Avusturya ile İtalya‘nın savaşa tutuşması, savaşın genişleyeceği korkusu önceleri Avrupa‘da endişelere sebep teşkil etmiş öte yandan Bosna-Hersek ile Eflâk ve Buğdan‘da gerginlik hissedilir mertebeydeydi.
İlk tedbirler ve isyan
Bilindiği gibi Osmanlı devlet idâresinde, azınlıkları bir emanet olarak görmesinden doğan, hassas ve iyi niyetli bir yaklaşım yer almıştır. Bunu temin için zaman zaman gayrimüslimlerin çok olduğu yerlerde o cemaatin isteklerini ehemmiyyetle kaale alır ve onlarla istişâre ederek, bir idâre tarzına girerdi. İzmir‘li bir muhtedi olan Hekim İsmail Paşa, 6 yıldır Girit adasında vâli idi. Mekteb-i Tıbbiye tahsili sonrasında elinden tutanlar olmuş ki, evvelâ eczâne müdürü daha sonra baştabip olmuştu. Sultan Abdülmecid devrindeki meşhur sünnet düğününde şehzadeleri bizzat Hekim İsmail Paşa sünnet ettiğinden hem itibarı ziyadeleşmiş hem de ûla evvelliğine yükseltilmişti. 1847‘de hem vezir ve de Yanya Vâliliğine nasb edilmiştir. Hemen peşinden Nafia (Bayındırlık) Nezaretine tâyin olundu. Böylece mühtedi İsmail, hem paşa, hem vâli, hem de recul-i devlet yâni Osmanlı kabine üyeleri arasında yer almıştı. Abdülmecid Hânın hayatı boyunca defalarca nafia ve ticaret nazırlıklarına getirildi. 1860 tarihinde Osmanlı tahtına oturan Abdülaziz Hân, İsmail Paşayı, Girit‘e vâli olarak göndermişti. Kökeninde Rumluk ve Hıristiyanlık anlayışı bulunan Hekim İsmail Paşa‘nın, Girit ahalisine yapmakta olduğu vâliliğin 6. yılında ada‘da yaşayan Rumların hayat tarzını, tercihlerini ve siyasal düşüncelerini bilmesi ve tâkip etmesi icâb ederken, bunda ne derece gayret gösterdi bilemiyoruz. Vâli olmadan evvelki görevleri olan nâzırlık görevlerini daha nâfi olduğu yoksa vâlilik vazifesinin mi? Ülkemize faydalar getirdiği hususunda karar kılmak hayli müşküldür.
Girit‘de yaşama şansı bulmuş ve genişlemekte muvaffak olmuş bulunan Yunan-Rum ihtilâl komitesinin başı Hacı Mihal, yıllarca yaptığı fesatlıklarla Girit Adasını patlamaya hazır bir bomba haline getirdiğini bizim Hıristiyanlıktan mühtedi vâlinin fark etmesi ve bunları önleyecek tedbirleri almaması anlaşılacak gibi değildir.
Ne var ki; "Girit İhtilâli" adlı kitabının 8. sayfasında Ali Haydar Emir Alpagut: "Şu muhakktır ki; Hekim İsmail Paşa‘nın Girit Rumlarının hazırlıklarındaki vüs‘at (genişlik) ve ciddiyeti tam vaktinde ve lâyık olduğu katiyetle hükümete bildirmedi ancak 1866/Nisanın‘da Bâbıâliye bir tahrirat gönderip, ada ahvalinin nezaketinden bahsederek sahilleri karakol yapmak üzere bir büyük ve üç küçük müsellah (silahlı) vapur istedi.
Bu tahrirat Babıâli‘den Kaptanpaşalığa havale edildiği zaman pek tabii olarak Anadolu filosunun, Suda‘yı hareket merkezi yapacağı ve o halde ayrıca gemi tahsisine lüzum kalmadığı, cevabı verildi." demektedir.
