Kimsenin üstüne üstlük olmasa da, insanlarımız iyi niyetleri doğrultusunda ve zamanlarını boşa geçirmeyi de sevmedikleri için birçok konuya açıklık getirmeye, birçok toplumsal sorunun çözümüne kafa yormaya çalışırlar. Hani derler ya, her biri bir rehabilitasyon merkezi olan kahvehanelerimizde insanlarımız akşama kadar hükümetler kurup hükümetler yıkarlar İşsizlere iş bulurlar, evsizlere ev bulurlar, dertlilerin dertlerine derman olurlar... Partileri hizaya sokarlar, resmî, gayri resmî kurumların sorunlarına çözüm üretirler Aklınıza ne geliyorsa hatta gelmeyen konuları bile sükûnet ve sühûletle tartışıp bir sonuca bağlarlar
Farkında mısınız bilmiyorum, son günlerde herkesi bir tasa aldı: Baykal ın CHP si nasıl kurtulur Bu soruyu başka türlü soranlar da var: CHP, Baykal dan nasıl kurtulur Ciddi ciddi kafa yoranlar, yol gösterenler, CHP için çözüm üretmekte Cumhuriyet gazetesini bile sollayan gazeteler var sağ kesimde
Şu, sağ kesim dememe de pek bakmayınız. Sağ ve sol, sağcı ve solcu ifadelerinin anlamlı bir şekilde içini bir türlü dolduramıyorum. Kim sağcı kim solcu Neye göre sağcı, neye göre solcu Meselâ oy aldığı Nişantaşı, Boğaz ın iki yakası, Kadıköy gibi kesimlere bakarak CHP ye "solcu parti" demek mümkün müdür
Ülkenin ve dünyanın gerçekleriyle bağdaşmayan zihniyetin sahibi CHP yi kurtarmaya çalıyor köşelerinde "köşe yazarları" Gerçekten ülkeyi bir ayağından değil, iki ayağından, hatta bunlar da yetmiyormuş gibi eteğinden çeken bir partinin kurtarılması söz konusu olabilir mi Kurtarılırsa kime yar olur, kime yararı dokunur Ülkeye zararlı olan bir partiyi yaşatmak ne kadar ülke severliktir Bunları da anlamakta güçlük çekiyorum.
Bütün bunlara rağmen kendi haline bırakmıyorlar CHP yi Niçin Kötüye bir örnek bulunsun diye mi Solcu geçinip de solcu olamamaya bir örnek olsun diye mi Daha geniş çevrelere zarar vermesin de, bunlar bir arada bulunurlarsa daha iyi olacağı düşüncesine sahip olunduğu için mi Meselâ iyi bir şeyi anlatacaksınızdır, kötüden bir örnek verirsiniz daha iyi anlaşılmasını sağlamak için... Parti bazında da, CHP gibi olmasın demek için mi
Dikkat ediniz ben dahi mesaimi buna harcamak, zihnimi CHP ile meşgul etmek zorunda kalıyorum. Oysa ben hayırlı bir şey yazmak istiyorum. Neyi mi Diyanet i Nereden nereye demeyiniz. Örnek örnektir dedik ya! İnsanlar "fayda"sından çok "zararı" olan bir partiyi kurtarmak için bunca uğraşıyorlar da, Diyanet ve Diyanet in hizmetlerinin daha iyi olması için kafalarını yormuyorlar. Şuurlu bir şekilde camiye giden herkesin şikâyetinin olabileceğini düşünüyorum. Çünkü benim var.
