Millî Gazete’nin kadın ve aile dergisi Maaile’de, Aksa Tufanı başladığında ilk ay çıkan sayıda “Bir tarih yazılıyor, saflar netleşiyor” diye editör yazısında yer vermiştik. Filistin konusunu tarihi açıdan ve gelinen noktadan ele alıp son cümle olarak, “Saflar netleşiyor… Herkes kalbini ve nerede durduğunu kontrol etsin.” demiştik.
O günden beri dünyanın geldiği nokta “bir tarih yazılıyor” cümlemizi ispat etti. Hiç beklenmedik şekilde Filistin davası; sınırları, ırkları, devletleri, Müslümanları aşarak insanlığın meselesi haline geldi. Siyonizm’in yıllardır elinde tuttuğu kitle iletişim araçları sebebiyle dünya kamuoyunda “terörist” diye tanıtılan HAMAS ve direnişçilerin; vatanlarını savunan bir avuç onurlu insanlar topluluğu olduğunu tüm dünya gördü. Hele de HAMAS’ın İsrailli esirlere yaptığı muameleyi görünce insanlık “Dur, bi dakika! Burada başka bir şey var. Burada insanlık adına yüksek bir seviye, mevki, derece var” diye HAMAS’ın inandığı İslam’ı kaynağından öğrenmeye başladı. Filistinlilerin dünyanın en güçlü (!) ordusuna karşı direnişini görenler, “Bu insanları, yaşadıkları en büyük zulümlere karşı pes etmeyip direnmeye devam etmelerini sağlayan “inanç” nasıl bir şeydir?” diyerek Kur’an’ı okumaya itti. Bu olaylardan sonra Avrupa’dan, Amerika’dan, Kanada’dan, Avustralya’dan bir bir ihtida haberleri gelmeye başladı.
Şimdi daha konuşulmaya başlanmadı, sadece bir iki kişi konuşuyor ama II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada kurulan sistem artık çatırdıyor. Dünyada işleyen sistemin farkında olmadan yaşayan kitleler, uluslararası camiayı ve kendi devletlerini sorgulamaya, cari sistemin yürütücüsü olan devletlerin vatandaşları kendi ülkelerinin gerçekleri ile yüzleşmeye başladılar. Bunun en çarpıcı örneği ABD Hava Kuvvetleri’nde aktif olarak çalışan asker pilot Aaron Bushnell, İsrail’in Washington Büyükelçiliği’nin önüne gelerek, “Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim” diyerek kendini yaktı. Son nefesine kadar da “Filistin’e özgürlük” demeye devam etti. Aaron Bushnell, kendi ülkesinin gerçeği ile yüzleşince bir gerçeğe dikkat çekmek için kendini yaktı.
İnsanlık, Filistin sebebiyle tarihi bir işleyişin yani Siyonizm’in ayırdına vardı. Katil, işgalcinin insanlık dışı zulümlerini, katliamlarını gördükçe bir sorgulamaya başladı. Ve insanlığın vicdanı adına Müslüman ülkelerden daha fazla Batılı toplumlar, Filistinliler ile ne din bağı ne coğrafya ne de ırk ortaklığı olan insanlar ülke yönetimlerinin yasaklamasına, eylem yapanlara baskı uygulamasına, eylemlerde tutuklamalar, gözaltına alınmalara rağmen Filistin’e destek eylemlerinden vazgeçmiyorlar. Ve öyle ortalığa “kahrol” sloganları atıp vicdanlarını rahatlatmıyorlar. Dünyanın vicdanlı insanları, vatandaş olma şuurunda olan (iktidarın taraftarı olmadığının farkında olanlar) hedefi belirli olarak iktidarlarını katil Siyonist’in suç ortağı olarak niteleyerek, iktidarlarının İsrail’in suç ortağı olmaktan vazgeçmeleri yönünde baskı yapmaya devam ediyorlar.
Bunun en net örneğini Harvard Üniversitesi’nin mezuniyet programında gördük. Harvard Üniversitesi yönetimi, Filistin’e destek gösterilerine katılan 13 üniversite öğrencisine diplomasını vermeyeceğini açıkladığında üniversitenin binden fazla öğrencisi, mezuniyeti “Özgür Filistin” sloganları atarak terk ettiler. Diploması verilmeyeceği duyurulan 13 öğrencinin diplomalarını alabilmesi için imza kampanyasına bin beş yüzden fazla öğrenci ve beş yüze yakın üniversite hocası destek verdi. Harvardlı öğrenciler, ifade özgürlüklerinin engellendiğini dile getirerek, yeri geldiğinde üniversitede hocalarının yüzüne bunu haykırdılar.
Siyonizm, zamanında yetiştirdiği akademisyenlerine, elemanlarına rağmen toplumlar bazında kendisini kabul ettiremiyor. Gitgide uluslararası camiada yalnızlaşıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Netanyahu hakkındaki tutuklama kararının yanında İtalya'da önceki dönem milletvekilli olan Stefano Apuzzo, Temsilciler Meclisi'nin balkonuna Filistin bayrakları asarak, "Gazze'de 35 bin kişi öldü. Artık yeter.” diyerek ülkesinin parlamentosunda eylem yaptı.
Dünyada, Müslüman coğrafyaların tüm etkisizliğine rağmen insanlık gerçeğin peşine düşüyor, kendileri ile yüzleşiyorlar, dünyadaki sistemi sorguluyorlar. Allah’a gerçekten teslim olmuş Filistinliler sayesinde tüm yasaklamalara, baskılara rağmen insanlık farklı çıkış yolları arıyor; doğrudan, adaletten, haktan yana tavır ortaya koyabilmek için. Dünyadaki sanat camiası da tepkisini ortaya koymaktan çekinmiyor. Siyonist tahakkümün en fazla yaşandığı alanlardan biri hiç şüphesiz sanat camiası. Filistin’e desteğini açıklayan yönetmen, oyuncu, şarkıcı ve diğer uğraş sahipleri, işlerinden edilme ihtimali olmasına rağmen; Eurovision’da Filistin bayrağının yasaklanıp destek eylemlerine müdahale edilmesine rağmen tavırlarını ortaya koymaya devam ediyorlar. Dünya, geçtiğimiz hafta, bu sene Fransa'da düzenlenen 77. Cannes Film Festivali’nde “kırmızı halı”da Filistin’e destek eylemlerinin en zekice olanının ortaya konulduğuna şahitlik etti. Cannes Film Festivali’nde kimisi çantasını Filistin’i temsil eden “karpuz” simgesinden seçti; kimisi eldivenine Filistin bayrağı yapıştırarak kameralara öyle poz verdi; kimisi giydiği kıyafetle “kırmızı halı” üzerinde yürürken Filistin bayrağındaki renkleri tamamlayan kıyafetler giydi. Cannes Film Festivali’nden gelen bu destek, şüphesiz daha anlamlı oldu.
İnsanlık gerçekle, hakikatle yüzleşirken Müslüman toplumlar yine Batı’daki bir eylemde yaşlı bir teyzenin taşıdığı pankartta yazan şu cümleyi unutmasın: “Sessizliğiniz torunlarınız tarafından öğrenilecek!” Filistin’e başına kefiye takarak destek veren bu teyzenin, kendi toplumu için söylediği “Sessizliğiniz torunlarınız tarafından öğrenilecek!” sözünün muhatabı, farkındaysanız Müslüman coğrafyalardır!
İnsanlık, Siyonizm gerçeği ile yüzleşirken Müslüman topluluklar ne yapmaktalar?