı ikinci kez garantileyecek. Çünkü ABD halkının ve jürisinin da en çok hoşuna giden film türü kendi milletlerinin göklere çıkarıldığı filmlerdir. Peki, biz ne yapıyoruz sizce. Bırakın savaş filmlerimizi çekmeyi, İstiklal Marşı şairimizin hayatını anlatmak için yola çıkan ekibin para bulamayışını hazin gözlerle seyrediyoruz. Bu gidişle daha da çooook izleriz.

Muhabir: Haber Merkezi