Yaklaşık bir sene öncesinden sinyalini veren ve konuşulmaya başlanan, bankaların iflaslarını ilan etmeye başlaması ile de kriz olarak adlandırılan gelişmeler genellikle görünen kısmının konuşulması ve yazılmasıyla yetiniliyor. Olayın esas sebepleri nelerdir, nasıl oluyor da ABD de bankalar iflaslarını ilan eder ve ekonomi ciddi bir kriz yaşarken ülkemizde dolar hızla yükseliyor gibi soruların cevapları verilmiyor. Güya Amerika da bankalar verdikleri konut edindirme kredilerini tahsil edemedikleri için batmışlar, bu da Amerikan ekonomisinin çökmesine sebep olmuş. Globalleşen bir dünyada yaşadığımız için de başta Avrupa olmak üzere tüm dünya etkilenmiş. Dünya üzerinde tüm ülkelerin biri birinden etkilenmesi elbette doğaldır. Çünkü, artık tüm ülkeler az ya da çok birbirine bağlı haldedir. Bizim gibi ülkeler ise bağlı değil bağımlıdırlar. Böyle olunca da ister istemez Amerika daki krizin sesi bile Türkiye yi telaşlandırmaktadır.

Amerika da başlayan ve Avrupa yı da etkisi altına alan krizin önlenmesi için günlerden beri piyasalara dolar pompalanmakta, devletler bazı bankaları batmaktan kurtarmak için bankalarda parası olanlara garanti vermektedirler. Yani mevduat sahiplerine "Siz merak etmeyin. Bankada ne kadar paranız varsa bir kriz söz konusu olduğunda devlet olarak paranızı ben ödeyeceğim" denilmektedir. Böylece bazı bankaların batmaktan kurtarıldığı belirtiliyor. Amerika ise  bankalar battıktan sonra harekete geçti, 700 milyar doları nakit 150 milyar doları da dar gelirli halka destek ve teşvik adı altında olmak üzere 850 milyarlık bir krizi durdurma paketini kabul etti.

Aslında bu vesile ile dünyaya dayatılan ekonomik sistemin tartışılacağını beklerken nedense bu konuya fazlaca giren yok. Sanki bir anda sistemin tıkanması, bankaların batmaya başlaması sadece banka yöneticilerinin suçuymuş gibi hava estiriliyor. Kaldı ki banka yöneticileri yanlış uygulamaları sebebiyle bankalarının batmasına sebep olmuşlarsa yargılanmaları gerekir. Bu yapılmıyor ve bu yönde hiçbir adım yok. Öyle ise kriz ekonomik sistemden kaynaklanıyor. Emperyalist güçlerin sömürüsünü, para sahiplerinin ise üretmeden ellerindeki parayı dünyanın her köşesinde en çok faizi verenlere kaydırması, bu yolla ülkelerin borçlandırılmasını esas alan, üretmeden tüketmeyi,  tüketmeyi ve sadece tüketmeyi  benimseyen ve teşvik eden bir sistemin gelip bir yerde tıkanması kaçınılmazdı. Sanıyorum son krizin temelinde bu çarpık ve vahşi kapitalizm anlayışının rolü büyük.

Sadece ülkemizdeki durumu incelemek bile bu vahşeti bütün açıklığı ile gözler önüne sermeye yeter. Bugün ülke gelirlerinin çok büyük bölümü alınan borçların faizine gidiyor. Yılda yaklaşık 50 milyar dolar faiz ödediğimiz belirtiliyor. Yani 70 milyonun hakkı aslında Amerika daki bir avuç para sahibinin kasalarına akıyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında söz konusu bankaların batışını konut kredilerinin dönmeyişi ile izah etmek hem yeterli hem de inandırıcı değildir. Bu arada batan bir ekonominin dünyaya yaydığı ve hiçbir karşılığı olmadan basılmış, kağıttan ibaret parasının ülkemizde hızla değer kazanıyor olmasının arkasındaki mekanizmanın da bu vesileyle iyi incelenmesi gerekiyor. Sanki batan Amerika yı kurtarma görevi de bizim gibi ülkelere verilmiş. Sıkıntıyı bizler çekeceğiz, bir süre sonra Amerika düze çıkacak. Bunun başka bir mantığı olabilir mi Doların değer kazanması belki ihracatçılarımızı sevindiriyor ama, Türk Lirası cinsinden dış borcumuzun o oranda artması anlamına geliyor. Yani doların yükselmesi bizi sıkıntıya sokacak, milletimizi daha fazla kemer sıkmaya zorlayacak.

Bu bakımdan artık bizim gibi ülkeler ABD nin peşine takılıp gitmekten, kayıtsız şartsız teslimiyetten vazgeçmelidirler. Kendi değer yargıları çerçevesinde ekonomilerini, kültürlerini yeniden dizayn etmek durumundadırlar.S ürekli tüketmeyi esas alan ekonomi bizim şükrü esas alan kültürümüzü de tahrip ediyor. Şükrün yerini şükürsüzlük, bereketin yerini bereketsizlik alıyor.

Olayın bir başka boyutu ise dünya üzerindeki dış ticaretin sadece dolar ile yapılması yer altı ve yerüstü zenginliklere sahip ülkelerin bu zenginliklerinin kağıttan öte bir anlamı olmayan para karşılığında daha doğrusu karşılıksız olarak- sömürülmesi anlamına geliyor. Sadece petrol ülkeleri "Biz petrolümüzü dolarla değil kendi paramızla satacağız" demeyi bir becerebilseler, ABD doları bir anda hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Çünkü eskiden olduğu gibi ülkeler stoklarında ne kadar altınları varsa o altının değerine eş para basmıyorlar. Hele Amerika nın böyle bir derdi yok. Basıp dünyaya dağıtıyor ve tüm dünya da bu kağıda bağımlı hale getiriliyor. Bugün işte bu sistemin iflas ettiğini görmek gerekiyor. Yeni ekonomik arayışlara girmek, sömürüyü değil adaleti esas alan, üretmeden tüketmeyi reddeden, üretmeyi teşvik için ürettiğin kadar tüketmeyi öngören uygulamaların düşünülmesi gerekiyor. Bu yapılmadan Amerika da toplanmış olan küresel sermayenin hakimiyeti sürecektir. Sonunda da her türlü olumsuzluğun faturası sömürülen ülkelere kesilecektir. Böyle adalet olmaz. Böyle uygulamalara hayvanlar aleminde bile izin verilmez.

Elbette kapitalizmin zararlarından kurtulmanın yolu komünizm ve sosyalizm değildir. Gerek kapitalizm gerek sosyalizm iki ucu pis bir değnektir. Ne taraftan tutarsanız tutun elinize pislik bulaşır. Gerçek adalet, huzur, güven ve mutluluk İslâm ın  öngörülerindedir. Kendimizi batı hayranlığından kurtarmak durumundayız. Batı hayranlığından kurtulmak elbette batı düşmanlığı anlamına da gelmez. Biz bize ait olana sahip çıkalım yeter. Böylece sadece ekonomik sömürüden değil, kültür emperyalizminin etkisinden de kurtulmuş oluruz.