Muhalefetten gelen uyarı ve eleştirilere iktidarın verdiği cevap öylesine birbirine karşı ki, insan, “Farklı ülkelerde mi yaşıyoruz?” diye sormadan edemiyor. Başta köprüler ve otobanlar olmak üzere devlet garantili yatırımlara yönelik muhalefet pek çok yatırımda verilen garantilerin gerçeğe uymadığı, böyle olunca da köprüler tüneller ve şehirlerarası bazı yollardan geçmeyenler de geçmiş gibi harcamaya katılmak zorunda oluyorlar. Diyelim ki bu usule göre yapılmış bir havalimanından günde 100 bin yolcu gidip gelecek tahmini yapılmış ve bu tahmin havaalanı açıldıktan sonra 10 binlerde kalmış ise verilen taahhüdün karşılığı yapıcı firmaya ödenecek. Böyle olunca da ister istemez kullanılmayan bir yatırım kullanılmış gibi verilen taahhüdün karşılığı gereği müteahhitlere ödenecek. Elbette bir anlaşma yapılmış ise ona uygun davranmak, varılan anlaşmanın şartlarını yerine getirmek gerekir. İşin bu boyutuna zaten fazla da bir itiraz ve eleştiri söz konusu değil. Eleştirinin sebebi niçin işin başında doğru tahmin ve değerlendirme yapılıp ona göre borçlanılmıyor da ekonomik kriz yaşadığımız bir dönemde yanlış hesap sonucu verilmiş bir sözün esiri haline geliniyor? Yani, toplumun hizmetine sunulan bazı yatırımlar, niçin insanımıza yük haline geliyor? Soru bu ama bu soruya nedense iktidar kanadından doğru dürüst bir cevap gelmiyor, muhalefetin yatırımlara karşı olduğu havası estiriliyor. Ülkenin ihtiyacı olan, yatırımların öncelik sırasına göre ele alınmasına kimse itiraz etmez, etmiyor ama Ankara’da yıllardan beri kullanılmakta olan devlet hastanelerinin önemli bir kısmı kapatılarak yap-işlet-devret modeline göre yapılmış olan hastanelerde toplanması ister istemez bu hastanelerde de köprülerde olduğu gibi verilmiş taahhütler var mı? Varsa bu taahhütler millete yeni yükler mi getiriyor diye muhalefet sormasın mı? Bir diğer ifadeyle iktidar ne yaparsa yapsın sorumsuz mu?
Bunun yanında hazineden bir kuruş ödemeden yapıldığı söylenen bazı yatırımların hazineye getirdiği bir yük yok mu? Bir başka ifadeyle hazine sürekli olarak borçlanıyorken bu borçlanmanın devlete yükü ne kadardır? Kısacası akla gelen soruların sorulması niçin iktidar sahiplerini sinirlendirir, niçin tatmin edici bir cevap verilmez. İstesek de istemesek de bu ülkede iktidarı ve muhalefeti ile birlikte yaşanacak. Ülkemizin yaşayacağı her türlü sıkıntı hepimize yansıyacaktır. Zaten yansıyor da.
Artan fiyatlar ve enflasyon dar ve sabit gelirlileri giderek daha çok bunaltıyorsa, önümüzdeki bahara doğru kart ve bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısının 2.5 milyona varacağını açıklayanların karamsarlık ve felaket tellallığı yaptığını söylemek ülkemizde özellikle kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısının her ay biraz daha artışını engellemiyor. Keşke engellese de kimse bu konuları dile getirmese. Ancak, bazı gerçeklerin hatırlatılmasından gocunmanın bir anlamı yok. Bu ülkenin hiçbir vatandaşı ne kendisinin ne de diğer kardeşlerinin ekonomik darboğaza sürüklenmesinden memnuniyet duyar. Duyanlar var ise onların da insani hisleri körelmiş demektir ki ciddiye alınmaz. Ancak, iktidar sahiplerinin her yaptıklarının doğru, her attıkları adımın ülkenin menfaatine olduğunu düşünmelerinin belki sakıncası yoktur ama bunu iddia haline getirmeleri ister istemez yönetim kademesinin uzun iktidar yılları sebebiyle iktidar körlüğüne yakalanmış olması ihtimalinin hatırlatılmasından gocunmanın da anlamı yoktur. Unutulmasın ki hep birlikte bu ülkede yaşıyoruz. Azınlık bir kesimin refah içinde olması, toplumun tümünün aynı olduğu anlamına gelmiyor. Milletin sesine biraz olsun kulak verenler bu gerçeği göreceklerdir.