Fetih, aklın önünü açmaktır. İstanbul’un fethi, aklın önünü açtığı için bir çağ kapanmış ve yeni bir çağ açılmıştır. İstanbul’un fethi, zulmü sona erdirmiş, nura ve ihyaya yol açmıştır. İstanbul’un, hakkın batıla galebe çalmasını ifade etmesi yeniden düşünülmesi ve idrak edilmesi gereken önemli bir konudur. Bu mücadele, İstanbul adına Fatih’te ne anlam ifade ediyor ise, ümmet adına Abdulhamid’de ve insanlık adına Erbakan Hoca’da aynı anlamı ifade etmiştir.

Fetih ve cihad sevdalıları, iki cihan saadetini tesis etmek için, aklın önünü açmak için mücadele etmişlerdir. Çünkü fetih; gönüllerin fethiyle başlar. Eğer mücadeleniz, aklın önünü açmıyor, gönlü kazanmayı hedeflemiyorsa zulmü sona erdiremez. Zulmete son vermek, nura ve ihyaya yol açmak,  önce şehirleri nura açmakla mümkündür. Geçmişimiz altın sayfası olan İstanbul’un Fethi bu açıdan bizlere rehberlik etmektedir.

Fetih, hem hedeftir, hem görevdir, hem de armağandır. “Yeni Bir Dünya” vizyonuyla adil bir dünyanın temellerinin nasıl atılacağını göstermek adına asil bir hedeftir. Heyecan ve tecrübemizle; dünyaya yön veren felsefi cereyanları, siyasi ve sosyal teorileri iyi okuyan, donanımlı nesillerin önünü açmak, bizlerin omuzlarında bir görevdir. Fetih, asil hedefi peşinde koşanlara bir armağandır.

Nefret ettirmeden, zorlaştırmadan, kimseye ve kimsenin kutsalına hakaret etmeden, çirkin söz söylemeden, kibirlenmeden Hakkı sevdirenlere bir armağandır. Kalp ile iman, dil ile ikrar ve amel ile ispat edenlere, ameli ilimsiz, ilmi ihlassız bırakmayanlara bir armağandır. Kendisine her türlü zulmü reva görenlere, her türlü kötülüğü yapanlara, her durumda karşısına çıkanlara galip geldiğinde; `Bugün Hz. Yusuf’un kardeşlerine söylediğini söyleyeceğim: Bugün benim size karşı ne kadar kerîm bir kardeş olduğumu göreceksiniz” diyenlere bir armağandır.

İstanbul, cihad sevdalısı her hükümdarın hedefi/görevi/armağanı olmuştur. Bu yüzden Asr-ı Saadetten fethedildiği zamana kadar her daim seferler düzenlenmiştir. Eyüp Sultan hazretleri ve altı oğluyla başlayan bu seferberlik II. Murad Hân Hazretleri’nin oğluyla son bulmuştur. İstanbul adına son bulan bu mücadele ümmet adına, insanlık adına devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Çünkü insanlık, günümüzün fatihlerini, şehirlerin kapısını imana, akla, ilme ve irfana açmak için daha büyük bir istekle beklemektedir.

Kuşatmayı kuşatmak gerekiyor. Müslümanları ve mazlum milletleri sömürü ve haksızlığa karşı ortak tavır almaya sevk edecek model elimizdedir. Rasûl-i Ekrem’in Mekke’yi fethi, Selahaddin-i Eyyûbi’nin Kudüs’ü fethi, Tarık bin Ziyad’ın Endülüs’ü fethi, Alparslan’ın Malazgirt’i fethi ve Fatih Sultan Muhammed Han’ın İstanbul’u fethi, o dönemin insanına Hz. Yusuf gibi seslenmek için yapılmış model mücadelelerdir. Bunun günümüzde de gerçekleşmesi için insanı fethedecek modeli yeniden uygulamak gerekiyor. Hedefinin şuurunda olanın görevi ve armağanı şereftir. Bu şeref bize yeter!