Türkiye ekonomisine ilişkin küresel beklentiler
olumsuzlaşmaya devam ediyor; gelişmekte olanlar içinde en kırılgan olduğumuz
kanaati güçleniyor. Bu durum dış finansman imkanlarımızın daralmaya devam
edeceği, birikmiş sorunların hızlanan bir şekilde ağırlaşabileceği anlamına
geliyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının daha fazla itibar kaybetmemek
adına inceden inceye uyarmaya başlamasının sebeplerini de burada aramak
gerekiyor. En kırılgan ekonomi olmak işler iyi gider ve risk alma isteği
artarken en son akla gelecek ülke olmaktır; aksine belirsizlik yükselir ve
riskten kaçınma eğilimi artar iken ilk çıkılacak bölge olma durumudur. Başka
bir deyişle döviz kurları, enflasyon ve faiz yükselişi yaşanmasında rakipsiz
kalınabilme olasılığının çok yüksek düzeylerde gezinmesidir...
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız olumsuz algılama
içerideki para otoritesinin enflasyon baskısı makul seviyelere gerileyene kadar
sıkı duruşumuzu koruyacağız söylemi ile aşılamaz; beklentilerin olumlu yönde
değişmesi sağlanamaz. Finansal sermayeye şirin görünmek ve yüksek getiriler
önermek adına para ve maliye politikasını sıkmak içinde bulunduğumuz koşullarda
ekonomiyi nefes alamaz hale getirir ve boğar; bu olmasın diye gevşetmek ise söz konusu kesimleri
kaçırır. Özetle söylemek gerekir ise boşa koysak dolmuyor, doluya koysak
almıyor. İşte bu açmaz nedeniyle en kırılgan ekonomiyiz; zira çok uzun bir
süredir yapılması gerekenlerden kaçınan ve yapılmaması gerekenlerin müptelası
olanlar tarafından yönetiliyoruz...
Finansal piyasalarda dolaşan veri ve araştırmalara göre
gelişmekte olan ekonomilere akan para hacmi 3 trilyon dolardan 1 trilyon dolara
gerilemiş!.. Bu söyleme bakanlar söz konusu değerlendirmeye bakarak gelenlerin
çoğunun çıktığını üçte birinin ise kalarak söz konusu ekonomiler arasında
gezinmeye devam ettiğini düşünebilir; bu tür bir algılama gerçeği yansıtmıyor.
Büyük kısmı çıkamıyor, yeni girişler azaldıkça çıkabilme şansları da kademeli
olarak azalıyor; çıkmak istedikleri halde çıkılamayan bölgelere girme isteği de
kalmıyor. İlginin azaldığı ekonomilerin zaman içinde istikrarsızlaşması da
kaçınılmaz hale geliyor.
Gerekli ve yeterli sermaye girişi gerçekleşmediği sürece
kullanılabilir döviz rezervleri eriyor; döviz kuru, enflasyon ve faizlerin
dalgalı bir şekilde yükselmeye devam etmesi söz konusu oluyor. Bu olumsuz
eğilimleri durdurmak veya yavaşlatmak adına para ve veya maliye politikası
sıkılaştıkça ekonomik daralma yeni rekorlara koşacak gibi görünüyor. İçeride
benimsenecek ekonomi politikası tercihlerinin orta vadede olası daralmayı
giderme şansı kalmamış gibi görünüyor. Çünkü politikalar gevşetilse döviz kuru,
enflasyon ve faizlerin daha seri bir şekilde yükselmesi ve tüm beklentileri
iyice olumsuzlaştırması olasılığı gündeme geliyor ve hareket yeteneğini iyice
daraltıyor...
Geride bıraktığımız hafta içinde eşanlı olarak Ukrayna,
Tayland ve Venezuela da yaşanan sosyal patlama sinyallerinin tesadüf olduğu ve
gelişmekte olan ekonomilerde yaşanacaklar konusunda hiç bir anlam taşımadığı
söylenemez. Hayal tacirlerinin tuzağına düşerek daha iyi bir yaşam isteğine
odaklanmış kesimler ile bunun mümkün olamayacağını bilenler arasında
gerginliğin artması ve istikrarsızlaşma eğilimlerinin güçlenmesi sürpriz
sayılamayacak. Arap Baharı olarak tanımlanan Orta Doğu ve Kuzey Afrika yı
etkisi altına alan ekonomik sorun temelli dalgalanmaların benzerleri pek çok
gelişmekte olan ekonomiyi etkileyecek gibi görünüyor. Bu tür karambolleri kendi
lehine fırsata dönüştürmeye çalışacak dahili ve harici kesimlerin olabileceğini
de dikkate almak gerekiyor. Bu ve benzeri durumlarda yolsuzluk ve yoksulluğa
ilişkin söylemlerin yükselmesi, buna tepki gösterenlerin yasaklara yönelmesi ve
yargıyı vesayetleri altına almaya çalışması gibi eğilimler tarihin kendini
tekrarladığını söylüyor.
Bu aşamada sormak gerekiyor: Eğilimlerin sürdürülebilir
olmadığı ve sorunların ağırlaştığı biliniyordu ve büyük istikrarsızlık olacağı
on yıl öncesinden biliniyordu... Neden tedbirli olunamadı .. Çoğunluk neden
akıl yolunu terk edip nefsinin peşinden gitti Neden tedbir ihmal edilirken
çözüm tevekkülde arandı .. Neden gerçeği dost bilenler dinlenmek yerine dokuz
köyden kovuldu ..