Ali Haydar Emin Alpagut
(Türk deniz subayı. 1887‘de Gelibolu‘da doğmuş bulunan Alpagut, Osmanlı deniz kuvvetlerine 1907‘de teğmen rütbesiyle dâhil oldu. Çünkü vakit geçmiş, Hekim İsmail Paşa‘nın istediği vapurlar değil, Moralı‘nın bütün filosu Girit sularına toplansa dahi ihtilâli önlemek gayrimümkündü. Hanya‘ya yakın Homelos Yaylasında Girit‘in sözü geçen insanları bir araya gelmiş, müzakereler sonunda on maddelik bir istekler listesi tanzim etmişlerdi. Bu liste vilâyet makamına takdim olundu. Hekim İsmail Paşa kendisine verilen bu talepnameyi Babıâli‘ye gönderdi. Cihet-i askeriyede müşirlik rütbesine kadar yükselen Mütercim Rüşdü Paşa, Eflâk meselesi ile boğuşurken, Avrupa‘da husule gelen vak‘aları zikrederken, Girit‘ten yükselen sesin mânasını anlamakta gecikmedi. Verdiği cevapda; hükümetin ahalinin yükselmesinin temininin boynuna borç olduğunu bilir ne var ki bu tarz nümayişlerin isyan sayılarak buna cesaret edenlere alınacak kararların da ona göre olacağını belirten bir talimatı yazdı. Vâli ve kumandana ayrı ayrı bildirdi. Takvimler bu sırada 1866 yılı Mayıs ayını gösteriyordu.
Ada‘nın Yunanistan‘a ilhakı olduğundan hemen harekete geçti. İsyan edenlerin halet-i ruhiyesinde saklı olan histeri araştırmayı kendine vazife edinen Âli Paşa‘nın meşhur Girit seyahati esnasında Fransızca kâtipliği ile kendisine refakat eden Şarl Mismer hatıratında diyor ki: "Rumların köylerde yaşayan büyük bir kısmı ise, Müslümanların gidişiyle onlardan kalan toprakların sahibi olma anını hayal ediyordu. Bunlara ilâveten, beynelmilel basın dünyasının tahrikleri, kimi gurupların ihtirası yanında pek çabuk yükselmek isteyen ve tabi olduğu devletin hariciyesinin akla gelen ismi olmak istiyen konsoloslar çeşitli teşebbüslerle entrikalar çevirip ortalığı kızıştırdığı da görülebilir." demektedir. Çok kanlı baskınlarla karşılaşan Müslümanlar toprak, servet ve eşyalarını bırakıp sahildeki eş-dost ve ahbablara, akrabalara sığınıyorlardı. Bu haberler Babıâliye ulaştığında, Mısır Hidiv‘i İsmail Paşa‘ya Girit‘e çok acil yardım göndermesi bildirildi.
Görülen, Girit adasının bir ateş ve kan odağı hâline gelmiş olmasıydı. Rusya, İngiltere ve Fransa, donanmalarının bazı gemilerini Girit sularına sevk ettiler. Böylece de, Girit isyanı Osmanlı devletinin iç işi olmaktan çıkmış bir Avrupa meselesi halini almıştı. Çünkü Girit‘de bir karmaşa almış yürümüştü. İhtilâl çizgisinin ilk devresi diyebileceğimiz Hekim İsmail Paşa‘nın vâlilik döneminin dört aylık kısmı ihtilâlin adanın her semtini te‘sirine alması hâlidir. Adanın asayişi için karada alınan tedbirler Ferik Osman Paşa‘nın komutasına kâğıt üzerinde 16 tabur asker verilmesinden ibarettir. Yoksa böyle bir kuvvete varan sayımız olmadığı gibi Rum kökenli vâli beldenin en büyük âmiri olduğundan Osman Paşa pek fazla bir şey yapamadı. Mısır Cihadiye Nâzırı İsmail Paşa bizzat adaya gelirken üç tabur asker ve bir kaç tane de savaş gemisi getirdi. Artık işler büyüyor, buna karşılık bizim kuvvetler bir komuta altına alınmayınca çok başlı bir idare vücud bulmuştu.
Donanmanın istasyonları
Adalar denizi de denilen Ege ve Akdenizin bazı limanlarında tesbit edilmiş istasyonlarımız şöyle idi: Girit‘de; Peyk-i Zâfer, Rehber, Selânik‘te; Âkka, Golos‘ta; Şevketnüma, Pire‘de; Sinop, İzmir‘de; Muhbir-i Sürûr, Ayvalık‘da, Boyana, Midilli‘de Tâir-i Bahri, Sisam‘ da; Sünne korveti, Rodos‘da İskender, Preveze de; Peyk-i Şevket, Bar‘da; Beyrut ve de Edirne gemilerimiz bulunuyordu. Donanmanın başkumandanlığı hazarda olsun, seferde olsun Kaptanpaşa‘nın uhdesindeydi. Girit isyanı çıktığında bu makam Adile Sultan‘ın zevci Damat Mehmed Ali Paşa üzerindeydi. 1840 senesinde liva yâni Tuğamiral olan Mehmed Ali Paşa, denizcilik sınıfını seçtiğinden vazifelerde ve rütbelerde damat olması hasebiyle de çabuk yükseldi. Devlet hizmeti boyunca bir kere sadrazam olmuş, iki defa Seraskerlik makamına geçmiş ve beş seferde kaptanı derya olarak bulunmuştu. Sultan Aziz, Eniştesi Mehmed Ali Paşayı 6. defa kaptanı derya yapmak suretiyle bahriyenin başına getirdiğinde takvimler 1866 senesi Nisan ayını gösteriyor, kaptanı derya 53 yaşın verdiği tecrübelerle dolu, zengin, güçlü, muktedir bir şahsiyet idi.
