Molla Lütfi yi bilir misiniz?"Deli Lütfi" olarak anılan, ayrıca yaşadığı dönemde Tokatlı Lütfi, Sarı Lütfi diye de maruf olan Molla Lütfi yi tanımak, bilmek bir ayrıcalık olsa gerekir. Asıl adı Lütfullah olmasına karşı Molla Lütfi diye anılan bu bilge kişi öyle bildik, sıradan bir âlim değildir. "Delilik" unvanını kıyafeti nedeniyle hak ettiği rivayet olunsa da, dilini tutmak nedir bilmeyen ve sözünü esirgemeyen tavrıyla bu unvanı fazlasıyla hak ettiği anlaşılmaktadır. Tokatta doğar; doğum tarihi ise bilinmemektedir. İlk eğitimini dönemin önde gelen müderrislerinden Kutbeddin Hasan Efendi den alır. Sonra Hoca Sinan Paşa nın derslerine devam eder. Bunu meşhur âlim Ali Kuşçu nun dersleri takip eder. Müderrisliğe ise, Ayasofya Medresesi nde ders vermekle başlar. Hocası Sinan Paşa nın tavassutuyla hükümdar kütüphanesinde "Hafız-ı kütüp" olarak görev yapar. Molla Lütfi için bu görev hayatının en bereketli dönemidir. Çünkü ilim ve fenleri tanımak için hummalı bir şekilde durmadan okur ve ilmini ilerletir. Sonra Bursa, Edirne, Filibe ve İstanbul medreselerinde görev yapar.Molla Lütfi âlimdir, zekidir, latifecidir. Yani iyi olmasına iyi, bilgili olmasına bilgilidir ama büyük bir "kusuru" vardır. O kusuru da sözünü ve gözünü budaktan esirgememesidir. Ne âlim tanır konuşurken, ne de devlet adamı. Kısacası, ölçü nedir bilmez. Zaten bu sivri dilli ve ölçüsüz olması onun başına çok işler açmıştır. Padişah huzurunda dahi yapılan tartışmalarda lisanıyla padişahları üzdüğü gibi, gözden düşmesine de neden olmuştur. "Belirtildiğine göre bir gün Sultan Fatih bir kitap almak için kütüphanesine gelir ve Molla Lütfi ye hitaben işaret ettiği kitabın kendisine verilmesini emreder. Yüksek bir yerde olan kitabı almak için Molla Lütfi yerde bulunan bir mermer parçasının üzerine basarak kitabı Padişaha vermek ister. Onun bu hareketini gören Fatih: "Neyledin, ol taş Hz. İsa Aleyhisselamın mevlididir; ol taş üstüne doğmuştur." der. Molla Lütfi ses çıkarmaz ve hizmetine devam eder. Kitaplar arasında eski bir bez parçası dikkatini çeker. Güveler yemiş, delik ve tozlu bezi alır, büyük bir saygı ile götürüp Sultan Fatih in dizinin üstüne koyar. Sultan bu durumdan huzursuz olur ve bu eski bez parçasını neden getirdiğini sorar. Molla Lütfi: "Devletlû Efendim, neye bî- huzur olursuz? Bu bez İsa Peygamberin beşiği bezidir" diye cevap verir."İğneli kişiliği, dik başlı tavrıyla ve nüktedanlığıyla dikkatleri üzerine çeken Molla Lütfi, aynı zamanda şiirlerle de meşgul olmuştur. Nitekim kendisine "Şair misin?" diye sorulduğunda, İmam Şafii ye isnad edilen ve mealen "?Eğer şiir söylemek âlimler hakkında bir nakise teşkil etmese idi, ben, Lebib den daha şair olur ve ondan daha güzel şiir söyler idim" beytini tekrar ettiği belirtilir.Hayatında sadelik ve tabiilik onun bir başka özelliğidir. Gösterişe düşkün değildir. Lâkin haksızlık ve yanlışlık karşısında sabırsızdır. Giyim konusunda olabildiğince basit giyinen ve halkın giyimiyle özdeş olan giysisiyle, kompleksiz tavrıyla dikkati çeker. Müderrislik sırasında ise atına binerek medreseye