İç çatışmaların sürekli gündemde olduğu, çatlak seslerin

en üst perdeden seslendirildiği, farklı gruplar arasındaki iç çekişmelerin ve

çatışmaların dolaylı olarak kaşındığı ve tetiklendiği gelişmekte olan ve geri

kalmış ülkelerde, asıl göz ardı edilmeye çalışılan önemli sorun ise; açlık

sınırı, yoksulluk ve fakirlik savaşıdır.

ABD gibi sömürgeci ülkeler, en son Ukrayna örneğinde

olduğu gibi, değişik fragmanlara ayrılmış toplum dinamiklerini tetikleyerek

zaman ve güç kaybetmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Bu metot sayesinde,

sömürünün toplumun bütün katmanlarına nüfuz etmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Ukrayna örneğinde olduğu gibi Rusya ve ABD yetkilileri,

birbirlerini geri planda kal ile suçlarken, aslında her iki tarafın da geri

planda kalmadığı ve olaylara doğrudan müdahil oldukları gayet aşikâr bir

şekilde ayan beyan ortada gözükmektedir. Ukrayna da; hem Rusya, hem de ABD

farklı metotlar kullanarak hükümet ve muhalifleri farklı metotlarla

yönlendirmeye çalışmaktadır.

Ukrayna da 2004 te yaşanan Turuncu Devrim

yönlendirmeleri ve son olarak ortaya çıkan Nulangate skandalı   bunun en belirgin göstergesidir. Bugün

Ukrayna da yaşanmakta olan olayların arka planına baktığımızda gerilimin asıl

kaynağı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Ukrayna nın AB ile imzalamaya

çalıştığı Ortaklık Anlaşması ve bu konuyla ilgili Rusya nın sert tutumu, Batı nın

sokak gösterilerine sırt çıkmasıyla reste rest anlayışına dönüşmüştür.

Karadeniz de jeostratejik bir yapıya sahip Ukrayna nın

kendi ayakları üzerinde durmaya çalışamaması ve bir an önce Avrupa Birliği ne

kapağı atmaya çalışması, dış sömürünün bir gereği olsa gerek. Görünen o ki, tüm

dünya ölçeğinde sömüren ve sömürülen kavgası ekonomik, sosyal ve siyasi

arenalarda en keskin boyutlarda sürdürülmeye çalışılmaktadır.

Buna neden de, dünyadaki en zengin 85 kişinin elde

tuttuğu servetin, açlık ve fakirlik sınırları içerisinde olan 3,5 milyar

insanın toplam servetine eşdeğer olmasıdır. Buna ilaveten, dünyada 1,4 milyar

kişi ise günlük 1.25 dolar kazancın altındaki bir düzeyde yaşamını sürdürmeye

çalışmaktadır.

Dünya Bankası nın verilerine göre, Orta Asya da 80 milyon

kişi, günde 5 dolar veya daha düşük düzeydeki kazanca sahiptir. Diğer tarafta

ise, 1.25 $ veya asgari kazanca sahip bölgelerde ise bu oran %0,7 iken, Güney

Asya da bu açık %31 e, Afrika nın yoksul ülkelerinde ise bu açık %48,5 bandında

seyretmektedir.

Buna ek olarak, global ölçekli enerji ve gıda

fiyatlarındaki artışlar, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde yaşam

maliyetlerinin tahminlerin ötesinde bir seyir oluşturmasına neden olmaktadır.

Batı, bir yandan bu ülkelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini

yoğun bir sömürü anlayışı altında tutarken, mevcut birçok yönetim ve

yöneticileri ise kendi boyunduruğunda yönlendirmeye çalışmaktadır. Bugün

Afrika da ve Ortadoğu da yaşanmakta olan olayların perde gerisinde bütün bu

gerçekleri görmek mümkündür.

Adaleti ortadan kaldıran tek taraflı bir zulüm düzeninin

ortaya koyduğu bu acıklı tablo yürekleri dağlamaktadır. Bu doğrultuda ortaya

çıkan bir başka sorun ise, bu gidişattan hoşnut olmayan kesimler, bir şekilde

ya yönetimden uzaklaştırılmakta, ya da şiddete maruz bırakılmaktadırlar.

Bugün, yeraltı ve

yerüstü kaynakları sömürülen 3,5 milyar insanın, 85 kişinin kazancına eşdeğer

bir servete sahip olduğu bir dünyada, mevcut huzursuzlukların, çatışmaların ve

beraberinde getirdiği belirsizliklerin nereye kadar süreceği doğrusu merak

konusudur.