Girit isyanı öncesi
Avusturya ile İtalya‘nın savaşa tutuşması, savaşın genişleyeceği korkusu önceleri Avrupa‘da endişelere sebep teşkil etmiş öte yandan Bosna-Hersek ile Eflâk ve Buğdan‘da gerginlik hissedilir mertebeydeydi.
İlk tedbirler ve isyan
Bilindiği gibi Osmanlı devlet idâresinde, azınlıkları bir emanet olarak görmesinden doğan, hassas ve iyi niyetli bir yaklaşım yer almıştır. Bunu temin için zaman zaman gayrimüslimlerin çok olduğu yerlerde o cemaatin isteklerini ehemmiyyetle kaale alır ve onlarla istişâre ederek, bir idâre tarzına girerdi. İzmir‘li bir muhtedi olan Hekim İsmail Paşa, 6 yıldır Girit adasında vâli idi. Mekteb-i Tıbbiye tahsili sonrasında elinden tutanlar olmuş ki, evvelâ eczâne müdürü daha sonra baştabip olmuştu. Sultan Abdülmecid devrindeki meşhur sünnet düğününde şehzadeleri bizzat Hekim İsmail Paşa sünnet ettiğinden hem itibarı ziyadeleşmiş hem de ûla evvelliğine yükseltilmişti. 1847‘de hem vezir ve de Yanya Vâliliğine nasb edilmiştir. Hemen peşinden Nafia (Bayındırlık) Nezaretine tâyin olundu. Böylece mühtedi İsmail, hem paşa, hem vâli, hem de recul-i devlet yâni Osmanlı kabine üyeleri arasında yer almıştı. Abdülmecid Hânın hayatı boyunca defalarca nafia ve ticaret nazırlıklarına getirildi. 1860 tarihinde Osmanlı tahtına oturan Abdülaziz Hân, İsmail Paşayı, Girit‘e vâli olarak göndermişti. Kökeninde Rumluk ve Hıristiyanlık anlayışı bulunan Hekim İsmail Paşa‘nın, Girit ahalisine yapmakta olduğu vâliliğin 6. yılında ada‘da yaşayan Rumların hayat tarzını, tercihlerini ve siyasal düşüncelerini bilmesi ve tâkip etmesi icâb ederken, bunda ne derece gayret gösterdi bilemiyoruz. Vâli olmadan evvelki görevleri olan nâzırlık görevlerini daha nâfi olduğu yoksa vâlilik vazifesinin mi? Ülkemize faydalar getirdiği hususunda karar kılmak hayli müşküldür.
Girit‘de yaşama şansı bulmuş ve genişlemekte muvaffak olmuş bulunan Yunan-Rum ihtilâl komitesinin başı Hacı Mihal, yıllarca yaptığı fesatlıklarla Girit Adasını patlamaya hazır bir bomba haline getirdiğini bizim Hıristiyanlıktan mühtedi vâlinin fark etmesi ve bunları önleyecek tedbirleri almaması anlaşılacak gibi değildir.
Ne var ki; "Girit İhtilâli" adlı kitabının 8. sayfasında Ali Haydar Emir Alpagut: "Şu muhakktır ki; Hekim İsmail Paşa‘nın Girit Rumlarının hazırlıklarındaki vüs‘at (genişlik) ve ciddiyeti tam vaktinde ve lâyık olduğu katiyetle hükümete bildirmedi ancak 1866/Nisanın‘da Bâbıâliye bir tahrirat gönderip, ada ahvalinin nezaketinden bahsederek sahilleri karakol yapmak üzere bir büyük ve üç küçük müsellah (silahlı) vapur istedi.
