Kucağında üç semavi din taşıyan mukaddes ev Kudüs

Kudüs, ilk yerleşimden itibaren Şalim, Yerushalayim, Yeruşalayim (Yeruşalem), Hierosolyma, Ursalimmu Urusalim, Iruşalem,  Bet-Şalem, Ir-Dâvûd, Dâvûd’un Şehri, Arişel, Mukaddes Şehir, İr Hakkodeş (kutsal şehir, mabet şehri), Yebus, Sion, İliya, Medinetü Beyti’l-Makdis veya Beytülmakdis (Beytülmukaddes),  Medînetüsselâm, Dârüsselâm, el-Kuds vb. isimlerle anıldı. Kudüs’ün almış olduğu bu isimlerin büyük çoğunluğunda ortak anlam “barış” ve “kutsal” manasına gelen isimlerdir. Ancak Kudüs, tarih boyunca kutsallık vasfını korumuşsa da İslâm hâkimiyeti ve özellikle Osmanlı dönemi hariç, barışı hiçbir zaman sağlayamamıştır. O genelde gözyaşı ve zulmün şehri olmuştur.

Üç Semavi Dinin Kucağındaki Şehir

Üç semavi dine kucak açmış bir şehir. Dünyanın göbeği. Cennetten gönderilen sahre isimli kaya bu şehirdedir. Dünyanın tatlı sularının kaynağıdır bu kayanın altı. Mescid-i Aksa’sında Hz. Âdem’in toprağından izler taşır. Havasında Hz. İbrahim’in soluğu teneffüs edilir. Kubbesinin altında Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’ın konuşmaları çınlar durur binlerce yıldır. Bu şehrin bağrından Peygamberler sultanı Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) sonsuza yükselip vuslata ermiştir. Miraca çıkarken de ayak izini bırakmıştır bu şehirde. Miraç dönüşünde de peygamberlerin hepsine imamlık ederek kıldırdığı namazın tekbirleri yankılanmaktadır Aksâ’da… Bu şehrin semasında Hz. Ömer’in adalet, emniyet ve güven rüzgârları eserken, minberinde Selâhaddin Eyyûbî Hazretleri’nin gür sesi duyulmakta, hoşgörüsü ısıtmaktadır kalpleri sımsıcak… 

İslâmiyet dışındaki dinlere  göre ise; Hz. Meryem’in kucağında Hz. İsa burada dile gelmiş konuşmuş, “kader yolunda” işkencelere maruz kalıp, yine burada çarmıha gerilmiştir. Ebedi istirahatgâhları da buradadır. (Ancak bu olay  bizim dinimize göre böyle değildir. Nisa Sûresi 157-158. âyetlerde "Ve Allahın elçisi Meryem oğlu İsayı öldürdük demeleri yüzünden (onları lanetledik) Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiç bir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak öldürmediler. Bilakis Allah onu (İsayı) kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir.")

Yahudilerin kutsalları olan Ahit sandığı ve Süleyman Mabedi de gizlenmiştir toprağının altına. O yüzdendir sağını solunu delik deşik etmeleri, tüneller kazmaları Yahudilerin. O yüzden artık bu şehrin gözleri yaşlı, sinesinden oluk oluk kan akmakta. Artık Hz. Ömer rüzgârı esmemekte semasından. Selâhaddin Eyyûbî’nin hoşgörüsü ısıtmamakta yürekleri, üşümekte bebeler, çocuklar, kadınlar... Artık Hz. Dâvûd ve Süleyman’ın sesi duyulmuyor füzelerin uğultusundan… Gökyüzüne yükselen feryadı figanlar yağmakta dünyanın göbeğine sağanak sağanak… Bu sağanak altında ıslansak da bir Kudüs turu yapalım dedik, bu mübarek şehri tanı(t)mak için…

Yolculuk Ve İlk Namaz

İstanbul’dan yaklaşık olarak bir saatlik yolculuktur Tel Aviv. Uzun, yorucu bir o kadar da can sıkıcı pasaport kontrollerinden sonra Kudüs’e geçilir otobüslerle. Kudüs’e gelen Müslümanların ilk yaptıkları iş genelde sabah namazını -Kâbe’den önce Müslümanların ilk kıblesi olan- Mescid-i Aksâ’da kılmalarıdır gözyaşlarıyla. Çünkü bu yerde kılınan namaz evde kılınan namazdan 50 bin kat daha çok faziletlidir buyruğundan nasiplerine düşeni alabilmek umududur ruhları coşturdukça coşturan. Kur’an’da İsrâ Suresi 1. ayetinde Kudüs şehrinden el-Mescidü’l-Aksâ’nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmektedir. Ayrıca bazı ayetlerde de “mukaddes toprak”, “iyi, güzel bir yer” diye nitelendirilmektedir bu şehir. Mescid-i Aksâ hadislerde de ziyaret edilmesi tavsiye edilen üç mescitten biridir. Diğerleri Mescid-i Harâm ve Mescid-i Resûlullah’tır. Mescid-i Aksâ, İslâmiyet’te Mescid-i Harâm’dan sonra inşa edilen ikinci mescittir. Mescid-i Aksâ’ya çevresiyle birlikte “Harem-i Şerif” denilmektedir. Harem-i Şerif’in içinde, Mescid-i Aksâ da dâhil olmak üzere, Kubbetü’s-Sahra da yer almakta. Ve Harem-i Şerif bir yüksekliği yer yer 30–40 metreyi bulan surlarla çevrili. Bu surları Kanunî Sultan Süleyman, Haçlı dönemine ait surların kalıntılarının üzerine yaptırmış. Harem-i Şerif’te camiler, kiliseler ve sinagoglar adeta iç içe geçmiş durumda. Müezzinlerin ezan sesine karışan çan gürültüleri ve ağlama duvarı önünden yükselen yakarmalar tüylerinizi ürpertir...