Ben cami ve cami ortamının, toplumun en ideal yeri olmasını istiyorum. Birçok bakımdan örnek gösterilmesini düşünüyorum. Zihnimizi bu konuda yormalıyız. Yol göstermek için, daha iyisinin yapılmasını sağlamak için, görmeyenlere, görmek istemeyenlere göstermek için
Vakit namazları her yerde aynı yoğunlukta olmuyor, bazı merkezî camilerde cemaat oldukça yoğun, fakat iş saatleri, çalışma ortamları ve çalışma düzenleri günlük namazlara devamı engellemektedir. Fakat cuma günleri kimsenin camiye gitmesine engel olunamıyor. Bu yüzden de cemaat camilere sığmıyor. Hatta en uygunsuz mekânlarda namazın ruhuyla bağdaşmayacak şekilde namaz kılmak zorunda kalınıyor.
Camiye gitmeden önce cemaate yapılan çağrıdan söze başlamak istediğimizde karşımıza ezan çıkmaktadır. Ezanlar mutlaka İslâm ın ruhuna, estetiğine uygun hale getirilmelidir. "Gürültü" demeye dilim varmıyor, fakat birçok camide okunan ezanın "ezan"ın ruhuyla bağdaşmadığını özellikle ifade etmek istiyorum.
Eskiden yoktu diyerek sorunlardan sıyrılmanın imkânı yoktur, çünkü şimdi var. Özellikle ve de genellikle sabah ezanları ciddi sorun olarak insanların zihnini meşgul etmektedir. Bilhassa büyük şehirlerde camiler evlere, ya da evler camilere çok yakın bir durumdadır. Bu yakın evlerde her türlü zihniyete sahip insan oturmaktadır. Hasta olan vardır, çocuk vardır. Sıkıntısını bilemediğimiz nice insan yaşamaktadır. Müezzinler mikrofonu çok açtıkları için ezan, ezan olmaktan çıkmakta söz konusu insanların korkulu rüyası haline gelmektedir. İkinci olarak her camiden aynı anda okunan ezanlar sabahın sessizliğinde iyice birbirine karışmakta, ezan dinleme zevkiniz de elinizden alınmaktadır. Hele sabah ezanı Güzel sesli bir müezzinin derinden gelen bir sesle okuduğu sabah ezanını şöyle bir düşününüz.
Şu hususu öncelikle tespit edelim. "Ben insanım" diyen kimse güzele ve güzelliğe karşı çıkmaz. Ezana karşı çıkılmaması için ezanın "ezan" gibi okunması gerekir.
"O ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedî benim yurdumun üstünde inlemeli" diyen bir millî marşa sahip milletin fertlerinin elbette ezandan rahatsız olması düşünülemez. Ancak ezandan rahatsız olunmasına sebep olanlar, bu vebalin altından kalkamazlar.
İllâ bir başkasının müdahale etmesi mi gerekiyor, yanlış olan bir şeyin düzeltilmesi için Bugün Diyanet in başında "okumuş" insanlar görev yapmaktadır. Üst kadronun neredeyse tamamının isimlerinin başında "akademik unvanlar" bulunmaktadır. Bu kadro uzun zamandan beri de görev başındadır. Akademik unvanlı bu insanlardan öncelikle ezan, hutbe, kıraat, insan ilişkileri gibi "dışa yansıyan, göze görünen" Diyanet in vitrini durumunda olan hususlara çözüm üretmelerini bekliyoruz.
Bu kadronun, karşılaşılan "yeni sorunlar"a, "estetik çözümler" üretmesi gerekir. Diyanet, kendi alanına giren hususları, kızgınlığın ve kırgınlığın bir neticesi olarak çeşitli mahkeme koridorlarına ve Avrupa Birliği yasalarına bırakmadan halletmelidir.
Bu arada monolog şeklinde yapılan vaazlara da çözüm üretilmelidir. Eskiden bu tür vaazlar birer çözümdü, fakat gelişen şartlara göre birtakım yeniliklerin olması gerekir. Camilerin işlevselliğinin arttırılması için zihin yormak gerekir. Kimse bu konulara girmemeye çalışıyor. "Umutsuz vaka" haline dönüştürmeden, umut beslenen insanların, ellerini biraz çabuk tutmaları gerekir.