Bu tahrirat Babıâli‘den Kaptanpaşalığa havale edildiği zaman pek tabii olarak Anadolu filosunun, Suda‘yı hareket merkezi yapacağı ve o halde ayrıca gemi tahsisine lüzum kalmadığı, cevabı verildi." demektedir.
Ali Haydar Emin Alpagut
(Türk deniz subayı. 1887‘de Gelibolu‘da doğmuş bulunan Alpagut, Osmanlı deniz kuvvetlerine 1907‘de teğmen rütbesiyle dâhil oldu. Çünkü vakit geçmiş, Hekim İsmail Paşa‘nın istediği vapurlar değil, Moralı‘nın bütün filosu Girit sularına toplansa dahi ihtilâli önlemek gayrimümkündü. Hanya‘ya yakın Homelos Yaylasında Girit‘in sözü geçen insanları bir araya gelmiş, müzakereler sonunda on maddelik bir istekler listesi tanzim etmişlerdi. Bu liste vilâyet makamına takdim olundu. Hekim İsmail Paşa kendisine verilen bu talepnameyi Babıâli‘ye gönderdi. Cihet-i askeriyede müşirlik rütbesine kadar yükselen Mütercim Rüşdü Paşa, Eflâk meselesi ile boğuşurken, Avrupa‘da husule gelen vak‘aları zikrederken, Girit‘ten yükselen sesin mânasını anlamakta gecikmedi. Verdiği cevapda; hükümetin ahalinin yükselmesinin temininin boynuna borç olduğunu bilir ne var ki bu tarz nümayişlerin isyan sayılarak buna cesaret edenlere alınacak kararların da ona göre olacağını belirten bir talimatı yazdı. Vâli ve kumandana ayrı ayrı bildirdi. Takvimler bu sırada 1866 yılı Mayıs ayını gösteriyordu.
Ada‘nın Yunanistan‘a ilhakı olduğundan hemen harekete geçti. İsyan edenlerin halet-i ruhiyesinde saklı olan histeri araştırmayı kendine vazife edinen Âli Paşa‘nın meşhur Girit seyahati esnasında Fransızca kâtipliği ile kendisine refakat eden Şarl Mismer hatıratında diyor ki: "Rumların köylerde yaşayan büyük bir kısmı ise, Müslümanların gidişiyle onlardan kalan toprakların sahibi olma anını hayal ediyordu. Bunlara ilâveten, beynelmilel basın dünyasının tahrikleri, kimi gurupların ihtirası yanında pek çabuk yükselmek isteyen ve tabi olduğu devletin hariciyesinin akla gelen ismi olmak istiyen konsoloslar çeşitli teşebbüslerle entrikalar çevirip ortalığı kızıştırdığı da görülebilir." demektedir. Çok kanlı baskınlarla karşılaşan Müslümanlar toprak, servet ve eşyalarını bırakıp sahildeki eş-dost ve ahbablara, akrabalara sığınıyorlardı. Bu haberler Babıâliye ulaştığında, Mısır Hidiv‘i İsmail Paşa‘ya Girit‘e çok acil yardım göndermesi bildirildi.
Görülen, Girit adasının bir ateş ve kan odağı hâline gelmiş olmasıydı. Rusya, İngiltere ve Fransa, donanmalarının bazı gemilerini Girit sularına sevk ettiler. Böylece de, Girit isyanı Osmanlı devletinin iç işi olmaktan çıkmış bir Avrupa meselesi halini almıştı. Çünkü Girit‘de bir karmaşa almış yürümüştü. İhtilâl çizgisinin ilk devresi diyebileceğimiz Hekim İsmail Paşa‘nın vâlilik döneminin dört aylık kısmı ihtilâlin adanın her semtini te‘sirine alması hâlidir. Adanın asayişi için karada alınan tedbirler Ferik Osman Paşa‘nın komutasına kâğıt üzerinde 16 tabur asker verilmesinden ibarettir. Yoksa böyle bir kuvvete varan sayımız olmadığı gibi Rum kökenli vâli beldenin en büyük âmiri olduğundan Osman Paşa pek fazla bir şey yapamadı. Mısır Cihadiye Nâzırı İsmail Paşa bizzat adaya gelirken üç tabur asker ve bir kaç tane de savaş gemisi getirdi. Artık işler büyüyor, buna karşılık bizim kuvvetler bir komuta altına alınmayınca çok başlı bir idare vücud bulmuştu.
