BEYAZ Rusya’daki ilk maçtan sonra Fenerbahçe’nin üçüncü sınıf bir takımla oynadığını yazmış ve turu daha ilk maçta cebine indirdiği görüşünü öne sürmüştüm. Geçen bir haftada ne oldu da, rövanş için “Dikkat” kelimesini kullanıyorsun diye sorabilirsiniz. Haksız değilsiniz. O halde açalım...

Fenerbahçe, Trabzon’da çok rahat bir maç oynadıktan sonra İstanbul’a döndü. Yani bu maçta fiziksel bir yıpranma olmadı. Ayağa oynadılar, tempoyu istedikleri gibi ayarladılar. Fenerbahçe bunları yaparken, rakip Bate, uçağa bindiği gibi Türkiye’ye geldi ve pusuya yattı. Yani adamlar bundan sonraki tura büyük ümitle bakıyorlar. Yani adamlar işimiz bitti dememişler. Bu durum benim canımı sıktı. Dolayısıyla Kadıköy’de çıkmayan candan umudunu kesmemiş bir rakip olacak. Peki, bu rakip neyin nesidir böylesine umutlarla hâlâ donanmış ise...

Bate, grup maçlarından birinde deplasmanda Fransa’nın Lille takımına üç atmış. Sonra da koca Bayern’e içerde üç atmış. Her ne kadar bu maç içeride oynanmış olsa da Bate bu maçı deplasman kurgusu ile oynamıştır. Çünkü rakip koca Bayern’dir.

Şimdi ilk maçı hatırlayalım. Fenerbahçe on kişi kaldıktan kısa bir süre sonra, daha doğrusu ikinci yarıda Bate rakibinin üzerine çullandı. Yani dar alanda kalabalıkla oynama gibi bir yol seçti. Ve pozisyona giremedi desek doğrudur. Şimdi Kadıköy’de turu daha kafadan tehlikeye sokmamak için Fenerbahçe’nin Bate’de yaptıklarını yapmaya çalışacaklar. İşte burada Fenerbahçe’nin çok dikkatli olması gerekir. Rakibine hiç mi ama hiç derinlik bırakmamalı... Şayet bunu yaparsa Bate yine pozisyon bulmadan maçı tamamlar. Fenerbahçe de ne yapar yapar golü bulur. Emre, Meireles ve duyduğuma göre Sow da yok... Takımı bu eksiklerle nasıl kurar Aykut hoca bilemem... Ama bildiğim odur ki, rakibe uzun sahalar bırakmamak bu maçın tur anahtarıdır. Bunu belirteyim dedim...