Elini uzatıyorsun tam da tuttum derken elinden kaçıyorsun, ardından koşuyorsun tam da yakalayacağım derken kaybediyorsun.
Düşünüyorsun yazamıyorsun, duyuyorsun ifade edemiyorsun, seviyorsun karşılık bulamıyorsun, sayıyorsun sayılmıyorsun, üzülüyorsun üzüntünü paylaşamıyorsun, dua ediyorsun, kalbinde yankı bulmadığı için dua etmenin lezzetine varamıyorsun, dualarının kabul olmadığını görüyorsun.
Gece gündüz çalışıp çok kazanıyorsun kazancının bereketini göremiyorsun. At ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır deyip, geride eser bırakmak gerekir diyorsun, Geç bu mavalları! tepkisiyle karşılaşıyorsun, hâsılı uzun bir ömür yaşıyorsun, ortaya bir şey koyamıyorsun, yiyip içiyorsun hazmedemiyorsun.
Gülüyorsun gülmenin zevkine varamıyorsun, arkadaş arıyorsun arkadaş bulamıyorsun, dost deyip bağrına basıyorsun, ihanetle karşılaşıyorsun; güzeli veya güzelliği arıyorsun, maske veya maskelilerle karşılaşıyorsun.
Dost deyip fikrini paylaşmak, daha ileri gidip gönlünü vermek istiyorsun, karşında insan bulamıyorsun; yollar sevgiliye ulaştırır deyip yollara düşüyorsun, yolun sonunda sevgili bulamıyorsun.
Teslim oldum diyor, fakat teslim olmadığını görüyorsun, kardeşim diyorsun ihaneti kardeş edindiğini görüyorsun; sevdiğini sanıp göz kulak olmak istiyorsun, nankörlükle karşılaşıyorsun, Omuz omuza yürüyelim diyorsun, Beni rahatsız ediyorsun tepkisiyle karşılaşıyorsun.
Başına sarık saran, sırtına cübbe giyen, sakal bırakanları görüp güvenmek istiyorsun, bu hallerin kamuflaj olarak kullanıldığını görüyorsun; Zalim olma! diyorsun, Zulüm benim gıdamdır cevabıyla karşılaşıyorsun, Yıkıcı değil yapıcı olalım diyorsun, Ben enayi miyim cevabıyla karşılaşıyorsun. İlim irfan diyorsun, O kadar boş vaktim yok cevabını alıyorsun.
Dünyada Müslümanlar zulüm görüyor, bunda Ben Müslümanım diyen herkesin az veya çok payı vardır diyorsun, Her koyun kendi bacağından asılır cevabıyla karşılaşıyorsun. Yapma, kıracaksın diyorsun, Sana ne, kırarım diyor, Gitme, orada tehlike var diyorsun, Sana ne, giderim diyor.
Birlikte rahmet vardır diyorsun, Tek başıma kazandığım gibi tek başıma yemeyi tercih ederim cevabını alıyorsun. O ateştir, tutma yanarsın diyorsun, Yanarsam yanayım, sana ne diyor. Gören göz olmak istiyorsun, Benim gözüm bana yeter, gölge etme başka ihsan istemem cevabını alıyorsun. Tutan el olmak istiyorsun, Kendimi korumaya gücüm yeter cevabıyla karşılaşıyorsun.
Dost olayım, dostun olayım diyorsun, Param var pulum var, benim dosta ihtiyacım yok cevabını alıyorsun. Onları yeme zararlı! diyorsun, Sen benden daha iyi mi bileceksin cevabıyla karşılaşıyorsun. İçme kardeşim, bak fena halde öksürüyorsun diyorsun, Atın ölümü arpadan olsun cevabını alıyorsun.
Bak tehlike üstümüze üstümüze geliyor diyorsun, Hele bir gelsin de görürüz diyor, Gözyaşı dökmekle mücadele kazanılmaz, ter dökmek lâzım diyorsun, Sen herhalde ter dökmeyi Terkos suyu zannediyorsun cevabıyla karşılaşıyorsun.
Bugün bayram Küçüklerin küçüklüklerini, büyüklerin de büyüklüklerini bilmeleri gereken günlerdir diyorsun, kişilerin nefisleri öylesine baskın çıkıyor ki ne küçük küçüklüğünü ne de büyük büyüklüğünü bilme erdemini yaşayabiliyor.
Makamla şereflenilmez, makam şereflendirilir, makamlar birer imtihan yeridir, kalp kırmaya hiç değmez diyorsun, Makam benim şerefimdir cevabını alıyorsun.
Dünyada hoş bir sada bırakmak için kalplere girmek gerekir diyorsun, Bırak kalbi de, midenin sesini dinle! cevabıyla karşılaşıyorsun.
Vefa insana yakışan bir haslettir, vefalı olmak vefa bulmak için de güzel bir fırsattır diyorsun, Vefa İstanbul da bir semt adıdır diyerek vefasızlığını sergilemeyi bir marifet sandığını görüyorsun.
İnsan asil bir varlıktır, sana da asalet yakışır, üç günlük dünyada bu kadar yalpalama; bir söylediğinin bir söylediğini tutması gerekir diyorsun, Benim hayata bakış ve hayatı algılayış tarzım bu! cevabıyla karşılaşıyorsun.
Edep insanın süsüdür, insan edeple yükselir, edepsizlikle de alçalır diyorsun, Bırak bu edebiyatları, çok dinledik böyle lafları, biz dünyaya kâm almaya, safa sürmeye geldik, iç bade, sev güzel, var ise aklı şuurun edebiyatıyla yetiştik cevabını alıyorsun.
Her ölüm insan için bir derstir, ibrettir, ders almasını bilirsen ibretlik olmazsın diyorsun, Ölüme daha çok var, yaklaştığı zaman bakarız çaresine! cevabıyla karşılaşıyorsun.
Bütün bunlar gösteriyor ki cehalet en büyük tehlike! Bunlar, cehaletin hayata hâkim olmasının alâmetleridir. Hiç insana cehalet yakışır mı Peki, yakıştırdınız, hiç olmazsa cahilliğinizi biliniz. Hayır, ne mümkün Cahil olduğunu da bilmeyen insanın iki cehalet sahibi olduğunu da unutmamak gerekir.
Evet, bu işte bir terslik var. Biz bir şeylerimizi kaybettik, her şeyden önce aklımızı kaybettik. Aklımızı kaybetmesek adam olmak yerine, birilerinin adamı olmayı tercih eder miyiz Vicdanımızı kaybettik, heyecanımızı kaybettik, duyarlılığımızı yitirdik! Ruhsuz bir şekilde, Ne olmuş, olsun! Bir şey olmaz demeye başladık.
Kazançlarda, yiyip içilenlerde helâl ile haramın yer değiştirmesinin, bu hale gelinmesinde bir dahli olabilir mi Nankörlük veya nankörleşmek, buradan mı kaynaklanıyor acaba diye düşünüyorum.