İsyana karşı abluka
11 Şubat 1867‘de kabinenin istifası Sadrazam Âlî Paşa‘nın kurduğu yeni hükümette, Fuad Paşa Hariciye nâzırı, Mehmed Rüştü Paşa da Serasker oldu. Girit adası isyan vakasına böyle bir hükümet lâzımdı!.. Girit Vâlisine ve abluka komutanına çok sert ve sıkı emirler verildi. Tenkil harekâtı çok mânâsız bir şekle girmişti.
2 Eylül 1866‘da Vâli Hekim İsmail Paşa görevden azl ile yerine Giridî lakabını almış olan Mustafa Nâili Paşa tâyin edildi. Tâyinin 3. günü sabahı Mustafa Nâili Paşa Girit‘ de ispat-ı vücud eyledi. İki gün süren devir teslimin arkasından İsmail Paşayı salavatlayıp, süratle vazifeye başladı. İlk işi bir beyanname yayınlayarak ihtilâlcilere akıllarını başlarına almaları hususunu tehditini ikaa muktedir bir vasıfta olduğunu hissettirerek duyurdu. Beyannamenin 1. maddesini af teşkil teşkil ediyordu. Evvelce hayli zaman Girit‘de vâlilik yapmış olan aslen Kesriyeli Mustafa Nâili Paşa sadrazamlık da yapmış bulunduğundan idâreye hakimiyet farkı hemen belli oldu. Beyannamesine af maddesi koymakla Sünnet-i Nebevî‘ye uygun tarzı tercih etti. İcraata bir bağışlama ile girişmek evvelâ sulh teklif etmek demektir. Ondan sonra asileri cezalandırmakta istediğin metodlara baş vurursun. Öte yandan da, şakiler içinde bir fikri ayrılık meydana gelmesine sebep de teşkil eder. Kimileri karşısında gördüğü gücün fırsat vermeyeceğini anlar ve bu fırsatı değerlendirme düşüncesine kapılır ve bunu arkadaşlarına tamime çalışır ki bunun nihayetinde iç guruplaşmalar oluşur, en azından beraberlikleri yara almış olur. Bu vasfı ile de iyi bir taktikti. Bu döneme kimileri ihtilâlin 2. devresi demektedirler. Malaka adı verilen Hanya‘nın Güneydoğusunda birbuçuk saatlik mesafedeki yerde devlet gücü, isyancıları yaptığı baskınla geri çekilmeye mecbur etti. Hanya‘da bunlar olurken, Yunan gazeteleri Girit‘in tamamen ele geçirildiğini, ada Müslümanlarının kale içlerinde hayatlarını sürdürebildiğini yazmaktaydılar.
Abluka kararı
Abluka kararının Girit isyanının Mayıs ayında ortaya çıkşının beş ay sonrasında yâni Ekim ayında alınması da, Giridî Mustafa Nâilî Paşa‘nın tedbirleri arasındaydı. Hekim İsmail Paşa böyle bir tedbiri almak değil, belki de aklına bile getirmemeyi tercih etmiş olmalı. 11/Şubat/1867‘de kabinenin istifası Sadrazam Âlî Paşa‘nın kurduğu yeni hükümette, Fuad Paşa Hariciye nâzırı, Mehmed Rüştü Paşa da Serasker oldu. Girit adası isyan vakasına böyle bir hükümet lâzımdı!. Girit Vâlisine ve abluka komutanına çok sert ve sıkı emirler verildi. Tenkil harekâtı çok mânâsız bir şekle girmişti. Harp devam ediyor, eşkiya öldürüleceğini anladığı anda hemen teslim oluyordu. Bunlardan Yunanlı olanlar yalnız affedilmekle kalmıyorlar, vapurlarımızla Yunanistan‘a naklediliyorlardı. Buna mukabil tam tersine Yunan gizli servisleri hükümetinin gizli talimatlarıyla Girit üzerine kendi liman ve adalarından Girit‘i ele geçirme gönüllülerini yığmaktaydı. Misal olarak da Ali Haydar Emir Alpagut merhumun Girit İhtilâli adlı çaşılmasının 12. sahifesindeki bilgiyi nakledelim: "Resmo civarında teslim olan eşkiyadan 320 Yunanlı İzzetin ve Esericedit vapurlarıyla Salamis‘e götürüldü. Geri kalan 620 Yunanlı da yabancı vapurlara bindirilerek gönderildi. 14/Şubat‘da Talia vapuru Girit‘e doğru gelen şüpheli bir gemi gördü.
