Görünürde her şey Tunuslu seyyar satıcı Tarık el Tayyib

Muhammed Buazizi nin kendisini yakmasıyla başladı. Muhtemelen, Buazizi bu

eylemi gerçekleştirdiğinde sadece kendisini yaktığını düşünüyordu. Oysa,

hayatına mal olan bu protesto ülkesinde Yasemin Devrimi ni başlatmış ve Zeynel

Abidin Bin Ali rejimine de son vererek, çok kısa bir süre içerisinde neredeyse

tüm Ortadoğu yu bir yangın alanına çevirmişti.

Buazizi nin çakmağından ilk kıvılcım çıktığında kimse

böyle bir şeye ihtimal vermiyordu. Sonuçta bu tür eylemler coğrafyanın

rutinleri arasına girmişti ve dip dalga halen kontrol altında sanılıyordu.

Dolayısıyla, tarihsel-sosyolojik-psikolojik bir gerçeklik olarak kabul edilen;

kim eşek, biz semer anlayışındaki kırılma dikkatlerden kaçmıştı.

Zaten dikta rejimler açısından en büyük yanılgı da

buradan başladı. Halkın halen kontrolleri altında olduklarını zannediyorlardı

ama gerçek aslında bambaşkaydı. Köprünün altından çok sular akmıştı...

Soğuk Savaş sorası dönemde İslam dünyasındaki arayışlar

yavaş yavaş bir kitlesel tepki, isyana doğru sürükleniyordu. Daha bağımsız,

anti-emperyalist bu süreç, hiç kuşkusuz bu dip dalga ile birlikte mevcut dikta

rejimleri de birer hedef haline getiriyordu. 11 Eylül ün en büyük

gerekçelerinden biri de aslında bu idi, ama ne yazık ki bu bile görülemedi,

anlaşılamadı...

Nitekim doğrudan müdahalelerin (Afganistan ve Irak gibi)

yanında kitleler üzerinden gerçekleştirilen dolaylı müdahaleler ile, halkı

kontrol etmekte zorlanan ve bu bağlamda esas fonksiyonlarını ve varlık

nedenlerini yitirmeye başlayan rejimler bir bir tasfiye edilmeye başlandı.

Batı, karşısındaki tehdidi başarılı bir kriz yönetimi ile büyük ölçüde bir

fırsata çevirmeyi bildi ve gerçekleştirilen operasyonlar ile de bir taşla bir

kaç kuş birden vurdu.

Nasıl mı Çok basit, emperyalizm hem bu devrim

dalgalarını önemli ölçüde kontrol-etki altına almaya başladı hem de kendisi

açısından çok boyutlu birer maliyet oluşturmaya başlayan ve yeni sürecin

söylemleri ile ters düşmeye başlayan diktatörleri sosyal medya ve sivil toplum

örgütleri ağırlıklı araçlarla çok daha az bir maliyetle devreden çıkarttı. Bunu

yaparken de halkın yanında göründü, ona destek verdi. Dolayısıyla, büyük çaplı

devrim hareketlerindeki dış destek/varlık boyutu bir kez daha burada kendisini

gösterdi.

Burada, hiç kuşkusuz, dış dinamikler ve dikta rejimler

kadar halkın genel duruşunu, tutumunu, taleplerini ve bunları elde etmek için

ne tür yöntemlere başvurduklarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bir diğer

ifadeyle, halk ne tür söylemler, taleplerle yola çıktı, geldikleri aşama,

sonuç, kazanımlar ne

O zaman tekrar Tunus a ve seyyar satıcı Buazizi ye

dönelim. Buazizi kendisini niçin yakmıştı İsterseniz kısaca hatırlatalım;

baskıcı rejimi, onun bir ürünü olan fakirliği ve güvenlik güçlerince

gerçekleştirilen kötü muameleleri protesto etmek için.

Takvimler, eylem tarihi olarak 17 Aralık 2010 u

gösteriyordu ve Tunus ta başlayan bu dip dalga hareketlerinde halk, haklı

talepleri çerçevesinde devrim süreçlerinin kendi kontrolleri altında

olduklarını düşünüyorlardı. Sokaklara çıkan göstericiler, ene (ben) diyordu.

Peki, sonra Sonrasında ene yine ortada. Bir kısmı

halen iç savaş ortamında. Bir kısmı sokakları çok daha farklı güçlere kaptırmış

durumda. Biraz daha şanslı olanları ise, yarım kalmış devrimlerini tamamlamaya

çalışıyorlar.

Sonuçta, devrim büyük ölçüde ellerinden kayıp gitmiş

vaziyette...

Şimdi 31 Mayıs 2013 ve sonrasına, Türkiye ye dönelim ve

şu kritik soruyu soralım, tüm bu gelişmeler merkez-çevre ilişkileri ve siyasi

zihniyet açısından bir şeyler ifade etmiyor mu Halen, süreçten çıkartılan bir

ders yok mu Talepler ve talepkârlardaki çeşitlenme ve sayısal artış ile

dış müdahaleler boyutu farklı bir sürece, plan-projeye işaret etmiyor mu

Ediyorsa, o zaman bu tabloyu nasıl izah etmek gerekir

Dolayısıyla, restleşme ve meydan okumaların başkalarının

ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam taşımadığı bir ortamda kamuoyunu çok

boyutlu-kesimli olarak kazanmaya yönelik yeni bir kriz yönetimi anlayışının,

politikasının acilen hayata geçirilmesi gerekiyor. Toplumsal fay hatlarını

kırılgan bir hale getirebilecek her türlü eylem ve söylemden uzak durmak ise,

burada ilk atılacak adımları oluşturuyor.

Unutulmamalıdır ki, halk ve sokaklar ikilisi üzerinden

kumar oynanmaz, riske girilmez, meydan okuma olmaz!

Burada öncelikli strateji, halk ve sokakları birbirinden

uzak tutmak, halkın tansiyonunu düşürmek ve tekrar onu kazanmak üzerine

olmalıdır. Kitleleri karşılıklı olarak seferber etmek, kriz ortamını daha da

genişletme ve derinleştirmeye yol açabilir.

Çünkü hedef, artık çok daha net bir şekilde görüldüğü

üzere, halk ve mevcut siyasi irade üzerinden yeni Türkiye sürecini sabote

etmektir! Bu bağlamda süreçte önemsizleştirilmeye çalışılan dış mihraklar,

müdahaleler boyutunu küçümsememekte fayda var.

Nasıl mı