Geçtiğimiz hafta köşemizde Erbakan Hoca’mızın birtakım kalıpların içine hapsedilmesinin Siyonizm’in bir arzusu olduğunu anlatmak için Erbakan Hoca’mızın inanç temelleri, ilkeleri, dünyayı algılaması, yorumlaması ve modern çağda yaşayan Müslümanlar için adalet temelli Yeni Bir Dünya kurmak olduğuna değinmeye çalışmıştık. Ve Erbakan Hoca’mız hangi işi yaparsa yapsın şuur merkezli hareket ettiğine değinmiştik. Bu hafta da Erbakan Hoca’mızın mücadelesinin ve ideallerinin temellerini ele almaya devam edeceğiz.

            İletişim teknolojileri ile manipülasyonların çok hızlı ve umarsız şekilde yapılabilmesi modern hayatta birçok bilinen gerçeklerin değişik amaçlarla yeniden kurgulanarak kitlelere rahatlıkla sunulabiliyor olması. İlkesizliği ilke edinmiş, kendini bağlayan hiçbir kutsalı kalmayınca bu iş daha da kolay bir şekilde yapılabiliniyor. Bu açıdan baktığımızda Erbakan Hoca’mız birileri tarafından algılarının nesnesi olarak kullanılıp hocamızın hem siyasi yaşama hem toplumsal yaşama getirdiği ilkeleri, temel düşünce tarzının üstünün örtülmesi, hocamızın eski zamana ait “tonton dede” imajı gibi sunulmakta olduğuna da maalesef üzülerek şahit oluyoruz. Bu işi yapanların da “eski talebeleri” olması işin vahametini artıran birinci etmen.

            Eski talebeler vurgusunu yapmamızın sebebi Erbakan Hoca’mız Milli Görüş davasının fikri ve tarihi alt yapısını anlattığı kısımlarda, “Erbakan da yine aynı şeyleri anlatıyor” pervasızlığı ile derslerden kaçanların Erbakan’ın anlattığı gerçekler karşısında daha o zamanlarda kulaklarının üzerine yattıklarına son yirmi yılda şahitlik ettik. Hocamız Milli Görüş’ü bölüp, Milli Görüş gömleğini çıkaranları konferanslarda anlatırken, “Onlar biz ders işlerken sınıfın arka kapısından kaçıp top peşinde koşanlardı. Şimdi bu çocuklar özelleştirme adı altında evin buzdolabını, çamaşır makinesini satıyor” mealindeki uyarılarını da hatırlatalım. Hocanın dersinden kaçanların sığındıkları yerlerin de Atlantik ötesi olduğunu aklıselim herkes biliyor.

            Erbakan Hoca’mız dünya imtihanının, “Hakkı üstün tutanlar” ile “batılı üstün tutanların” arasındaki mücadele üzerine gerçekleştiğini şu eski talebelerinin kaçtığı derslerde anlatıyordu. Hocamız bu konuyu sadece partinin toplantılarında, eğitimlerinde değil; katıldığı uluslararası toplantılarda, halka açık mitinglerde, akademisyenlerin katıldığı seminerlerde, Müslüman coğrafyasının yöneticilerinin olduğu her toplantıda anlatıyordu. Hocamız “Besmele”sini çektikten sonra konuşacağı hangi konu olursa olsun ilk önce “Temel Esaslar”ı anlatırdı. Temel Esaslar’da da, “Hakkı üstün tutanlar” ile “batılı üstün tutanların” mücadelesini çift dikiş gide gide anlatırdı.

            Hakkı üstün tutanlar ile batılı üstün tutanların temel kavramlarını, inançlarının temelini, tarihi seyrini, günümüzdeki çalışma alanlarını, kitleleri nasıl etkilediklerini, hakkın ve batılın temsilcilerini, hakkın mücadele kaynaklarını, batılın mücadele kaynaklarını…

            Erbakan Hoca’mız tüm hayatını özellikle siyasi hayatında mücadelesini yeryüzünde, “Hakkı üstün tutmak” üzere yapmıştır. Şimdi gençlere pazarlandığı gibi Batı siyasi hayatının tezahürü olan günlük siyasi temsilcilerine karşı mücadele vermemiştir. Batı siyaset anlayışına göre siyaset yapanların da batılı üstün tutanların piyonları, işbirlikçileri olarak tanımlamış; esas mücadele alanının beş bin yedi yüz küsur yıldır insanlığın başına bela olmuş “batılı üstün tutanlar”ın siyasi merkezi olarak tanımlamıştır.

            Erbakan Hoca’mızın hayatını kısaca özetleyin denilse, “Allah’ın en şerefli olarak yarattığı insanı kendilerine köle yapmak isteyen ‘batılı üstün tutanlara’ karşı, ‘Hakkı üstün tutanlar’dan olarak, ‘Hakkın mücadele kaynaklarına dayanarak’ İslam’ı en güzel şekilde temsil ederek Nebevi metotla çalışma ortaya konulması” diyebiliriz.

            Erbakan Hoca’mız siyaseti doğrunun-iyinin-güzelin-faydalının-adaletin yani HAKKIN yeryüzüne hâkim kılınabilmesi üzerine kurmuştur. Hocamıza göre, “Hak daima üstündür”. Erbakan Hoca’mız günümüz dünyasında şimdilik “batılı üstün tutanlar”ın hüküm sürdüğünü, insanlık olarak yaşadığımız felaketlerin temelinde “ırkçı emperyalizm”in planlı ve programlı, hedefe yönelik çalışmalarının olduğu teşhisini koyar. Yaşadığımız bu sömürü dünyasına karşı “hakkı üstün tutanlar”ın, “ilkelerine, inanç değerlerine” sahip çıkarak teşkilatlı bir şekilde çalışarak yeryüzünde yeniden “Hakkı üstün tutanların” hüküm sürdüğü saadet dünyasını yaşayabileceğimizi hocamız anlattı.

            Erbakan Hoca’mızın mücadelesini ve ideallerini anlayabilmek için zamanında birilerinin kaçtığı derslerin yer verildiği konferansların videoları izlenebilinir. Bu konular hakkında yayımlanan kitapçıklar, kitaplar okunabilir. Bu konferans ve kitaplarda görülecek olan Erbakan Hoca’mızın günümüz dünyasına dair ortaya koyduğu resim, bu resimden yola çıkarak yaptığı teşhisler Erbakan Hoca’mızın mücadelesini ve ideallerini anlamakta yeterli olacaktır.

            Erbakan Hoca’mız her şeyden önce ve öte “ilkeleri” önceleyerek bir mücadele ortaya koymuştur. Günübirlik olaylar ve kişisel menfaatleri hiçbir zaman kendine ilke olarak benimsememiştir. İlkeler üzerine koyduğu sistem siyasetten başlayarak hayatın her alanında şümullü bir çözüm üretmiştir. Erbakan son yüz yılda yaşananlara dair iyi bir çözümleme yapmakla kalmamış bunu dünya çapında teşkilatlandırarak tüm Müslümanları çözümün bir parçası haline getirmiştir.

            28 Şubat sonrası süreçte Erbakan Hoca’mızı yalnız bırakıp, Fazilet Partisi Kongresi’nde, “Bizim medeniyetimiz yenilmiştir. Erbakan bize masal anlatmış” güzellemeleri yaparak kendi iktidarlarının yolunu açan o dönemin “yenilikçi hareketi” mensuplarının şimdilerde Erbakan Hoca’mızı dillerine dolmasına şu ayetle karşılık veriyoruz:

            “Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara-42)