Biraz yaklaşınca bunun Yunan bayraklı Panteleon vapuru olduğunu anladı, muayene edeceğini, durmasını temin için kurusıkı bir atış yaptı. Yunan gemisi alabanda yapıp kaçmağa koyuldu. Talia hızını arttırıp peşine düştü. Serigo adası pek yakındı kaçan gemi bu adanın limanına girdi. Bu vaziyette abluka altına da girmiş oldu. Daha sonra öğrenildiği gibi içinde 330 gönüllü asi vardı. Bu abluka devam edebilseydi kontrabatçılardan biri eksilecekti. Yunan hükümetiyle ihtilaf çıkarmaktan içtinap eden hükümetin emriyle vapurumuz Girit‘e avdet etti. Görülen odur ki; yapılan antlaşmalar tatbike kondukta hep aleyhimize netice veren davranışlar tevlid etmektedir.
12 Mart 1867‘de hükümet örgü örer gibi icraatlar yapıyor ve bunların her biri yeni bir isim altında teşkil olunuyordu. Hükümetin tasarruflarından biri de, Bahriye nazırlığına İsmail Hakkı Paşa‘yı getirmesi oldu.
Bu Paşa sadrazamlık dâiresinden yetişmiş, mabeyn ve baş kâtiplikde bulunmuş, sadaret müsteşarlığında, evkaf, hazine-i hassa ve mabeyn nazırlıklarında görevler ifa etmişti. 1864‘de de vezir olmuştu. Durum böyle olunca Damad Mehmed Ali Paşa kapdanı deryalıktan istifa edince hükümet fırsat, bu fırsattır deyip gaalip ihtimal olarak M. Ali Paşa bu makama bir daha gelemesin diye kapdanı deryalık kaldırıldı.
Ablukada uğranılan müşkülatlar
Hükümet Girit gâilesini sükût ettirmek için bir seri kararlar aldı. Tenkil ve teskin harekâtı Serdar-ı Ekrem Macarlı Ömer Paşa‘nın kumandasına tevcih edilirken 20/Nisan/1867‘de Paşa‘nın hemen Ada‘ya hareket ettiğini görüyoruz. Sabık sadrazamlardan ve nice badirelerden geçip, Girit‘in her yanını avucunun içi gibi bilen Vâli Giridî Mustafa Nâili Paşa, kumandan Macarlı Ömer Paşa ve de donanma kumandanı Hacı Mustafa Paşa askeri harekâtı kesinlikle netice alınacak bir safhaya taşımaya başladılar. Girit‘in meşhur kalelerinden Resmo civarında Erkadi adlı manastır Miralay Korneos tarafından karargah olarak tensip edilmişti. Bunu haber alan Mustafa Paşa emrindeki 6 tabur askerle geldiği manastır önünde isyancıları teslime dâvet etti. Kabul edilmeyince hücuma geçildi. Yola dinamit döşemiş olan isyancılar bu lağımı patlatınca büyük bir zayiat meydana geldi. Her iki taraf da burada şikâyetçi olunacak derecede zayiat vermişlerdi. Çatışma kısa bir tereddütten sonra devam etti. Bizim zayiatımız devam eden çarpışmalarda yüz rakamına yaklaşırken, Yunanlılar da kayıp vermişlerdi. Bu sırada taburumuza takviye geldiğinden mevcudumuz 9 tabur seviyesini bulmuştu. Hedef Selino tarafına ilerlemek olup, toplaşma gayreti içinde olan isyancıların teşebbüsünü akim bırakmaktı. Nitekim; asiler dağılmış, her biri bir yere savuşurken 400 adedi sahilden denize girerek pek yakındaki Rus filosunun gemilerine kapağı attılar. Bu arada istiman(teslim)edenlerden yedi bin adet silah müsadere olundu. Çete reisleri ise, Lakos dağı zirvesine sığınmışlardı. Askeri harekâtın hız almış bu hâli, Yunana dostluk gösteren Avrupa devletleri Babıâli nezdinde teşebbüslerde bulunup, Mustafa Nâili Paşa başarıların rûhu ve âmili addolunduğundan bu devletler şikâyetlerini bu zatla delillendiriyorlardı. Âlî Paşa Vâli‘yi geri çekmeye karar verdi. Böylece hem Avrupa devletlerinin isteklerini yerine getirmiş gibi olacak, hem de askeri harekâtın Osmanlı adına başarı ile devam edeceğinden, Avrupa devletleri vâli hakkında yanıldıklarını görüp de mahcup olacaklardı. İlâveten de, vâlilik olsun, tenkil harekât kumandanlığı olsun tek elde toplanacak idi. Giridî Mustafa Nâilî Paşa İstanbul‘a avdet ederken Başkumandan Macarlı Ömer Paşa vâlilik görevlerini de üstleniyordu.
