Filistin ve Gazze…

İslam Dünyasının kanayan yaralarından…

Güya bir ateşkes imzalandı…

Gazze’de silahlar susacak, Gazze halkı bombalanmayacak, katledilmeyecek, evlerinden olmayacaklardı…

Peki, bunca zamandır bu oluyor mu?

Ateşkes imzalarından bu yana Gazze’de silahlar sustu mu? Hayır?

Gazze bombalanmaya devam ediyor mu? Evet!

Gazze’de bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler katldilmeye devam ediyor mu? Ne yazık ki evet…

Aradan dokuz ay geçmiş olmasına rağmen…

Filistinliler Gazze'de hâlâ çocukları enkaz altından çıkarıyor.

Aileler hâlâ yakınlarını toprağa vermeye devam ediyor.

İki milyon insanın hayatta kalmasının beklendiği yaşam alanı ise üç yıl öncesine kıyasla üçte birinden daha küçük bir alana sıkışmış durumda.

SOYKIRIM DEVAM EDİYOR!

Bu bir ateşkes değil; aynı yapısal şiddetin farklı bir isim altında sürdürülmesidir.

Yaşananlar, soykırımın farklı bir biçimde devam etmesidir.

Şiddet, Filistinlilerin acısını her gün sürdürecek kadar yoğun; ancak uluslararası kamuoyunda güçlü bir tepki doğurmayacak kadar da görünmez olacak şekilde ayarlanmıştır.

İnsanları öldürmeye, kuşatma altında tutmaya ve insani yardımı engellemeye devam eden bir "ateşkes"ten söz ediyoruz.

Bu düzen, şiddetin araçlarını ortadan kaldırmıyor; aksine Filistinlilerin yaşamlarının hiçe sayılmasını olağanlaştırıyor.

1. ÖLÜMLER DURMADI

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, 10 Ekim 2025'te ilan edilen sözde ateşkesten bu yana 1.185 Filistinli hayatını kaybetti, 3.816 kişi ise yaralandı. Bu, dokuz ay boyunca ortalama her 80 dakikada bir Filistinlinin ya öldürüldüğü ya da yaralandığı anlamına geliyor. UNICEF'in 19 Haziran itibarıyla paylaştığı verilere göre ise yaşamını yitiren çocuk sayısı 265'i aşmış durumda. İsrail güçleri Gazze'nin farklı bölgelerine her gün saldırılar düzenlemeyi sürdürürken, kontrol ettikleri alanı da her geçen gün genişletiyor.

10 Ekim 2025'te ilan edilen sözde ateşkesten bu yana:

1.185 Filistinli öldürüldü.

3.816 Filistinli yaralandı.

Dokuz ay boyunca her 80 dakikada bir Filistinli öldürüldü ya da yaralandı.

19 Haziran itibarıyla 265'ten fazla çocuk hayatını kaybetti (UNICEF).

Gazze Şeridi'nin yalnızca yaklaşık yüzde 30'u bugün yaklaşık iki milyon insanın sıkıştırıldığı yaşam alanı hâline geldi.

Gazze'de görev yapan MSF çalışanları için hastaları tedavi eden kişi ile bir anda hastaya dönüşen kişi arasındaki çizgi ürkütücü derecede ince.

16 Temmuz'da İsrail'in El-Mevasi'deki bir MSF kliniğinin yakınına düzenlediği saldırının ardından dört yaralı ekiplerimize ulaştırıldı. Ertesi gün ise Gazze kentinde MSF personelinin kaldığı iki apartman hiçbir uyarı yapılmadan vuruldu. Patlamalar pencereleri paramparça ederken aileler binaların içinde mahsur kaldı. Binalardan birinde enkaz ve yaşamını yitirenlerin bedenleri, alt kattaki MSF çalışanının dairesine kadar savruldu.

Aynı gün, Gazze'nin orta kesimindeki Deyr el-Belah'ta görev yapan MSF ekipleri, İsrail güçlerinin Nuseyrat'ta bir cenaze törenini hedef alması sonucu yaralanan 12 kişiyi tedavi etti. Yaralıların yedisi çocuktu. Saldırıda toplam sekiz kişi hayatını kaybetti, 20 kişi yaralandı. Ölenler arasında bir MSF çalışanının 21 yaşındaki oğlu da bulunuyordu. Çalışma arkadaşımız bu acı haberi, başka bir acil serviste görev yaparken aldı.

Bunlar münferit olaylar değildi; yalnızca Gazze'de geçen 48 saatin kısa bir kesitiydi.

Gerçek bir ateşkes, acil servislerimizin artık savaşta yaralanan insanlarla dolup taşmaması anlamına gelmelidir. MSF'nin Deyr el-Belah'ta sahra hastanesini kurmasının üzerinden yaklaşık iki yıl, ateşkes ilanının üzerinden ise dokuz ay geçmiş olmasına rağmen ekiplerimiz hâlâ savaşta yaralanan hastaları kabul etmeye devam ediyor.

