Üzülerek belirtmeliyim ki, üç aylara yine, dünyada ve

yakın çevremizde yaşanan savaşın, şiddet ve terörün, sonu gelmeyen kin ve

ihtirasın, düşmanlık ve ayırımcılığın iyice tırmandığı, bütün bunların vicdan

sahiplerini umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklediği bir ortamda giriyoruz.

Ne var ki, bilim ve teknolojide baş döndürücü bir

ilerleme kaydeden insanlık, manevi ve ahlaki alanda ciddi bir aşınma ve

gerileme yaşamakta ve bunun olumsuz sonuçları da bireysel ve toplumsal boyutta,

bölgesel ve küresel ölçekte her geçen gün daha yakından hissedilmektedir.

Günümüzde küresel ısınma ve kirlenme, ormanların ve doğal çevrenin yok

edilmesi, çarpık şehirleşme gibi pek çok çevre sorunun, dünyanın her tarafında

can almaya devam eden savaş, şiddet ve terör belasının, insanlara din ve

inançları, renk ve cinsiyetleri, bölge ve kültürleri sebebiyle uygulanan

ayırımcılığın, cinsel istismarın, yapılan hak ihlallerinin, karşılıklı saygı ve

anlayışın yerini, ötekinin düşünce ve davranışı üzerinde tahakkümün almasının

temelinde bir dizi manevi ve ahlaki çürümenin bulunmadığını kim söyleyebilir

Hiç bir din, hiç bir mezhep ve hiçbir dindar, masum

insanları, kadın ve çocukları, sivil yerleşim mekanlarını, hastane ve mabedleri

hedef alan saldırıları hiçbir gerekçeyle ve kimden gelirse gelsin onaylayamaz.

Hepimize düşen asıl görev barış ve huzuru, hoşgörü ve sevgiyi herkes için ve

her zaman içtenlikle savunmak, herkesin gözü önünde cereyan eden bu insanlık

dramının sorumlularını teşhis ederek ve kınayarak kavga ortamına sürüklenmeye

fırsat vermemektir.

Bu durum karşısında, Müslümanlar olarak, iyilik ve

kurtuluş arayışımızı sadece kendimizle sınırlı tutmak yerine gücümüzün

yettiğince herkes için hayır ve rahmet kaynağı olmaya, karşı karşıya olduğumuz

ağır insani ve ahlakî problemlere çare üretmeye, İslam ın rahmet çağrısını öz

hayatımızda örneklendirerek bütün insanlara götürmeye çalışmalıyız.

Bu mübarek ay ve günlerin bizlere sunduğu durup

derinlemesine düşünme fırsatını kullanarak fert, ülke ve dünya ölçeğinde durum

değerlendirmesi yapmalı, bütün insanlığa ve Yüce Yaratanımıza karşı

ödevlerimizi tekrar hatırlamalıyız. Bir ibadet şuuru içinde ülkemizin hem maddi

hem manevi imarı için bütün gücümüzle çalışmalı, kalp kırmaktan kaçınmalı,

elimizi ve gönlümüzü uzanabileceğimiz herkese açmalı, ihtiraslarımızı

dizginleyip küçük menfaat çekişmelerinden uzak durmalı, kardeşlik ve

beraberliğimizi güçlendirmeye, birlik ve beraberliğimizi korumaya, insani ve

ahlaki meziyetlerin yeniden yeşermesine gayret göstermeliyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle bu mübarek üç ayların aziz

milletimizin ve bütün İslâm aleminin birlik ve beraberliğine vesile olmasını,

insanlığın ortak huzurunu tehdit eden terör ve şiddetin, savaş ve düşmanlığın

yerini birbirimizi olanca farklılıklarımızla severek ve sayarak barış içinde yaşama

sorumluluğunun, barış ve huzurun almasını, bu mübarek üç ayların Rabbimizin

istediği mânâda ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek üç ayların

mü minlerin mağfiret-i ilahiyyeye nail olmalarına vesile olmasını ve bütün

İslâm alemine birlik ve beraberlik; insanlık alemine de barış ve huzur

getirmesini Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.