Teklif ve ret
Babıâli müdahaleci Avrupa devletlerinin ortak noktalarını bulup, üzerinde kafa patlattıktan sonra Hâriciye Nâzırı Server Efendinin eline bir ferman tutuşturuldu ve Girit‘e gönderildi. Hanya‘da bu ferman ahalinin toplandığı bir alanda okundu. Fermanda yer alan her köyden seçilmiş iki Müslüman iki Hıristiyandan müteşekkil 35 kişilik bir heyeti toplayıp İstanbul‘a götürmek üzere Talia adlı vapura bindirildi. Bu okunan fermandaki teklifi kabul edenler millet hâinidir şekliyle ilân edildiler.
Babıâli müdahaleci Avrupa devletlerinin ortak noktalarını bulup, üzerinde kafa patlattıktan sonra Hâriciye Nâzırı Server Efendinin eline bir ferman tutuşturuldu ve Girit‘e gönderildi. Hanya‘da bu ferman ahalinin toplandığı bir alanda okundu. Fermanda yer alan her köyden seçilmiş iki Müslüman iki Hıristiyandan müteşekkil 35 kişilik bir heyeti toplayıp İstanbul‘a götürmek üzere Talia adlı vapura bindirildi. Bu okunan fermandaki teklifi kabul edenler millet hâinidir şekliyle ilân edildiler. Bizim teklif işi ne kadar güzel hâlleylemeye matuf ise, Girit‘i Yunanistan‘a ilhak eyleme fikrinde olan çete diye vasıflandırdıklarımız aslında megalo ideaya bağlı ve Yunanistan‘ın gizli-açık tasvibini almış düşünce sahibi olduğundan her neticenin ideallerinin lehine olmayanlarını ret yolunu seçmişlerdi. Bu yönüyle kabul eden vatan hâinidir damgası vurmak suretiyle kendi namı hesaplarına doğruyu yapıyorlardı.
İsyan durmuyor
Devlet-i Osmaniyenin aldığı tedbirler, yönetimin yeni yapılanmasını kararlaştırma teklifi muhatap bulamıyor, sert askeri tedbirlerin getirdiği ölüm ve yaralamalar, silaha sarılmış olan adanın Rum ahalisinin manen ve madden bu isyana uzun zamandan beri hazırlandığının ifadesi olarak görülmelidir. Bu bakımdan Osmanlı idâri kadrosu istihbari bakımından bu yetiştirilme ve hazırlanmayı tesbit edip, te‘siri izale etmeye çalışmamış olmasının acısını çekiyordu. Ada‘da isyan hasebi ile her türlü istihsal(üretim)durmuştu. Bu bakımdan savaşmak için silah ve cephane, yaşamak için ise erzak gelmesi şarttı. Ege denizinin kontrolü ve asayişi ihlâl edici davranışları ve teşebbüsleri izâle etmek için yeterli sayıda gemimiz olması ihtiyacın en başta geleni idi.
Girit‘te sahil ve kale içlerine sığınmış bulunan Müslümanların gerek iaşesi gerekse de diğer ihtiyaçlarının karşılanması Fevaid şirketinden alınan gemilerin gayretlerine kalmıştı.
Abluka hattına giden gemiler birkaç günden ziyade duramayıp yeni yükler almak üzere merkezlere geliyorlardı. Büyük harp gemileri dahi İstanbul ve muhtelif iskeleler arasında mütemadiyen gidip gelmek mecburiyetinde kalıyorlardı.
Merhum Alpagut‘un Girit İsyanı adlı çalışmasında 15. sayfada şöyle yazmakta: "Ferik İbrahim Paşaya; kömür yükü olarak gönderilen gemilerden Keyvânibahri fırkateyninin Selânik‘ten tertiplenmiş keresteyi alıp tersaneye getirmek üzere korvetlerin de Behram iskelesinden taş nakletmeleri için adı geçen yere hızla geri gönderilmeleri beyan olunur. 5/Şubat/ 1867" Gemilerin çoğunun makine ve kazanlarındaki arızalar yerinde tamir edilemiyor, İstanbul‘a gidiliyor, bu ise donanmada onulmaz gedikler açıyordu.