2. FİLİSTİNLİLERİN DAR BİR ALANA HAPSEDİLMESİ BAŞKA BİR TÜR SİLAHA DÖNÜŞTÜ

Ateşkes kapsamında güvenlik gerekçesiyle müzakere edilen sarı hat, bunun yerine İsrail güçlerinin kontrol ve şiddet uyguladığı başka bir mekanizmaya dönüşmüş; Gazze Şeridi’ni bölerek Filistinlileri giderek küçülen bir alana hapsetmiştir.

Sarı hat sürekli yer değiştiriyor. Ne açık biçimde işaretlenmiş ne de sabitlenmiş durumda. İsrail güçleri ne zaman uygun görürse, herhangi bir müzakere yapılmadan ve hiçbir uyarıda bulunulmadan batıya doğru kaydırılıyor. Filistinlilerin yaşam alanlarını genişletme hakkı ise bulunmuyor.

Daha bu hafta bir anne, down sendromlu 14 yaşındaki oğlunun evlerinin yakınında oyun oynarken sarı hat civarında İsrailli keskin nişancılar tarafından beş kez vurulduğunu ekiplerimize anlattı. Sarı hat, insanları dar bir alana hapseden ve onları cezasız biçimde sürdürülen şiddete maruz bırakan hareketli bir sınıra dönüşmüş durumda. Sözde ateşkes ilan edildiğinde İsrail güçleri Gazze’nin yaklaşık yarısını kontrol ediyordu. Bugün ise yaklaşık iki milyon Filistinli, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 30’luk bir bölümüne sıkıştırılmış durumda.

Bir ateşkes, çatışmaların durmasını, silahların susmasını ve Gazze Şeridi’nin tamamında insanların saldırılardan korunmasını sağlamalıdır. Ateşkesin bir savaş silahı olarak kullanılması ve insanların Gazze’nin yalnızca küçük bir bölümüne hapsedilmesinin daha da pekiştirilmesi hiçbir şekilde haklı gösterilemez.

Nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı zorla yerinden edilmiş durumda; birçok kişi birden fazla kez yerinden edildi. İnsanların çoğu aşırı kalabalık çadırlarda veya derme çatma barınaklarda yaşıyor. Uyuz, solunum yolu enfeksiyonları, fare ısırıkları ve diğer hastalıklar yaygın biçimde görülüyor.

Saldırılar insanları bölgeden çıkarmaya yetmediğinde, geriye kalan işi aşırı kalabalık, hastalık ve yoksunluk tamamlıyor. Bu, Gazze’nin aynı üçte birlik bölümünü, içinde mahsur kalan insanlar için yaşanamaz hâle getirmenin daha yavaş bir yöntemidir.

3. EVLER YIKILMAYA DEVAM EDİYOR, İNSANLAR KAÇMAYA ZORLANIYOR

Evlerin yıkılması ve güvensizlik üzerinden yürütülen psikolojik savaş, ateşkesin ilan edilmesiyle sona ermedi.

İsrail güçlerinin kontrolündeki sarı hattın doğusunda evler ve bütün mahalleler yerle bir edilmeye devam ediyor. Hattın batısında, Filistinlilerin sıkıştırıldığı giderek küçülen alanlarda ise İsrail saldırıları çadırları, barınakları ve ayakta kalabilmiş az sayıdaki binayı vurmaya devam ediyor.

Ateşkes imzalandığında Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ı zaten evsiz bırakılmıştı. Konutların yaklaşık yüzde 77’si hasar görmüş, bunların çoğu tamamen yıkılmış ve yaklaşık 1,9 milyon Filistinli, çoğu birden fazla kez olmak üzere, zorla yerinden edilmişti.

Norveç Mülteci Konseyi’ne göre bugün yaklaşık bir milyon Gazzeli çadırlarda veya derme çatma barınaklarda yaşıyor. Bu insanların çoğunun temiz suya, elektriğe, sağlık hizmetlerine veya temel ihtiyaçlara güvenilir erişimi bulunmuyor. Buna rağmen İsrail güçleri geriye kalan az sayıdaki barınağı da yıkmayı sürdürüyor ve insanları yeniden kaçmaya zorlayan sözde tahliye emirleri yayımlıyor.

Gazze’deki herkes gibi çalışma arkadaşlarımıza da İsrail güçleri tarafından yerinden edilme emirleri açıklandığında çoğu zaman bölgeyi terk etmeleri için yalnızca birkaç dakika tanınıyor. Gidebilecekleri güvenli hiçbir yer olmamasına rağmen, ellerinde kalan az sayıdaki eşyayı da geride bırakmak zorunda kalıyorlar. Tahliye emri verilmeyen gecelerde bile belirsizlik sürüyor. Aileler, sabah başka bir yerinden edilme emriyle mi yoksa yeni bir saldırıyla mı uyanacaklarını bilmeden uykuya dalıyor.

İnsanların evlerinden ve barınaklarından kaçmalarını emreden ani ve keyfî talimatlar, İsrail güçleri tarafından psikolojik savaşın bir aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. Tekrarlanan yerinden edilme ve güvenliğin yokluğu, askerî harekâtın yalnızca bir sonucu değildir. Bunlar, Gazzelilerin ateşkes ilan edilmiş olsa bile hiçbir zaman kendilerini güvende hissetmemelerini sağlayan, harekâtın belirleyici özelliklerinden biri hâline gelmiştir.