geldiği, atını kendi eliyle yemlediği, sonra da derse girdiği, ikindi vaktine kadar devam eden dersi tamamlayarak medreseden ayrılıp, Şeyh Vefa Zaviyesi nde akşam ezanına kadar Sahih-i Buhari den ders okuyarak açıklamalar yaptığı, zaman zaman ise derslerinde hadisleri açıklarken gözyaşlarını tutamadığı rivayet olunur. Molla Lütfi ya da "Deli Lütfi" namlı bu bilgenin hayatındaki en büyük dram ise idam edilişidir. Molla Lütfi, rivayete göre bir dersinde Hz. Ali nin vücuduna batan oku namaz kıldıkları esnada çıkardıklarını ve Hz. Ali nin bunu fark etmediğini söyleyerek "İşte namaz dediğin böyle olur, bizim namazlarımız bunun yanında bir eğilip doğrulmadan ibarettir." şeklinde namazın ehemmiyetini açıklar. Bu sözleri üzerine, talebelerinin tepkisi ile karşılaşır. Bir kısım çevrelerce "Deli Lütfi"nin bu sözleri "namazı eğilip doğrulmaktan ibaret sayıyor" şeklinde yorumlanarak kendisine "zındıklık" isnad olunur. Şeyhülislâm Efdalzâde nin katle sebebiyet verecek bir hadise olarak görmediği bu durum, kendisine hasım olan Hatibzâde ve Molla İzari gibi kimselerin katline fetva vermeleriyle sonuçlanır.Fakat Molla Lütfi nin idamına hükmedenlerin başında Hatipzâde geldiği ve onun diğerlerini etkilediği, Hatipzâde nin Molla Lütfi nin idam edilmesinde bir başka etkenin, daha doğrusu bir eserin neden olduğu belirtilmektedir. Şöyle ki:"Hatipzâde, Sultan II. Bayezid e takdim etmek üzere kaleme aldığı Seyyid Şerif Cürcâni nin Tecrid ine yazdığı hâşiyeyi okuyan Molla Lütfi, mevcudatın taksimi bölümünde gördüğü yanlışlıklar nedeniyle haşiyeyi aşağılayan bir eser yazacağını ifade eder. Bunun üzerine Hatibzâde kendisini bir ziyafete davet ederek eserinde reddettiği yerleri sorar fakat yeterince bilgi alamaz. Bu durum Hatipzâde nin canını sıkar. Nitekim Şeyhülislâm Efdalzâde nin Molla Lütfi nin idamını gerektirecek bir suçu bulunmadığını söyleyerek heyetten çekilmesi üzerine, Hatipzâde nin heyetin başına geçerek idama fetva verdiği ve diğer alimleri de etkilediği belirtilmektedir. İdam kararının ardından bazı yakınlarına Hatipzâde nin, "Kitabımı kurtardım" şeklinde bir söz sarf ettiği de nakledilmektedir."Molla Lütfi, At Meydanında idam edilmek üzere götürülürken, halkın, yolun iki tarafına toplanarak kendisine övgü dolu sözler söylediği ve imanına şehadet getirdiği belirtilmektedir. 1494 te idam edilen Molla Lütfi, Defterdar Mahmut Çelebi Mescidi haziresine defnedilir. İbn Kemal in, hocası Molla Lütfi hakkındaki şu ifadeleri, niçin idam edildiğini gösterir mahiyettedir: "Akranının kıskançlığı belasına uğradı. İnce tabiatlı, şakacı, nadir söyleyici bir kimse idi. Çoğu kişileri donatırdı. O cihetten düşmanları çoğalıp üstüne geldiler ve iftira ile helakine çalıştılar".Molla Lütfi nin Matali, Miftah, Akaid haşiyeleri, es-Seb u ş-şeddad, es-Saadetü l-fahriye, Hername gibi pek çok eseri bulunmaktadır. * Geniş bilgi için bkz. Kenan Yakuboğlu, Osmanlı Medrese Eğitimi ve Felsefesi, İstanbul 2006, s.113?116; Ayrıca bkz. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C.IV, İstanbul 1986, s.398.

Muhabir: Haber Merkezi