Vapurlarımızın sürat bakımından yetersizliği son sistem gemilerle Girit‘e, subay, nefer, silah ve cephane ve de erzak taşıyan Yunan bayraklı gemiler ablukayı ihlâl ediyorlar ancak gemilerimiz makinesiz teknelere karşı başarı kazanabilir durumdaydı.
Bütün bunlar olurken Yunanlılar, ada‘daki ihtilâli başlatan perde arkası güç, onlara daha çok yardımcı olabilmek için gayet süratli gemiler alıyordu. Bunların her birine isyan ile alakalı isimleri koymayı da ihmal etmedi. Bunlar; Girit, Erkadi, Hidra, Enosiy (istiklâl), Panaleon (Yunan birliği) olup, her biri üçer adet top monte edilmek suretiyle de silahlandırılmış oldu. Ayrıca bunların zabitan kadrosu ve mürettebatı ihtilâlci zihniyeti benimsemiş hem tecrübeli hemde cüretkâr kimselerden teşkil olunmuştu. Yeni aldıkları Yunan gemilerinin de devreye girmesiyle abluka kuvvetimiz iyice acze düştü. Artık Yunanlıların yelkenli ve kürekli gemilerinin kendilerini tehlikeye atmalarına lüzum kalmamış bu beş gemi hiç bir zorlukla karşılaşmadan kaçırılacak şeyleri taşıyabiliyorlardı.
Devletler arası hukuk kâideleri hükümleri umumiyetle bizim aleyhimize tatbik olunurken, tam aksi Yunanlılar için hep lehte yürüyordu. 1856 târihinde Pâris‘te yapılan mukavelenâmede kaçakçılık hakkında esaslar şunlardı:
1- Korsanlık yasaktır.
2- Tarafsızlık belirten bayrak ancak savaş malzemesi olmayan eşyayı koruyabilir.
3- Tarafsızların kara sularında tâkip yapılamaz.
4- Kara suyu sahilden 4 mil kadar olan mesafeye denmesi kararlaştırılmıştır.
5- Abluka altına alınan sahilin on mil açığına kadar tâkibat yapılabilir.
Bu esaslar dahilinde hareket edilmek mecburiydi. Nitekim kaçakçılık yapan vapurlar yükleme ve indirme iskelesini terkettikten sonra Yunan adalarından bilhassa Serigo veya Şıra adasına geliyorlar en uygun gördükleri anda hemen demir alıyorlar, Girit sularına rota doğrultuyorlardı. Osmanlı devleti olarak biz, Yunan ile ilânı yapılmış bir savaşın tarafları olmadığımızdan ablukayı sadece Girit‘e münhasır kılıp, savaş hâlinde olmadığımız Yunanistan‘a ve onun kara sularına nasıl abluka uygulayabilirdik?
Kömür meselesi
Abluka filomuzun en büyük sıkıntısını kömür temini meselesi teşkil ediyordu. Gerek Anadolu gerekse Rumeli filosunun bağlı gemileri kömürsüz kalıyorlar, komutanlar İstanbul‘u telgraf yağmuruna tutuyorlardı. Öte yandan Malta, Korfu ve Şıra adaları Şehbendirlikleri vasıtasıyla İngiliz kömürünü satın aldığımız tüccarlarsa Yunanlı idi. Adı geçen adalardaki kömürler, bu tüccarlar tarafından pazarlandığından kömürü satıp parayı aldıktan sonra nakliye işini elinden geldiği kadar geciktirmeye çalışıyorlar ve bunda da bizim gemilerin faaliyetini sabote etmek suretiyle haylice aksatmış oluyorlardı. Girit‘de isyancılarla muharebe devam ederken, abluka filomuz son derece kısıtlı imkânlarla, yetersiz sayıda gemilerle, kaçak olarak ada‘ya çıkarılmak istenen gönüllüleri men etmeye çalışırken, kömür talebi Etem Paşa tarafından Bar Limanından geliyor, Selim Bey ise Selânik‘ten İstanbul‘a telgraf çekmek mecburiyetinde kalıyorlardı. Kömür yüklü yelkenlilerimiz kâh sözde korsan saldırısına kâh fırtınalara yakalanıp batmış oluyordu. Bütün bunlar, ablukada yapılması mümkün olan şeyleri yapmaya engel teşkil etmiştir.