4. İNSANİ YARDIM, ASKERÎ KAZANIM ELDE ETMENİN BAŞKA BİR ARACINA DÖNÜŞTÜ

İnsani yardım hiçbir zaman bir ateşkesin koşullarına bağlı olmamalıdır. İşgalci güç olarak İsrail devleti, siyasi müzakerelerden, askerî anlaşmalardan veya çatışmaların seyrinden bağımsız olarak, Gazze’deki Filistinlilerin insani yardıma erişimini sağlamakla uluslararası hukuk uyarınca yükümlüdür.

Buna rağmen insani yardım, kasıtlı ve koşullara bağlı bir baskı aracı olarak kullanılmaya devam ediyor. Sınır geçişlerinde sürekli değişen kısıtlamalar nedeniyle yardım malzemeleri geciktiriliyor; insani yardım, siyasi bir tavizmiş gibi ateşkes müzakerelerinin parçası hâline getiriliyor. Sözde ateşkesin uygulanma aşamaları da yardımı silah hâline getiren bir döngü olarak kullanılıyor; insani yardım hukuki bir yükümlülük değil, bir baskı aracı olarak görülüyor. Geçen yıl Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın dağıtım noktaları gibi ölümcül sonuçlar doğuran yardım düzenlemeleri hatırlandığında, bu planların uygulanması hâlinde yaşanabilecekler konusundaki kaygımız daha da artıyor.

Acil yardım, iyileşme ve yeniden inşa çalışmalarının daha sonra başlayacağı gerekçesiyle engelleniyor veya geciktiriliyor. Ancak aradan dokuz ay geçmesine rağmen hâlâ somut bir plan bulunmuyor ve acil yardımlar İsrailli yetkililer tarafından kısıtlanmaya devam ediyor. İsrail, işgalci güç olarak yükümlülüklerini yerine getirmek yerine, MSF dâhil uluslararası insani yardım kuruluşlarının kayıtlarını iptal etti; uluslararası çalışanları Filistin’den ayrılmaya zorladı ve tıbbi malzemelerin ihtiyaç sahibi insanlara ulaşmasını engelledi. Bunların yerine, Filistinlileri sıkı biçimde kontrol edilen kamplara hapsetmeyi öngören yeni öneriler gündeme geldi. Bu önerilere göre barınma ve yardıma erişim, insanların İsrail tarafından onaylanan güçlerin denetimindeki askerîleştirilmiş kapalı alanlarda kalmaları koşuluna bağlanacak.

İnsanların acil ihtiyaçları karşılanmazken, iyileşme sürecinin kendisi de insani yardımı hâlihazırda kısıtlayan aynı siyasi ve askerî hesapların rehinesi hâline getiriliyor. Her aşama, diğerinin engellenmesini gerekçelendirmek için kullanılıyor. Bu sırada Filistinlilerin hayatta kalma mücadelesi pamuk ipliğine bağlı; insanlar evlerine dönemiyor, topluluklarını yeniden inşa edemiyor ve onurlu bir biçimde iyileşemiyor.

5. PSİKOLOJİK YARALAR AÇILMAYA DEVAM EDİYOR

Ateşkes, iyileşmenin gerektirdiği güvenliği, istikrarı veya öngörülebilirliği sağlamadı.

Gazze’nin genelinde MSF ekipleri hem yetişkinler hem de çocuklar arasında çok yoğun düzeylerde yas, kaygı, uyku bozukluğu ve psikolojik sıkıntıyla karşılaşmaya devam ediyor. Bu belirtiler hafiflemek yerine, devam eden hava saldırıları, yerinden edilme ve kötüleşen yaşam koşulları nedeniyle giderek ağırlaşıyor. Aralarında annelerin de bulunduğu bazı hastalar, intihar düşünceleri yaşadıklarını ekiplerimize anlatıyor.

Filistinliler için ateşkes; insanların yas tutabilmesi, hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilmesi ve maruz kaldıkları şiddetin etkilerinden iyileşebilmesi için gerekli koşulların sağlanması anlamına gelmelidir. Gazze’de bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

Bombalar düşmeye devam ederken psikolojik iyileşme mümkün değildir. İnsanlar, ancak bir saldırı yere isabet ettiğinde kesilen, tepelerinde sürekli dolaşan insansız hava araçlarının sesi altında yaşıyor. Kendilerinin, ailelerinin veya komşularının günün sonuna kadar hayatta kalıp kalamayacağını bilmeden sürekli korku içinde yaşıyorlar.

Sivillerin korunması, ateşkes imzalandığında başlayan bir sorumluluk değildir. Siviller aktif çatışmalar sırasında da korunmalı ve insani yardımın ulaştırılması kolaylaştırılmalıdır. Bu sözde ateşkesin üzerinden dokuz ay geçmiş olmasına rağmen savaşın yaraları yalnızca iyileşmemiş değildir; bu yaralar hâlâ açılmaya devam etmektedir.”

Kaynak: Haber Merkezi