Finansal piyasalardaki olumsuz dalgalanmalar devam

ettikçe geleceğe yönelik beklentiler olumsuzlaşıyor. Durum böyle olunca Türkiye

riskinin ateşten gömleğe dönüşebileceği endişesi artıyor ve riskten kaçınma

eğilimi kademeli olarak güçleniyor. Siyasi irade ve yabancı sermaye arasındaki

inatlaşmanın büyümesi gelişmelerin kontrol altına alınabilmesini engelliyor. Bu

koşullarda Türk Lirası dalgalı bir şekilde değer kaybediyor; enflasyon ve

faizlerin kaçınılmaz bir şekilde güçleneceği, ekonomik ve sosyal kayıpların

büyüyeceği yönündeki kanaatler güçleniyor. Güvensizlik ve istikrarsızlaşma

yönündeki eğilimlerin etki alanı kademeli olarak genişliyor, geç gelen tepkiler

yapıcı olamıyor...

Belli ki eğilimlerin sürdürülebilir olmadığını ve

koşulların süratle olumsuz yönde değiştiğini görmezden geliyor, gerçekçi

olamıyoruz. Bu söylem hem siyasi irade ve başta Merkez Bankası olmak üzere

düzenleyici kurumlar, hem de mali sektör ve iş dünyası için geçerli görünüyor.

Gerçekçi olunamadığı için teşhis eksik veya yanlış oluyor, tedavi yaklaşımları

ise ya işe yaramıyor ya da yan tesiri faydasından büyük olabiliyor. Esas

önemlisi yaşanan güven kaybı nedeniyle, gerçekçi olunabilse bile umulan

sonuçların alınamaması olasılığı güçleniyor.

Eğer Orta Vadeli Plan hedeflerinin saptanmasında ve 2014

yılı Bütçe büyüklüklerinin büyümesinde gerçekçi olunabilse idi, bugün yaşanan

olumsuz eğilimlerin etkisi daha sınırlı olabilirdi. Olumsuzlaşan küresel

koşullar nedeniyle cari açığın küçültülmesi ve dış finansman ihtiyacının

olabildiğince daraltılması için daha kararlı olunabilse, oy kaybı göze

alınabilse ve siyasi tansiyonu arttıran çekişmelerden kaçınılabilse çok daha

isabetli olunurdu. Fakat olmadı ve finansal piyasaların üzerindeki baskı

arttıkça Merkez Bankası ndan faizleri gerektiği kadar yükseltmesi beklendi:

Faiz dediğimiz kavram iki farklı değişkenin toplamından

oluşur: Enflasyon ve ülkenin durumuna ilişkin risk algılaması. Eğer enflasyon

beklentileri yükseliyor ise ve veya ülke riski arttığı için daha fazla kar payı

talep ediliyor ise, Merkez Bankası hayır diyerek ve sadece döviz satarak Türk

Lirası nın itibarını koruyamaz. Bu durum uzlaşıya duyulan ihtiyaç artar iken

bundan kaçmaktır. Sonucu ise döviz kurunun yükselmesi, enflasyon ve faizlere

ilişkin beklentilerin bozulması ekonomiye ilişkin istikrarsızlaşma

endişelerinin dalgalı bir şekilde yükselmesidir. Sermaye kesimini Faiz Lobisi

olmakla suçlamak veya tehdit etmek bu sonuçların ortaya çıkmasını engellemez

tam aksine tahribatı arttırır. Önemli boyutta cari açık veren, kısa vadede

düzelmeyecek boyutta tasarruf açığı olan ekonomilerin sermaye kesimine posta

koyması akılcı bir davranış değildir; tam aksine krize davetiye çıkarmaktır.

Hesap yanlıştır, Bağdat tan dönmesi kaçınılmazdır...

Siyasi iradenin ve düzenleyici kurumların bugün

sergilediği tavrın doğru sayılabilmesi için daha önce büyük yanlışlar

yapılmamış, sorunların ağırlaşmasına ve yabancı kaynağa olan bağımlılığın

bugünkü düzeylere gelmemesi için çok çaba harcanmış olması gerekirdi. Eğer

durum böyle olsa idi bugünkü tavır ciddi sıkıntı yaratmayabilirdi. Ekonomik

bağımlılığı bölgesel nitelikte siyasi işgüzarlıkla dengelemeye çalışma

yaklaşımı da işe yaramadı ve ortada kaldık. Ne enflasyon ve faizlerin ne de

kurlardaki yükselişi kaldıramayacak bir duruma düştük. Yaptıklarımızın

faturasını başkalarına ödetemeyecek duruma düştük ve ne yapacağımızı bilemez

hale geldik... Sinsice büyüyen sorunların, iyi gün dostlarının sergilediği

isyanın ve bunlara bağlı olarak açığa çıkan olumsuz eğilimlerin baskısı altında

bunalmaya başladık.

Geçmişte doğru söyleyenleri dokuz köyden kovmanın çok

büyük bir yanlış olduğu anlaşıldı mı bilmiyoruz fakat, çok daha sıkıntılı bir

dönemin bizi beklediğini görebiliyoruz. Bir şeyleri hesapsızca çok istemek

nefsinin esiri olmaktır ve bedeli taşınamayacak kadar ağır olabilir. Tercihini

kanaat ve özgürlük yerine altın kafes ve esaretten yana kullananların ödemek

zorunsa kalacağı bedeller ağırdır ve telafisi yoktur...